Hak, Hukuk ve Kayyum
Profesyonel anlamı, para karşılığı iş yapan demektir; eseri
ya da ürünü kötü olup olmamasından bağımsızdır.
Mutlak butlan ile gelip yerleşen bir kayyum var. Atanmıştır.
Eski başkan olup olmamasının hiçbir önemi yoktur. Geçmişi, memleketi, eğitim
düzeyi, devşirme veya düşkün olup olmadığından bağımsızdır. Kayyum atanmış ise
görevlidir ya da görevlendirilmiştir.
Seçilenlerin değil, atananların ülkesindeyiz.
Meclisin hiçbir işlevi yoktur.
Bakanlar bile atanmaktadır; seçilmişler arasından değil.
İşinde iyi olup olmadığının da bir önemi yoktur. Liderine sadık, biat eden,
onun dediğini iki etmeyen her kişi bu sistemde, eğitim durumundan bağımsız
olarak atanabilir. Çünkü sistem, seçilmişleri değil, atanmışları ödüllendirir.
Atanmış kişilere değişik isimler verilebilir.
Meşruiyetini atayan verir.
Amerika'da biri der ki: "Erdoğan'ın meşruiyetini biz
verdik!"
Ne anlama geldiğini ben bilmem.
Ama atanmışların ataması da bu ülkede doğaldır. Tıpkı KDV
alınırken ondan ÖTV alınması, ÖTV'den de KDV alınması gibi. Sonuçta verginin
vergisinin alındığı bir ülkede, atanmışların ataması da doğal karşılanır.
Sınava, mülakata dahi tabi değildir. Bir akşam telefon eder atayacak kişi:
"Seninle çalışmak istiyorum, benim yanımda her koşulda olacak mısın?"
diye sorar. "Evet" dediği an artık biat başlamıştır. Ne savunduğu, ne
söylediği, eğitimi, geldiği kültür falan önemli değildir.
CHP denen bir parti var. Cumhuriyet rejimi içinde ilk
kurulan parti denir ama yalandır. İlk kurulan parti TKP'dir. Ankara'da, bizzat
Mustafa Kemal'in emriyle en yakın arkadaşlarına kurdurduğu, yani atama bir
TKP'dir. TKP kapandıktan sonra CHP kurulmuştur. Daha ilk adımda resmî tarih
yalan söylemeye başlar; arkasından yüzlercesi sıralanır. Ama eğitimden geçenler
bu yalanları görmez. Lider ne anlatırsa sorgusuz sualsiz doğrudur denir ve
insanın aklından dahi "Acaba?" diye sormak geçmez. Sonuçta bizim
eğitimimiz; biat, itaat, tek doğru, tek lider, tek bayrak, tek vatan, tek
İstiklâl Marşı, tek dil, tek mezhep üzerine kuruludur. Yani resmî olarak kabul
ettiklerimiz tartışılamaz, sorgulanamaz; mutlak itaat vardır.
Tek partili dönemde de seçimler oldu. Tek lider, seçtiği
vekilleri seçime sokup o vekillerin sandıktan çıkmasını beklerdi. Seçim akşamı,
heyecanla sandıktan acaba kim çıkacak diye beklenmezdi bile. Oy kullanılırken
Bakanlar Kurulu çoktan bellidir.
Sonuçta atanmışların seçilmiş olduğu meclisten her türlü yasal
düzenleme geçti. Usulen tartışmalar yapıldı ama itiraz edenlerin akıbeti hiç
sorgulanmadı.
Bugün CHP'nin başına seçilmiş biri tarafından değil, aksine
atanmış bir heyetin aldığı karar ile mutlak butlan atandı. Hatta atanacak kişi,
saatler öncesinden atanmış olduğunu bir videolu paylaşım ile duyurmuş. Ama
yayınlandığı an kimse anlamadı; ertesi gün o videonun ne anlama geldiği
öğrenildi.
Kısaca, mutlak butlan kararı ile artık yasal düzlemde, hukuk
sistemimize bu madde eklenmiş oldu. Bundan sonra her parti kongresi için,
elinde güç olanın inisiyatifine göre Demokles'in kılıcı gibi sallanacak.
Sonuçta karar verenler bunu hukuk düzenine almış oldu.
CHP, tek partiliden çoklu ya da ikili parti sistemine
geçerken seçim sistemini hiç kaybetmeyecekmiş gibi kendi lehine düzenledi. O
girilen ilk seçimde ise kendi lehlerine olanın aleyhlerine olduğunu gördü.
