Ölü Kumsallar Cumhuriyeti
Sahillerdeki turizm yatırımı denilen şey; sahillerin diğer
canlılardan arındırılması, ölü kumsallar hâline getirilmesi, deniz içinde
turistleri rahatsız edeceği düşünülen canlıların uzaklaştırılması ve ince bir
kum ile özel plajlar oluşturulmasıdır.
Nerede bir turizm amaçlı yatırım varsa, orada görünüm adı
altında doğa değiştirilir. Binlerce yıldır o bölgede yaşayan canlılar ya yok
edilir ya da sürülür. Başka yerlerden getirilen çiçekler, ağaçlar ve çimlerle
yapay alanlar oluşturulur.
Arnavutluk'ta Trump ailesinin turizm yatırımına karşı bir
direniş söz konusu. Balkanlar'daki Trump yatırımlarına karşı direniş hep vardı;
çünkü onlar da biliyor ki büyük oteller oradaki doğal ekolojiyi yok edecek,
alanları yeniden düzenleyecek ve yerli halkın uzaklaştırılmasına ya da
köleleştirilmesine neden olacaktır. Yerel kızların ve oğlanların satıldığı bir
et pazarına dönüştürülmesidir.
Turizm yatırımı masum değildir. Üstelik küresel ölçekte
yapılan yatırımlar, tamamen yeni yaşam alanlarının oluşturulması anlamına gelir.
Trump ve ailesi, Gazze'de lüks bir tatil köyü kurmak için
milyonlarca yaşayan Filistinliyi, Hristiyan ve Müslüman nüfusu ortadan
kaldırmak yerine; uysal, her denileni yapan, eğlendiren ve eğlence sektörüne
hizmet veren bir alan yaratmak amacıyla soykırım uyguluyor. Aslında büyük
yatırımların hepsi görünmez bir soykırımdır.
Bugün ülkemizin birçok sahili halka kapalıdır. Daha da
kapatılması için yeni altı ve yedi yıldızlı yatırımlar yapılmaya devam ediyor.
O lüks yatırımların konukları, yereli görmeden, her şey dâhil olarak geldikleri
o izole ve steril ortamda eğlenirken parasını bırakıp gidiyor. Gönlünü
eğlendirenler için her türlü hizmet sunuluyor. O otellerde sunulan sadece yemek
ve eğlence değildir elbette; çünkü eğlencenin sınırı yoktur. İsteyene kadın,
isteyene çocuk, isteyene erkek, isteyene her çeşit uyuşturucu; isteyenin
istediğini yaptığı, bir anlamda serbest ticaret bölgesidir.
Bacası olmayan sanayi alanları birer cinayet mekânıdır.
Her cinayet araştırılmaz. Çoğu zaman cesetlerin üzerinde
tepinilir; kimse o cesetlere bakmaz, sadece eğlenmeye devam eder.
Ülkemizin en güzel koyları; birkaç zengin ve bürokrat
eğlensin, yazları birkaç gün kalsın diye yat limanları adı altında betona
dönüştürülür. Ormanlar içinde ağaçlar kesilerek lüks görünümlü binalar yapılır,
mahremiyete önem verilen havuzlar inşa edilir. Helikopter pistleri ve
korumaların kullanacağı asfalt yollarla bu alanlar birer yağlanma sahasına
çevrilir. Sonuçta para gelen yerden manzara ve doğa esirgenmez.
Turizm, diğer anlamıyla kara paranın serbest hareket ettiği
alanlardır. Eğlence için sunulan spa'larda, hizmet sektörüne uygun güzel ve
yakışıklı çalışanların ceplerine bırakılan paranın kaydı olmaz.
Eğer bir kara para varsa, onun yıkanma yerleri eğlence
alanlarıdır.
Sanayileşmiş tüm turizm yatırımları birer eğlence alanıdır.
Orada var olan tüm gelenekler, görenekler ve folklor;
eğlence sektörü için değiştirilir. Konuklar eğlensin diye içleri boşaltılır,
mekanik bir görünüme büründürülür. Seksi görünüme önem verilerek bir anlamda
seks ile gençlik iksiri dağıtılır. Yaşlı erkekler ve kadınlar orada gençleşir,
yıllık iş yaşamından kaynaklanan sıkıntılarından arınır, gençleşmiş olarak
ülkelerine dönerler. Tatil, bir anlamda spermlerin ve yumurtaların ölü olarak
birleşme alanıdır.
Sonuçta Arnavutluk'ta halk flamingo devrimini yapıyor;
bizler ise kazların tüylerini yolup konuklara kaz tüyü yastıklar sunmaya devam
ediyoruz. Bir tarafta canlıların, koyların ve yaşam alanlarının savunusu var;
diğer tarafta ise her şeyin manzaraya, metrekareye ve hizmete dönüştürüldüğü
bir düzen.
Flamingoların gittiği, yerel halkın kıyılardan
uzaklaştırıldığı, koyların betona gömüldüğü yerde geriye sadece kumsal kalmaz;
geriye ölü kumsallar kalır. Çünkü bir kıyıyı kıyı yapan yalnızca deniz ve kum
değildir; onunla birlikte yaşayan canlılar, insanlar, gelenekler ve hafızadır.
Biz de her yaz biraz daha büyüyen bu Ölü Kumsallar
Cumhuriyeti'nde yaşamaya devam ederiz. Flamingolar gider, müşteriler gelir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder