Kutsal Devletin "Görünmez" Kadınları
Gülistan Doku cinayetini hepimiz bir şekilde okuyoruz. Benim
anladığım; kendisini devlet yerine koyan, "astığım astık" diyen bir
zihniyet var. Bu, "tüm kadınlar benim cariyemdir" diye bakan bir
anlayışın ortaya çıkardığı bir cinayettir. Kadın bu duruma itiraz etmiştir.
"Neden beni izliyorsunuz?" dediğine göre ortada ısrarlı bir taciz
mevcuttur. Fail, Dersim sokaklarında cariye olabilecek kadın arayışındadır.
Devletin gücünü ve şiddetini; kendi egosu, arzusu, hükmetme ve yönlendirme
dürtüsüyle birleştirmiştir. Bu cinayet; itirazı kabul etmeyen tacizci,
tecavüzcü bir gencin, ailesinden aldığı özgüven ve güç ile işlediği bir suçtur!
Üstelik bu olay, devletin "astığım astık, kestiğim kestik"
davrandığı bir süreçte yaşanıyor. Dönemin karakterine göre "her ölüm bir
anarşi ve terör" sorunu olarak görülüyor; üstü kapatılıyor ve davalar
açılmıyor. Gülistan Doku cinayeti, bir anlamda Dersim sokaklarını kirleten ve
kadınlarını aşağılayan bu üstten bakışın, baskın ve devlet tarafından korunan
Sünni inancın bir ürünüdür.
Ortada devlet destekli nefret söylemlerinin geliştiği bir
ortam vardır. Bu anlayış, Alevi cemlerine "mum söndürdüler" diye
bakmakta; bir anlamda imrenerek ama bu nefret söylemini içten bir kıskançlıkla
yapmaktadır. Onlara göre bu cemler; evli, bekâr, reşit olmuş veya olmamış
ayrımı yapmayan, toplu seks yapanların yeridir. İşte bu fesat ve nefret
söylemini besleyen bir anlayış içinde yetişen bir genç, Kürt ve Alevi bir kıza
yukardan bakmaktadır. "Nasıl olsa o yollu" diye düşünmüştür. Fazla
ısrar etmeden onunla birlikte olmak, anın heyecanını ve eğlencesini yaşamak
isteyen ergen bir gencin işlediği cinayettir bu.
"Ya benim olacaksın ya da kara toprağın!"
Bu cinayet; "Ya bana cinselliğini vereceksin, kulağıma
hazzın nefesini üfleyeceksin ya da son nefesini verip kara toprağın
olacaksın" bencilliğinin ürünüdür. Katilin bu eylemi tek başına işlemediği
ortadadır. Amaç sadece cinsel birleşme değildir; toplu seks yapmak ve
arkadaşına "Bak, benim gücüm ve kudretimi görüyorsun" havasını atmak
da vardır. Bu durum, "Ben senden üstünüm; çünkü devlet benim ve
yaptığımdan dolayı kimseye karşı sorumlu değilim" sözünün sessizce
söylenmiş halidir.
Devletin birincil düşmanı Kürtlerdir. Arkasından Aleviler,
son sırada da komünistler gelir. Gerçi tarihsel süreçte ve atmosfere göre bu
sıralama değişir. Dersim bu üçünü de içinde barındıran bir
"çıbanbaşıdır." Bu zihniyete göre, Dersimlilerin başına gelenler
normal insanların başına gelmez. Onlar için Dersimliler, "kuyruklu ve
kıllı" yaratıklardır. Bu bakış açısı, karşıdakini insan değil, hayvan
olarak gören bir anlayışın yansımasıdır.
— Tarihsel not: Dersim hareketi başlarken, devam ederken ve
sonunda dönemin Cumhuriyet gazetesinde Dersimlileri kıllı ve kuyruklu olarak
tanımlayan kelimeler mevcuttu. O dizi yazısı bugün ibretlik olarak tekrar
basılmalıdır. Sonuçta bir açılım varsa, geçmişin nefret söylemleri de
yüzleşilmeye açılmalıdır. —
Bu olay; genç bir kadının öldürülüp cesedinin taşındığı bir
trajedidir. Faili meçhul cinayetlerde çokça kullanılan yöntemlere uygun şekilde
gömülmüştür. Dersim dereleri ve kuytulukları, içinde cesetlerden kalan
kemikleri saklar. Ortaya çıkarılmamış ne kadar çok cinayet, katliamların
bıraktığı ne kadar çok yüzleşilemeyen acı vardır. Dersim'de acı ve gözyaşı bir
kader gibi sunulur; çünkü devlete göre onlar birer "çıbanbaşı",
kadınları ise değersizdir.
Bu cinayet, "Her erkek istediği kadına teklif eder ve
onunla yatar, çünkü Alevi kadını biraz meşreptir" şeklindeki çarpık
bakışın bir sonucudur. Gülistan Doku cinayeti, devletin Alevi kadınına
bakışının son örneğidir. Devam eden dava, bu bakışın teşhir edilmiş halidir.
Kısacası Gülistan Doku cinayeti Dersim'de işlendiği için devletin
Alevi toplumuna bakışının son ürünü olarak karşımıza çıkıyor. Ancak Van'da
işlenen başka bir kadın cinayeti daha vardır. Orada Kürt bir kadının başına
gelenler; uyuşturulması, tecavüz edilmesi, sonra da öldürülüp atılmasıdır! Bu
kadın da erkek egemenliğinin ve o üstten bakışın kurbanıdır. Bu zihniyet,
kadınları erkekler için bir hediye olarak görür. Onları canlı ve duygusu
olmayan, sadece seks için yaratılmış birer cinsel obje olarak kabul eder.
Rojin Kabaiş cinayeti; egemen devlet anlayışının ortaya
çıkardığı erkek bakış açısının, Kürt bir kadına yansımasıdır. Orada mezhepsel
bakış açısından ziyade Kürt olmasının getirmiş olduğu dolaylı bir yansıma
vardır. Belki katili Kürt de çıksa, o Kürt devletin istediği Kürt’tür; aslını
inkâr eden, aslına her türlü eziyeti reva gören bir üstten bakış açısına
sahiptir. Sonuçta cinayeti işleyenin etnik kimliğinden daha önemli olan; onun
nasıl eğitilmiş olduğu ve devletin kabul ettiği resmi tarih ile nasıl
biçimlendirildiğidir.
Kadın cinayetleri, hiçbir ayrım olmaksızın egemen bakışın
kadınlar üzerindeki şiddetidir. Bu yüzden bu cinayetlerin hepsi siyasidir.