Zafer Değil, Ertelenmiş Yenilgi
Madenciler maaşlarını alma mücadelesini kazandı. Ama daha sonrası? Çünkü çoğu
işsiz kalacak. Yeni iş arayacaklar. Bankaların alacaklarını faizle
aldıklarında, şirketten gelen paranın havada—pardon, havale sırasında—eridiğini
görecekler...
Kazanmak güzel ama zafer değildir. Bir işçinin çocuğunun geleceği
düşünüldüğünde, ne yazık ki kazanımlar çok kısa sürede eriyor...
Netaş grevi olmuştu. İlk büyük grev; Ankara ve İstanbul merkezliydi. Bağımsız
Otomobil-İş Sendikası liderliğinde... Ben de o grevin bir parçası oldum.
Ankara'da "Dayanışma" adında bir sergi açtım. AST Sahnesi'nde
"Bu Zamlar Bana Karşı" adlı Yılmaz Onay oyunu oynandı... İşçilerle
birlikte sahnede yerimi aldım. Her gün büroda neler yaşandığına şahitlik ettim.
Grev son dakikada başarıyla bitti. Elbette büyük bir başarı elde etmiştik.
Sonuçta ölü toprağı öyle bir atıldı ki toprağa düşen filiz verdi ve diğer
grevlerin, Büyük Madenci Yürüyüşü'nün ve TEKEL direnişinin yolunu açtı...
Peki, greve giden işçilere ne oldu?
Çoğu işsiz oldu; işten atıldılar... Birçoğu yaşamın içinde esen sert
rüzgârlarla ailelerini kaybetti... Tek başlarına, çaresizce, ölümün soğuk
toprağı onları bekledi...
Bazıları bu zaferi kendi kariyer basamaklarına dönüştürdü; kitaplar yazdı,
söyleşiler verdi. Ama o grevin omurgasını oluşturan, geçmişin TKP üyesi maden
işçilerinin neferleri?
Dostum, arkadaşımın ölüm ilanını tesadüfen gördüm. Cesedini tıp fakültesine
bağışlayarak bu dünyadan göçüp gitmiş...
Grevin bir yüzü vardır, bir de diğer yüzleri... Önemli olan, o başarıdan sonra
olanlardır... Zafer, tüm işçilerin işyerlerinde işbaşı yapmasıdır. Aksi hâlde
kısa süreli başarı, uzun süreli sefaletin de kapısını aralar...
Kriz anı, gerçek pozisyonları açığa çıkarır.
Kurtuluş Parkı direnişi bir kırılma noktasıydı... İşçilerle birlikte olanlar ve
onlara seyirci kalanlar...
Meydanda onlarla birlikte açlık grevi yapan liderler; meydanın dışında
kırlangıç sallayanlar... Gaz yerken işçilere destek verenler; o sırada başka
toplantılarda, proje parası almak için poz verenler...
Sonuçta işçinin dostlarıyla dostmuş gibi görünenlerin ayrışmasını yaşadık...
Sınıfın temsilcisi partilerin liderleri, işçiler gaz yerken nerede duruyordu?
Polis ve devletin nerede durduğu ortadayken, 1 Mayıs için meydana çağıranlar
nerede duruyordu?
Şehir şehir, ülke sathında bu direnişi genişletmek yerine Kurtuluş Parkı'na
hapseden bir anlayışın siyasi zafer kazanması mümkün mü? Elbette değil. Ama
eldeki güç ancak bu kadarını yapardı. Sonuçta direniş; para, dayanışma ve
arkasında duran sağlam bir irade demektir...
Kurtuluş Parkı'ndaki direnişte sağlam bir irade ve işçi birliğini gördük. Ama
onları ayakta tutacak dayanışma?
Dışarıdan bir-iki kırlangıç sallamakla dayanışma olmadığını gördük...
Göstermelik şube başkanlarını göndermekle olmuyor...
Hak-İş, Bursa'da İskender yemek için yandaşını 1 Mayıs alanına çağırmış; diğer
yanda Kurtuluş Parkı'nda açlık!
Sol, bu direnişi neden ülke sathında ve her iş yerinde öremediğini sorgulamak
gerekmez mi?
Ve eğer işçi ertesi gün işsizse, o grev kazanılmış sayılmaz.
Sadece yenilgi biraz geciktirilmiştir.
İsmail Cem Özkan