Emperyalist Masalarda Yazılan Savaşlar
İran’ın kâğıttan aslan olduğunu bir kere daha gördük. Şeytan
ile imzaladıkları anlaşma sonunda onların da kafasını yedi. Milyonlarca insanı
öldüren Hamaney’in ölmüş olması; çevre ülkelerde, Alevilerde, Şiilerde,
komünistlerde bayram olması gerekirken, onu öldüren Amerikan silahları yüzünden
hüzünlüymüş gibi yapanların hepsi günümüzün birer “Faust”udur.
Goethe bir Ortadoğu hayranıydı; o uzun eserini bize bakarak,
yıllara yayarak yazdı. Bizleri yönetenlerin, kaderimiz ile oynayanların ve
dolayısıyla bizlerin ruhu, şeytana kanlarımız ile atılmış imzalarla satıldı.
Bizim satıştan haberimiz yok; çünkü bakın şimdi özelleştirmelere: satılan
fabrikalara, kurumlara… Çalışanların haberi olmadan patronları değişiyor. Kime
hizmet ettiği bilinmeden sermaye için çalışan işçiler de, satılan kurumun ya da
fabrikanın eşyaları gibi devrediliyor. Bu satışlar ancak bittikten sonra,
oradan ekmek yiyenlerin haberi oluyor. Sadece fabrika mı? Ülkelerde de bu konuda
tıpkı fabrikalar gibi değil midir? Sonuçta ülkeleri de yönetenler CEO’lar değil
midir?
Bugün —12 gün süren savaş ve devam eden saldırılar— İran’ın
yaşadığını tüm Ortadoğu ülkeleri de sırası gelince benzer şekilde yaşayacaktır.
Çünkü satılan ülkede, fabrikada yaşayanlar, ekmek yiyenler kimin şeytan ile
kanıyla imza attığını bilemez. Bizler hep sonucu yaşarız. Kilisenin
korumasındaki bakire kız, Faust tarafından hamile bırakılır; kardeşi yine Faust
tarafından öldürülür. Trajediyi ise günahsızlar, sevdiklerinin katil olduğunu
bilmeden yaşar. Bizler bakire Meryem değil miyiz? Birden, babası aslında belli
olan ama belli olmadığı için recm edilmeye çalışılan; ama nedense recm edilmek
yerine doğuma izin verilen ve ortaya çıkan ürüne de “piç” denilen bir düzenin figürleri
değil miyiz?
Faust baştan çıkardığını öldürdü; ben seviniyorum. Ölsün bir
katil. Katili bir katil öldürmüş. Önemli olan, masumların o katillerin
iktidarını yok edip onları kovmasıdır. O yapılamadığı sürece, yesinler
birbirini katiller; nasıl olsa ölen de biziz, trajediyi yaşayan da biz olmaya
devam edeceğiz. Bir katil öldü, seviniyorum. Tüm siyasi İslamcılar da
öldürülsün. Siyasi dincilerin hâkim olduğu tüm ülkelerde trajedi, dram ve
travma çoktur. Ancak ve ancak onların iktidarının sonlanmasıyla belki geçmişle
yüzleşmek için bir fırsat yaratılır.
Savaşlar saç ayaklar üzerine oturur. O saç ayakları olmadan
savaş ateşi yanmaz!
İstihbarat, lojistik, para, savaş yapılacak alan… Parasız
savaş olmaz, değil mi? Peki, paran varsa ama istihbaratın yoksa, paranın bir
anda borsa oyunları ile uçmayacağını kim garanti edebilir?
İstihbarat, savaşın vazgeçilmezidir. İran özelinde anlatılan
tüm hikâyelerde iki istihbarat öne çıkıyor: Mossad ve CIA. Fakat gerçek daha
farklıdır; çünkü İngiliz ve Alman istihbaratı olmaksızın bu iki istihbarat
orada çölde kutup ayısı konumunda olur. Aynı şekilde Rus istihbaratı da
güçlüdür. Rusya izin vermediği sürece bu operasyon olmazdı. Çin’e sorulmuş
mudur? Elbette sorulmuştur. Onların da gönülsüz şekilde izin vermek zorunda
kaldığını düşünüyorum; çünkü Çin’in yerleşik politikası silahlı yayılma yönünde
değildir. Afrika içindeki Çin yayılmacılığını incelerseniz, bu gerçekle
karşılaşırsınız.