Mecliste vekil sayıları eşit olması gerekirken, seçim yasası düzenlemesi ile
azınlıkta kaldılar. Yani kazdıkları kuyuya düştüler. Genelde güçlü olanların özgüveni
ile yapılan düzenlemeler, zayıf düştüklerinde aleyhlerine olur. Kimse de
"Yahu böyle adaletsizlik olur mu?" diye söyleme ve konuşma hakkına
sahip olmaz.
Sonuçta bugün CHP üzerinde bir bardakta fırtına esiyor.
Kişiler duruma göre sağa sola savruluyor. Sonuçta sorun
ideolojik değil; iktidar gücünün pragmatik yaklaşımıdır.
Sistem için bir sorun teşkil etmiyor.
Düzende bir değişim olmayacak.
Sonuçta atanmışlar, atayana karşı sorumluluklarını yerine
getirmiş oluyor.
Ama bizi ilgilendiren tarafı, profesyonel sanatçıların CHP
mitingleri için ya da PR çalışması için o partiye sundukları ve karşılığında
paralarını aldıkları eserlerdir. Yani telif ücreti ödenmiş her eser artık
sanatçısının değil, parayı verenindir.
Yani CHP'nin başına seçilmiş biri geçmiş, kayyum geçmiş fark
etmez; partiye hukuk düzleminde kim sahipse, eser sahibine sormadan istediği
gibi, parasını verdiği eseri kullanır. Sonuçta profesyonellik böyle bir şeydir.
İster kullanır, ister satar, ister fahiş bir fiyata müzayedeye çıkarıp müşteri arar.
Eğer aralarında bu ikinci el satışı konusunda bir madde yoksa...
Sonuçta avukat, parasını aldığı kişiyi savunurken her türlü
yaratılmış gerçeği kullanır ve müşterisini beraat ettirmeye çalışır. Ama adam
"hırpo" çıktı ve avukatın en yakınını öldürdü, dolandırdı ya da başka
bir şey yaptı. O avukat, "Benim savunmam geçersizdir, bu adam aslında
suçluydu." deme hakkına sahip mi?
Koleksiyonerler satın aldıkları eserleri istedikleri zaman
satışa çıkarır. Sanatçı ile zıt bir görüşe ait biri satın aldı diyelim. Örneğin
Picasso'nun Guernica tablosu İspanyol faşistleri tarafından satın alınmış olsa,
Picasso buna itiraz edebilir mi?
Bizde oldu. "Türkiyem Türkiyem Cennetim" diye bir
12 Eylül işkence şarkısı vardı. O şarkıyı biri aldı ve tüm medyalarda
yayınlanmasını durdurdu. O şarkıyı söyleyen ya da besteleyen buna itiraz
edebildi mi? Alanın ismini özellikle yazmadım; konu o değil.
CHP kayyumu bazı şarkıları kullanmak istemiş. Hemen biri
itiraz etmiş: "Hayır, kullanamasın! Çünkü ben onu Özer başkanlığındaki CHP'ye
yaptım!" Ardından diğerleri de yapmış o itirazı ve bu sayede medyada
görünür olmuşlar. Gerçi ben çoğunu dinlemiyorum, tanımıyorum bile. Ama burada
benim zevklerim değil, durumun kara mizahi boyutu.
Bir sanatçı, satmış olduğu eseri için parasını alıp yeni
sahibi tarafından kullanılmasına "hayır" deme hakkına sahip mi?
Bazı yazarlar benim yazdıklarımı beğenmiyor diye gelip
kütüphanemden kitaplarını alabilir mi?
Sonuçta "İzahı olmayan şeyin mizahı olur." diye
bir cümle vardı.
Gereksiz işler bunlar.
Bugün benim cebimden ne kadar para çalındı? Enflasyon
diyerek benim cebimden tüm birikimlerimi çaldılar. Buna karşı bir şey
yapamıyorum.
Ben de açıklama yapacağım:
"Benim cebimden alın terimin karşılığını çaldığınız
için onu kullanamazsınız. İzin vermiyorum!"
Kılıçdaroğlu seçim öncesinde, Adalet Yürüyüşü sırasında CHP
için bir sloganı öne çıkarmıştı: "Hak, hukuk, adalet!"
Bugün gelinen noktada ise slogan sanki kendiliğinden
güncellenmiş gibi duruyor:
"Hak, hukuk, kayyum."
Demek ki bazı sloganlar iktidara göre değil, şartlara göre
değişiyormuş. Sonuçta her iki slogan da sağ sloganıdır. Değişen yalnızca son
kelime olmuş.