Bir Zamanlar Devrim İstiyorduk, Şimdi Anıyoruz
“Devrimcilik, insanın insanlığa sahip çıkmasıdır.”
Bu sözü ifade eden kişinin ölüm yıldönümü yaklaşıyormuş...
Nasuhçular olarak bilinen hareketin, yeni çıkan siyasi bir
derginin adı altında eriyip görünmez hâle gelmesi; ete kemiğe bürünmesi ve
kitleselleşmesiyle birlikte, kısacası aslında siyasi bir hareketin doğmasıyla
da ilgiliydi. Çünkü siyasi hareket, kişisel olanın ve bireyin öne çıkmasının
zamanla sönümlenmesidir. Hareketin tarihine baktığımızda, her ne kadar Nasuh
Mitap ismi öne çıkmış olsa da aslında o hep ikinci adam konumunda oldu ve
sustu. Susmasının en büyük nedeni belki de bir numaralı yoldaşını savunmak,
hareketi daha görünür ve tartışmalardan uzak kılmaktı.
12 Eylül yenilgisiyle birlikte, belki de bir daha lider
konumuna gelemeyeceğini düşünerek kenara çekildi. Ancak bu kenara çekiliş tam
anlamıyla bir vazgeçiş değildi. Denemeler yaptı, İzmir Çiğli'deki belediye
seçimleri için çalıştı, üretti. Fakat yenilginin ağırlığını üzerinden atamadığı
ve siyaset yapacak yeni bir atmosfer oluşamadığı için, sanırım, yeni bir
yenilgiyle birlikte çiftlik yaşamına döndü ve ailesinden kalan mirasın içinde
çiftçilik yaptı.
Onu tanıyan herkes ne kadar iyi, anlayışlı ve bilge bir
insan olduğunu anlatır.
Kanser oldu ve aramızdan ayrıldı... Devrimcilerin kanser
olup aramızdan ayrılmasının tesadüfi olmadığını düşünüyorum. O kadar işkence ve
kötü koşullar altında yaşamanın, o zamanların insan vücudunda kalan
etkisidir...
Öldüğü günün ertesi günü ve sonraki birkaç yıl boyunca
mezarını ziyaret ettim. Her ziyaret öncesinde siyasi toplantılar yapılırdı.
Ancak bu toplantılar, siyasi bir açılım taşımayan, anılar yumağına dönüşen buluşmalardan
öteye geçemiyordu. Eski arkadaşlar birbirlerini görüyor ve geçmişlerine,
öykülerine kişisel katkılar sunmaktan öte bir anlam ifade etmez olmuşlardı, en
azından benim açımdan. Belki de sosyal demokrat çizgide siyaset yapanların,
bana göre anlamsız sözleri nedeniyle ziyaretlere gitmeyi bıraktım. Çünkü artık
onu ananlar, geçmişin üzerine gerçek anlamda eğilmek yerine bireysel
hesaplaşmaların ve kavgaların içine sürüklenmişti. Yeni bir siyaset oluşturmak
için birçok açıdan girişimler olmuş olmasına rağmen ne geçmişi kucaklayan ne de
bugüne sahip çıkan kitleyi kucaklayan yeni bir söz üretildi. Üretilenler ise
kısa sürede proje olarak yapılan etkinlikler gibi sönümlendi gitti. Geçmişin
öyküsünü, romanını, sözde bilimsel çalışmaların hepsi, resmî yeni bir tarih
yazıcılığından öteye geçmedi.
Siyasi hareket bireyi silerken, yenilmiş bir siyasi hareket
bireyi büyütüyordu.
Geçmişte kalan hoş bir seda oldu. Yaşanması gereken bir
süreci yaşadık. Kişisel olarak ben gerçekten inanmıştım. Ancak yenilgi, inandığım
şeylerin aslında benim kafamda yarattığım gerçeklerden ibaret olduğu gerçeğiyle
yüzleşmeme neden oldu. Oysa gerçek çok farklıymış.
Ulusal bayramlarda saf tutmayı, ulusal değerleri ve seküler
yaşamı öne çıkarmayı devrimci bir hedef olarak gören anlayışın, aslında devrim
hedefinden ne kadar uzakta olduğunu fark ettim. En azından merkez olarak anılan
kişilerin bireysel tercihlerine baktığımda bunu hissettim. Ve uzaklaştım.
Kafamda yarattığım gerçek ile bugünün gerçekleri arasında
kurduğum köprüler birer birer yıkıldı. Ancak artık mesele, zihnimde yarattığım
bir gerçeklik değil; gerçekle yüzleşmekti. Aslında bizim gerçeğimiz ortadaymış.
Gözlere at gözlüğü takınca, inanmış bir ruh hâliyle olunca gerçek, gerçek
anlamda bize dokunmamış. Resmî tarih söylemlerini aşamayan bir biat, geçmişin
anılarından kopamama, cemaat ilişkisi gibi bir arada durma ve kimliğin
geçersizdir, hükümsüzdür deme cesaretinden yoksun olmamızmış...
Geçmişte ne yaşanmışsa yaşanmıştır, değiştirilemez ama
yeniden üretilir... Ölen tüm devrimciler onurumuzdur. Mirasları devrimci tarihe
bırakılmıştır. Onlar da inanarak, güzel günler için mücadeleye girişmiş ve en
ön saflarda yer almışlardı. Siyasi hareketi yaratanlar da işte o en önde
yürüyenlerdi.
Ne mutlu ki onların bir bölümünü tanıma fırsatım oldu.
Anıları, onları sevenlerin yüreğinde yaşamaya devam edecek. Nasuh Mitap,
çatışmalarda arkadaşlarının arkasından konuşan değil, en önde yürüyendi. O, en
önde yürüyen Mahir Çayan ekolünün yaşayan, bana göre, son temsilcisiydi...
Anısı olanlar sağlıklı ve uzun yaşasınlar, en azından onların anılarında olduğu
gibi yaşamaya devam ediyor...
Bir siyasi hareketin yenilgisinden sonra ideallerinin yerini
hafızanın almasının, aslında yeni bir geçmiş yaratmaktan başka bir işlevi
olmadığını düşünüyorum.