Örgütlü Hayatlar, Kârlı Sonuçlar
Bir insan her zaman örgütlü olmanın ne kadar değerli
olduğunu düşündü, hayatını hep örgütler içinde geçirdi ve geçirmeye de devam
ediyor. O örgüt içinde olmanın en önemli gerekliliği, yönetici ya da karar alan
yerde olmanın önemini de bilirdi; çünkü o sıradan bir üye olamazdı, etkilemek,
değiştirmek ve gelişmek için üst kademelerde olmanın önemini bizzat örgüt içine
girdiği an anlamıştı. Yönetici olmak sorumluluk demektir, içeriye düşmek,
sorgulanmak, hedef olmak anlamına da gelirdi; örgütlü olmak bir anlamda risk
taşımaktır.
Muhalif olmak bazı insanlar için doğuştan kazanılmış bir
özelliktir; çünkü ötekileştirilmiş bir ailenin içinde olmak, inancı, ırkı
nedeni ile hâkim gücün ötekileştirdiği insanlara muhalif olmak dışında başka
seçenek bırakılmamıştır. Okumuş olması dahi bu öteki olmayı ortadan kaldırmaz.
Bir arkadaşım uluslararası ilişkileri birincilik ile
bitirmiş olmasına rağmen Dışişleri Bakanlığına en alttan dahi memur olamamıştı.
O iş başvurusu yaptığında öğrenecekti; çünkü gayrimüslimlerin orada görev
alması mümkün değildi...
Sonuçta örgütlü olmak sadece iktidara, devlete ait bir şey
değildir; devletin dışladığı kesim için de önemlidir. Bir anlamda kendi
kimliğini o örgütsel ilişkiler içinde tanımlar. Bağımsız, bireysel hareket
etmek risklidir; çünkü arkanda "dayısı" olmayanın başarısı ancak
tesadüflere kalır... Bu yüzden bazı siyasi liderlere dayı denir, bazılarına
reis; hangi coğrafyada olduğuna bağlı olarak lakaplar değişir. Hocam, dede,
abi, ihtiyar... gibi kavramlar da kullanılır, zaman içinde ortaya çıkmış
kavramlardır; her kelime anlamı dışında yeni anlamlara kavuşur...
Ülkemizde her olumsuz bir yerde kariyer yapan olunca,
geçmişinde biraz solculuk olunca işte Devrimci Yolcu yaftalaması hemen ortaya
çıkar. Dev-Yolcular ancak bu işe talip olur algısı oluşturuldu; çünkü Devrimci
Yol örgütsel yapısı içinde her kişi kendisini Devrimci Yolcu olarak tanımladığı
sürece Dev-Yolcudur anlayışı vardır, yani örgütsel ilişki ve birey olan yapısı
çok esnektir. Örgüt üyeleri kaydı ancak polis kaydı yapar, mahkemeler ise
tescil ederdi. Yani örgüt üyeliğini örgüt içinde kabul eden ya da reddeden bir
makam ya da oluşum yoktur!
Erdoğan başdanışmanının birinin geçmişi TKP ile ilişkisi
olması ya da başka bir sol yapı ile geçmişi olan biri olmasına rağmen onlara karşı
fazla söz edilmez ama geçmişi Dev-Yol olan biri üzerine gitmek, öte yandan
Dev-Yol'u tukaka yapmak daha kolay oluyor sanırım; çünkü gönüllü örgüt
ilişkisi, örgütün esnek örgütsel yapısı bu bağın kurulmasına ortam hazırlıyor...
Örgütte olmak, direniş için kurulan bir yerde kendini
güvende hissetmektir. Arkanda birilerinin var olduğu anlamına gelir ve asla
"yalnız" yürümeyecektir.
Nejdet Saraç olayında da gündeme geldi. Yıldırım Kaya, daha
öncesi Tele1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ... Bunlardan sadece birinin
geçmişinde Dev-Yol kavramı olmuş ama diğerlerinin geçmişinde daha farklı siyasi
gelenekler var, hayata bakışları çok farklıdır. Elbette ticari hayat ve
Dev-Yolcuların kitle içinde kalabalık olması, elbette farklı olan geçmişlerin
üstünü örten "ben de sendenim" dememişlerdir ama öyle imalarda
bulunulmuştur. Onların hangi örgütsel geçmişe sahip olduğu mahkeme
tutanaklarından bulunabilir, bana düşmez onların geçmişini yazmak...
Adını andığım insanların hayata bakışı örgütlü olmanın
önemini ortaya serer. Onlar hiçbir zaman bir anda örgütsüz olmamıştır, amacına
giden yolda her örgütsel ilişki içinde yer almışlar ve hep kendilerini öne
çıkarmışlardır... Ayrılırlar ve yeni alanda kendilerinin var olabileceği yaşam
alanları yaratırlar ve geçmişin söylencelerini de yanlarına alırlar; sözlere,
ne yaptıklarından daha çok önem verilir. Geçmişin o şanlı (!) yıllarının hiç
bitmeyen destansı içinde oluşturulan romantik algılar ile o süreci bilmeyenlere
parlatılmış bir algı oluştururlar... Geçmişin o pırıltılı günleri onlara
beklemedikleri kapıları aralar ve orada ekonomik ilişkileri kovalarlar. Sonuçta
bu insanlar her şeyi para için yapar ama para sanki önemsizmiş gibi gösterilir.
Kendilerini ucuza pazarlamazlar; sonuçta isimleri vardır, o isimlerini ve kariyerlerini
daha popüler tarafa taşırlar...
