Türkiye’de Laiklik Tartışması ve Seküler Yaşam Gerçeği
Türkiye’de uzun yıllardır “laiklik” kavramı üzerinden bir
tartışma yürütülüyor; ancak gerçekte tartışılan şeyin laiklik değil, seküler yaşam
tarzı olduğu kanaatindeyim. Çünkü ortada gerçek anlamda yerleşmiş bir laiklik düzeni
bulunmadığı hâlde, onun savunulduğu iddia ediliyor. Oysa olmayan bir şeyin
savunusu yapılamaz. Eğer dürüst bir ifade kullanılacaksa, “laikliği savunuyoruz”
yerine “seküler yaşamı savunuyoruz” denmelidir. Bugün Türkiye’de yaşanan
gerilim de zaten seküler yaşam ile din merkezli siyasal ve toplumsal anlayış
arasındaki çatışmadan ibarettir.
Laiklik gerçekten var olsaydı, dinin kamusal alandaki konumu
ve farklı inanç gruplarının statüsü bu kadar tartışmalı olmazdı. Cumhuriyet
tarihi boyunca din, devletle olan bağını hiçbir zaman tamamen koparmadı; sadece
halifelik kurumu biçim değiştirdi. Bu nedenle “laik devlet” söylemi ile pratik
arasındaki çelişki, günümüz tartışmalarının temelini oluşturuyor.
Bu çerçevede siyasal partilerin konumlanışı da dikkat çekicidir.
Teorik olarak seküler yaşamı savunması beklenen Milliyetçi Hareket Partisi
(MHP)’nin söylem ve pratikte farklı bir çizgide durduğu görülüyor. MHP’nin
zaman zaman dinî referanslara yaslanan bir siyasal dil kullanması, sekülerlik
iddiasıyla çelişkili bir görüntü ortaya koyuyor. Öte yandan devletin kurucu
partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile MHP arasında sanıldığı kadar
keskin bir ideolojik ayrım yok. Özellikle kadro geçmişlerine bakıldığında, iki
parti arasında tarihsel ve sosyolojik geçişkenlik bulunduğu açıkça görülür. 27
Mayıs darbesi sonrası oluşan MHP, CHP kadroları ile darbenin gerçek sahipleri
konusunda yaşanan çatışma, sürgüne gidenlerden oluşmuş olması dışında kadro düşüncesi
açısından fark yoktur.
MHP’den CHP’ye geçişin görece kolay; ancak CHP’den MHP’ye geçişin
12 Eylül öncesi siyasal şiddet mirası nedeniyle daha zor olduğu gerçeği ile karşı
karşıyayız.
Laiklik meselesinin en somut yansıması ise Aleviler
üzerinden yürüyen tartışmalarda görülmektedir. Eğer Türkiye’de laiklik tam
anlamıyla yerleşmiş olsaydı, Cemevlerinin statüsü bugün hâlâ tartışma konusu
olmazdı; camiler hangi hukuki konuma sahipse, Cemevleri de aynı statüye sahip
olurdu. Ancak Alevilerin inanç mekânları ve ibadet biçimleri hâlâ siyasal ve
ideolojik tartışmaların konusu yapılmaktadır.
MHP lideri Devlet Bahçeli, Hacıbektaş ilçesinde büyük bir
Cemevi yaptırdı. Bu elbette büyük beklentilere yol açtı; çünkü Devlet Bahçeli’nin
Kürt açılımını “Terörsüz Türkiye” adı verilerek, öncelik güvenliğe verilerek
yapması, Alevi açılımı konusunda bir beklenti yaratmıştı. Bu beklenti, Cemevi
açılışında gerçekleşmedi; ancak soldan sağa savrulan Yavuz Bingöl’ün sesi ve
sazı eşliğinde açılım gerçekleşti. Oraya gidenler, Bahçeli gelir diye bekledi;
ancak sanırım ittifak ortağı “henüz erken gitme” demiş olmalı ki Alevi açılımı
yapılmadı; ama Cemevi açılmış oldu.
Alevilere Kültür Bakanlığı’nda bir kürsü verildi. Orada devşirme
Alevilere aylık maaş bağlandığı, ne kadar Türk olunduğu, Hacıbektaş denen adamın
Çepni Türkü olduğu, ibadetinin ve yazılarının Türkçe olduğu iddia edilen sohbetler
yapılıyor. Alevilerin içinden Kürtleri dışlamak, onların ibadetinin Türkçe olduğunu
iddia ederek Aleviliği Türk dini veya mezhebine dönüştürme girişimleriyle MHP’nin
Alevi açılımının ipuçları veriliyor.
Sonuç olarak, Türkiye’de “laiklik” kavramı çoğu zaman bir
retorik unsur olarak kullanılmakta; ancak uygulamada farklı inanç gruplarının eşitliği
ve devlet karşısındaki tarafsızlık ilkesi tam anlamıyla hayata geçirilememektedir.
Gerçek bir laiklik düzeni kurulmuş olsaydı, ne seküler-dinci gerilimi bu kadar
keskin olurdu ne de Alevilerin varlığı ve ibadet yerleri sürekli tartışma
konusu yapılırdı. Bu nedenle mesele, laikliği savunup savunmamak değil; gerçekten
var olup olmadığını ve ne ölçüde hayata geçirildiğini sorgulamaktır.
İsmail Cem Özkan