Emperyalizm küreseldir; başlangıcından bugüne küreseldir.
Emperyalist güçlerin ittifakı ile bu güce dönüşür. Emperyalist devletler
arasında anlaşmalar ve ittifaklar olmadan bu küresel güç hareket edemez.
“Kahrolsun Amerikan emperyalizmi, Siyonist İsrail!” Şimdi bu
sloganın içinin ne kadar boş olduğunu ispat etmek için uğraşmayacağım. Çünkü bu
slogan dışında fikir üretmeyenlerin ne kadar ciddi olduğunu toplum içindeki
karşılığında görmek bile önemli değildir; bu durum, tarih bilgisinin ne kadar
eksik olduğunu gösterir. Görünen ile kavga etmek dışında kavga edemeyenlerin
zaferi olmaz.
Siyonist devlet İsrail’de senin içinde bulunduğun devletin
siyonist politikası yok mu? Elbette var. Her devletin benzer politikası vardır;
çünkü ulus devlet olmanın koşullarından biridir.
İran işgali olarak nitelenen bu saldırının doğusunda
gerçekleşen başka bir savaş, dumanların arasında yok oluyor.
Pakistan–Afganistan savaşı birden unutuldu ve Pakistan’daki Amerikan
Konsolosluğu’na saldırı öne çıkarıldı. Tüm İslam devletlerinde Amerikan
konsoloslukları önünde protestolar olacaktır; çünkü bu, güdülenmiş bir
davranıştır. Bu kaçınılmazdır. Bunu Amerika da bilir, o ülkelerin idarecileri
de bilir.
İran Devrimi olarak adlandırılan, Şah’ın kovulması ve
Humeyni’nin iktidara gelişi sürecinde Amerikan Konsolosluğu’nun işgali bir
senaryoydu. Ölenlerin pek önemi yoktur; önemli olan etkisidir. Yeşil Kuşak
politikasının uygulanması için bir iki kişi kurban verildi. Irak’ın İran’a
saldırması, Tudeh’in tasfiye edilmesi ve idamlar için fırsat oldu; mollalar
iktidara oturdu. O savaş olmasaydı, mollalar iktidara tek başına oturamayacak,
kaos sürecekti.
Bunun senaryosu emperyalist devletlerin masalarında yazılır;
çoğu da gerçek olur. Güdülerle oynarlar, algıları yönetirler; tarih bilinci
zayıf olan siyasi hareketlerin bir bölümünü Don Kişot gibi yel değirmenlerine
saldırtırlar. Sancho Panza’lara da tarih yazdırırlar.
Sonuç olarak, Ortadoğu’da yaşanan çatışmalar yalnızca
silahların veya orduların işi değildir; bu savaşlar, emperyalist güçlerin
masalarında yazılan senaryoların birer yansımasıdır. Halklar, tıpkı Faust’un
trajedisinde olduğu gibi, kendi kaderlerini bilmeden oyunlara sürüklenir;
masumlar trajediyi yaşar, suçlular ise güçlerini sürdürebilmek için birbirini
tüketir. Savaşın gerçek kahramanı veya düşmanı yoktur; sadece planlanan ve
uygulanan güç oyunlarının gölgesinde kalan insanlar vardır. Eğer bu oyunların
arkasındaki güçler çözülmez, algılar yönetilmeye devam ederse, bizler hep aynı
trajediyi, farklı zamanlarda tekrar tekrar yaşayacağız. Bu nedenle, yalnızca
ölenlerin değil, düzeni ve güç ilişkilerini görebilenlerin bilinçlenmesi
yetmez; tarihin aynı hatalarını tekrar etmemesi için, bilinçli olanların
örgütlenip değiştirenler hâline gelmesi gerekir, işte o zaman bir umut doğar.
İsmail Cem Özkan