Bugünlerde AKP tarafına geçenler, AKP eli ile muhalefetin
"kontrollü" hâle getirilmesi, "kontrollü" seçimlerde
başarısına başarı katmak, yenilmez gibi algılarını korumak adına siyasi
atmosferde muhalefetini biçimlendiren olma algısını artırmak için uğraşıyor.
Ekonomik krizin bu kadar yakıcı olduğu zamanda tek başına başaracağı bir iş
değildir; muhalefeti kendi dahi olsa yenilmesi muhtemeldir. Bunu Kemal
Kılıçdaroğlu yenilgisi ile travmanın gün yüzüne çıkmasına sebep olduğuna
inanıyorum; çünkü Kemal Kılıçdaroğlu'nun kendi seçtiği delegeler kendisini
seçmemiş, oğlunu seçmiş; bu sayede parti içinde oluşmuş padişah geleneğinin
sonucu yaşanmış durumda. Tek parti, tek lider, tek karar verici kavramı CHP
içinde oğul-baba çatışmasında yıkılmıştır. Bu durum siyasi atmosferin dağılması
anlamına gelir. Erdoğan'ı endişelendiren de bu durumdur; hesaplayamadığı bir
lider çıkar ve kendisini parti liderliğinden alırsa, geçmişte savcısı, hâkimi
olduğu davalarda geçmişe yönelik bir yüzleşme yaşanacağı endişesi...
Erdoğan bugüne kadar herhangi bir konuda ne hesap vermiş ne
de hesap sorulmasına izin vermiştir. Gezi süreci bir anlamda bu muktedir olan
ile yüzleşmek anlamına gelir. Gezi sürecinin sönümlenmesini çok iyi kontrol
etmiş ve ülke sathındaki olayları bir anlamda sönümlendirmek ile kalmamış,
üzerine bir daha ayağa kalkamayacağı kadar ağır yük bırakmıştır. Gezi sürecinde
sembolik olarak öne çıkanların davaları hukuka uygun olmasa da yasal zeminde
meşru hâle getirilmiştir. Uluslararası tepkileri de bir tarafa atarak
dokunulmaz kılmıştır. Orada açılacak herhangi bir kapının kendisini zayıf
düşüreceği endişesi ile tüm insan hakları kavramlarını bu davalar için göz ardı
etmiş, kapatmıştır...
Erdoğan, 38. Kongre'de uzaklaşmayan tarafların olmasını
kendi lehine döndürmüş, seçime yakın bir süreçte hukuk eli ile bunu fırsata
dönüştürmüştür.
CHP, bu süreci iyi yönetmemiş, krizi yönetmek yerine
Kılıçdaroğlu travmasını öç almaya doğru evirmiştir; Erdoğan'ın da beklediği bu
tepkiydi. Erdoğan bir anlamda siyaseti iyi okumuş ve istediği bir siyasi
atmosfer oluşturmuştur.
Bu süreç içinde bazı isimler üzerinden Kılıçdaroğlu'nun A
takımı diye sunulan isimler içinden Dev-Yolcu kavramı yeniden gündeme
gelmiştir. Elbette her zaman örgütlü olmayı bilmiş, o örgütsel yapıdan kendi
lehine bir şey çıkarmış, önce para, önce kariyer diyenler elbette nerede bir
koltuk bulursa oraya gidip oturacaktır. Bunun geçmişinde Dev-Yol olup
olmamasının bir önemi yok, o kişilerin kişisel tercihleri ile ilgilidir.
Elbette geçmişlerinde kayıt dışı ekonomik ilişkilerde de bu
tercihler söz konusu olabilir; çünkü geçmişinden endişelenenler, geleceklerini
de bu endişelere yanıt verecek örgütlü ilişkiler içinde yer ararlar. AKP
saflarına geçen vekillerin, belediye başkanlarının tercihlerinin neden öyle
olduğu ortada olduğuna göre, elbette kişilerin kendi tercihleri yeni ilişkilere
kapı açar ve o ilişkiler ilk bakışta absürt gibi gözükmüş olsa da aslında
paranın izini sürerseniz, absürt olmadığı gerçeği ile karşılaşırsınız...
Sonuçta mesele örgütlü olmak ya da olmamak değildir.
İnsanlar tarih boyunca kendilerini korumak, güçlenmek, seslerini duyurmak ve
amaçlarına ulaşmak için çeşitli örgütsel ilişkiler içinde yer almıştır. Asıl
tartışılması gereken, bu ilişkilerin hangi amaçla kurulduğu ve zaman içinde
nasıl dönüştüğüdür.
Bazıları için örgüt, ortak bir ideal uğruna mücadele etmenin
aracıdır; bazıları için ise gelecekte kullanılacak bir referans, bir çevre, bir
kariyer basamağıdır. Yıllar geçer, sloganlar unutulur, kurumlar değişir, siyasi
iklim dönüşür; fakat örgütsel geçmiş, doğru zamanda kullanılabilecek bir
sermaye olarak varlığını sürdürür. Bu nedenle geçmişte hangi örgütte
bulunulduğundan çok, o ilişkinin bugün hangi amaçla hatırlandığı önemlidir.
Çünkü hayatın ironisi şudur: Bir zamanlar fedakârlık,
dayanışma ve mücadele için kurulan ilişkiler, yıllar sonra kişisel
kariyerlerin, ekonomik ağların ve siyasi pozisyonların taşıyıcısına
dönüşebilir. Böylece örgütlü hayatlar, kimi zaman ideallerden çok sonuçlarıyla;
kimi zaman da kârlı sonuçlarıyla hatırlanır.
Çoğu zaman görünen şey örgütlü mücadeledir; görünmeyen ise
paradır.