Logo Konuşur
Her atılan ilk adım amatör olur; zaman içinde oturur. Çünkü
belirleyici olan para ve onun hükmettiği medyadır. Medya görünümü öne çıkınca
logo gibi şeylerin önemi artar. Mahalle spor takımlarının bile logoları daha
ustaca düşünülür, yapılırken; ülke yönetimine aday bir partinin logosu mizahi
konu oluyorsa, bu bir anlamda görünürlüğü artırmak için kullanılan stratejik
bir adım olduğu düşünülebilir...
AKP'nin ilk logosunu anımsayan var mıdır?
Zaman içinde bugün kullandığı logoya kavuştu...
Çağrışımları bol olan bir logo; bir yandan Amerikan Özgürlük
Heykeli'ni, diğer yandan LED lambaların bu kadar yaygın kullanıldığı bir
dönemde klasik Edison ampulünü çağrıştırıyor...
Usta insanlara sipariş edilen logolar, onlara ödenen paranın
karşılığını alır...
Siyasi partilerin logoları amatörce, yapay zekâ ürünleri ile
yapıldığı an gerçek amacını ortadan kaldırır. Yapay zekânın gazına gelmiş
olabilirsiniz...
Bir de her şeyi çok iyi bildiğini düşünenler vardır; onların
öngörüsüzlüğü de olabilir...
Sonuçta kamuoyu önüne çıkan siyasi parti, kendi hedef
kitlesini, duruşunu, logo ile ilk anda seçmenine vermeyi düşünür...
12 Eylül sonrası Demirel parti kurdurtuyor. Cindoruk kurucu
başkan olacaktır. Tüm grafikerlere çağrısı oldu: "Gelin, partimizin
logosunu birlikte yapalım." diye... Aslında çoktan belli olan logo, diğer
grafikerlere düşünme fırsatı vermiş oldu...
Gelen grafikere nasıl bir logo istediğini soruyor, sonra
kendi düşüncesini ortaya koyuyordu...
Aslında Demirel isteniyordu...
Sonuçta Demokrat Parti logosunu da çağrıştıran Demirel
oluşturuldu! Demir değil elbette; el... "Dur" işaretine benzer!
"Dur seçmen, nereden geldiğimizi anla." diyordu,
bas bas bağırıyordu logo...
Zaman içinde Doğru Yol Partisi ile birleşirken Demirel, AP
logosunun da yeni yorumunu taşıyarak Cumhurbaşkanlığına giden yolu açacaktı...
Yeni parti logosu nereden geliyor?
Kime ne anlatıyor?
Logo olsun da nasıl olursa olsun" anlayışını içeren bir
çalışma. Sanırım grafikere para vermemek için yapay zekânın muhteşem fikri! :)
"Yeni" diye başlayınca, Yeni Rakı vurgusu öne
çıkarıldı...
Bu bir algıda seçicilik özelliği olsa gerek. Yeni Rakı,
alkol; yasak ya da ÖTV ile kaç katına çıkan, devlet hazinesini besleyen önemli
bir kaynak...
Sonuçta logo nasıl olursa olsun, o "yeni" ile Rakı
çağrışımı kaçınılmaz olacaktı. Çünkü bizde "yeni", Rakı'dır!
İktidar her "yeni"yi kötülerken, Yeşilay sloganını
üretir...
Akılda kalan şey; alkol kötü şeydir, yeni olan parti de
kötüdür...
Bu algı hemen sosyal medyada işledi...
Bu seçim yatırımıdır...
Benim beklentim ise bambaşka bir şeydi, yürüyen adam üzerine
oturacak ya da insanlar olarak düşünülmüş bir logo olmasıydı. Çünkü yeni olan,
TOMA kapısına çıkıp yumruğu havaya kaldırmaktı...
Beklenti farklı ama beklentiye yanıt vermeyen bir durum söz
konusu...
Erdoğan'ın bu "yeni" partinin adını verirken
dolaylı etkisi olduğunu düşünüyorum. Çünkü krizi yönetemeyenlerin yenisi,
eskiden çok uzağa düştü...
Sosyal demokrat vurgusu yerini, merkez, İslami, sağ
siyasetin alacağı; yani bir Türkiye koalisyonu olacağı düşünülen partiye
bırakmış...
Eğer sosyal demokrat olması düşünülseydi, zaten tabelada
yaşayan bir SHP vardı...
Başarılı bir geçmişi vardı ama İstanbul seçiminde belediye
başkanı adayı koyarak Erdoğan'ın yolunu açmıştı...
Sanırım bundan dolayı tabela partisi yerine yeni parti
kuruldu...
Şimdi soru şu: Bu kurulan yeni parti, bize "yeni"
olarak sadece Erdoğan'ı yeneceğiz demekten başka ne söyleyecek?
Yeni partinin; yeni bir stratejisi, yeni bir yolu, yeni bir
duruşu olması gerekli. Fakat bize, milletvekilleri ile acele şekilde kurulmuş
bir siyasi partinin geçmişin tortularını, CHP içindeki kaosu, kriz
yönetememesini yeni olana taşımış olduğunu gösteriyor...
Sorun yalnızca logo değildir; logo, arkasındaki siyasi
anlayışın ilk görünen yüzüdür. Örneğin Deniz Baykal, 12 Eylül öncesi CHP
içindeki hizbin başıydı ve sürekli Ecevit ile rekabet içindeydi. Deniz Baykal
ve arkadaşları ancak 12 Eylül askerî darbesi sonrası partinin başına
geçeceklerdir.
Bülent Ecevit CHP’si, "ortanın solu" iken; Deniz
Baykal'ın CHP'si, anayasanın ruhuna uygun ikinci parti; sadece muhalif kal,
para ile kal, seçmenini oyala, yerelden elde edeceğin belediye başkanları ile
seçim dönemini kurtar stratejisi ile bir gelenek oluşturdu...
Bu gelenek henüz yenilmiş değildir. Çünkü Kılıçdaroğlu ile
Özgür Özel'in kavgası bize yeni bir siyaseti sunmadı. Parlak sloganlar, parlak
söylemler; popüler ve genç ile eski, yaşlı adamın kavgası olarak yansıdı...
Kılıçdaroğlu’nun sessizliği iktidarın “muhalefeti dağıt, yeniden biçimlendir” politikası içinde politik güce dönüştü ve o güç 'mutlak butlan' ile
hayata geçirildi.
Kısaca; Baykal'ı parti liderliğine getiren 12 Eylül, Kılıçdaroğlu'nu
iktidara taşıyan ise mutlak butlan... Özneler farklı, yol farklı ama sonuç
ortaktır.
Sonuçta "bir bilen", "derin devlet",
"devlet aklı"... Hâlâ görevde demek isteniyor... Çünkü logo, partinin
ilk cümlesidir. Dinlemeyi bilen için çok şey söyler.