15 Mayıs 2026 Cuma

Bir İşgalin Doğurduğu Devlet

Bir İşgalin Doğurduğu Devlet

15 Mayıs 1919 günü İzmir işgal edildi. İşgal başladığında, henüz İstanbul’dan hareket etmiş ve Samsun’a doğru yol alan gemi denizdeydi. Denizlere açılmasına izin veren İngiliz istihbaratı, aynı zamanda İzmir işgali için Yunanistan’daki siyasal dönüşümü de destekliyordu. Çünkü Yunan kralı, “Küçük Asya”ya doğru bir seferi doğru bulmamış, yapılan tüm telkinleri reddetmişti. Darbe ile iktidara gelen Eleftherios Venizelos ise İngiltere’nin arzuladığı politikayı uygulamaya başlamıştı bile.

Peki, İngilizler neden İzmir işgaline izin vermişti?

Çünkü Balkanlardan sürgün edilen, sayıları milyonları bulan bir halka yeni bir devlet gerekliydi. “Hasta adam” artık ölmüştü; yerine yüzünü Batı’ya dönmüş yeni bir düzen kurulmak isteniyordu. Yıkılan imparatorluğun mirası üzerinden ders çıkarılmış, Batı ile yeniden büyük bir çatışmaya girmeyecek bir yapı tasarlanmıştı. En önemlisi ise Balkanlardan uzaklaştırılan halkların, Balkanlarda işlenen insanlık suçları konusunda bir daha hesap sormayacak olmasıydı. Yeni Balkan düzenini kabul eden bir devlet gerekiyordu.

Çarlık yıkılmış, yerine işçi devleti kurulmuştu. Lenin, yeni sistemi ayakta tutacak reformlarla uğraşırken güney sınırlarında oluşan yeni yapılanmaları da dikkatle izliyordu. İngiliz ve Sovyet Rus çıkarlarının bu geçiş coğrafyasında kesişmesi kaçınılmazdı. Çünkü devletler için mutlak düşmanlık değil, çıkarların sürekliliği belirleyiciydi.

Moskova Patrikhanesi eski gücünü kaybetmişti. Fener Patrikhanesi ise yalnızca Yunanistan sınırları içinde etkili olacak kadar küçülmüştü. Balkanlarda ortaya çıkan her yeni kilise artık Fener’den bağımsız Ortodoks kiliseleri olarak şekilleniyordu.

Yeni sınırları İngiliz çıkarları belirliyordu.

Yunanistan’ın İzmir’de sahneye çıkması, Anadolu’da İstanbul Hükûmeti’nden bağımsız yeni bir devletin doğuşu için gerekli zemini oluşturacaktı. Çünkü Osmanlı’dan ilk kopan ve devletleşen yapı Yunanistan olmuştu. Şimdi ise Anadolu’ya göç etmiş Balkan muhacirleri, yeniden bir varlık mücadelesinin içine sürükleniyordu.

Samsun’a çıkan ve İngilizler tarafından geçişine onay verilen kadro, Anadolu’da kurulacak yeni devletin ilk nüveleri olacaktı.

Güya Karadeniz’de Pontuslulara karşı saldırıları durdurmak için yola çıkanlar, kısa süre içinde Sovyetlerden gelen askerî kıyafetleri giyen ve Pontuslulara karşı saldırıları organize eden Topal Osman ile buluşacak ve Anadolu’nun sert yolculuğu başlayacaktı. Çünkü Karadeniz’de dolaşan yalnızca yerel milis güçleri değildi; kuzeyden gelen silahlar, yeni ittifaklar, büyük güçlerin çıkarları ve çatışmaları da bu savaşın görünmeyen tarafını oluşturuyordu.

Anadolu topraklarında ilk büyük hesaplaşma Karadeniz’de yaşanacaktı. Pontuslular ve yeni oluşan milliyetçi/ümmetçi hareket aynı coğrafyada birbirine karşı konumlanacaktı.

Pontuslular kendi topraklarına kanlarını bırakacak, Amasya’da kurulan darağaçlarında yağlı urganlar Hristiyan azınlığın önde gelenlerinin boyunlarına geçirilmiş şekilde sallanacaktı.

Erzurum’da, İttihat ve Terakki tarafından boşaltılmış bir okul binası yeni devletin kuruluş ilkelerinin şekillendiği mekân hâline gelecekti. Çünkü semboller önemlidir; devletler yalnızca toprak üzerinde değil, anlamlar üzerinden de kurulur.

Belki de İzmir işgali olmasaydı Ankara’da oluşan meclis başarılı olamayacaktı. Çünkü Anadolu’daki farklı unsurları aynı hedefte bir arada tutan şey, Yunan ordusunun “Küçük Asya” içlerine doğru ilerliyor olmasıydı.

Resmî tarihin “Kurtuluş Savaşı” olarak anlattığı süreç, büyük ölçüde Yunan ilerleyişine karşı Batı Anadolu’da oluşan direnişin adıdır.

İngilizlerin uzun vadeli siyasi planları bu süreci yukarıdan izliyor, masa başında şekillenen projeler sahada hayat buluyordu. Avrupa’nın uzun süredir taşıdığı “Türk sorunu”, yeni sınırlar ve yeni devletler üzerinden çözüme kavuşturulmaya çalışılıyordu.

İngilizler, denetimlerinde şekillenen devletlerin sınırlarını çizerken geleceğin krizlerini de sınırların içine bırakıyordu. Halklar arasında kalıcı bir barış değil, sürekli bir gerilim üretiliyordu. Keşmir’de uygulanan yöntemlerin benzeri Kürt coğrafyasında da görülüyordu. Kürtler dört parçaya ayrılıyor, sınırların belirleyici unsuru hâline getiriliyordu.

Yeni kurulmakta olan ulus devlet ise homojenleşme politikaları doğrultusunda ortaya çıkan tüm isyanları sert biçimde bastırıyordu. Bu durum, İngiliz çıkarlarına zarar vermediği sürece sessizce kabul görüyordu. Aynı şekilde kuzeydeki Sovyet işçi devletinin çıkarları da birçok noktada İngiliz politikalarıyla kesişiyordu. İsyanlar kanla bastırılırken büyük güçler yeni iktidarı sessizce onaylıyordu.

Bu yüzden İzmir işgali yalnızca bir işgal değildi. Aynı zamanda Cumhuriyet’in kuruluş süreci için Samsun’dan önce atılmış ilk adımdı.

Çar Nikola ile İngiliz kraliyeti arasında şekillenen büyük planlar, çarlık yıkılmış olsa bile işlemeye devam etti. Birinci Dünya Savaşı sonrasında emperyalist güçler, kendi çıkarlarına uygun yeni devletler kuruyor ve yeni sınırlar çiziyordu.

Ve bazen bir işgal, yalnızca bir toprağın kaybı olmaz.

Bazen bir işgal, yeni bir devletin doğumu için atılan ilk adım; sıkılan ilk kurşun olur.

Hiç yorum yok: