Hafızanın Sahnesi, Vicdanın Sesi
Bir insanın hayatı bir romana ya da bir sahneye sığar mı?
Anne Kafamda Bit Var, Tarık Akan’ın hayatına büyüteç ile
bakarken yalnızca bir biyografiyi değil, bir dönemin vicdani muhasebesini de
sahneye taşıyor.
Sinemaya girişi, popüler roller, sınıf mücadelesi ve ülkenin
tarihi ile yüzleşilmesi… Tüm bu başlıklar, oyunun anlatı omurgasını
oluştururken 12 Eylül cunta süreci ve o süreçte ortaya konan özverili duruş da
sahnede kendine yer buluyor.
Almanya’da yapılan bir etkinlikte gerçekleştirilen bir
konuşma üzerinden, Tarık Akan ve ailesinin askerî rejim ile yüzleşmesini
izliyoruz.
Oyun sıradan bir tiyatro eseri değil; ülkemizin yakın
tarihine tutulan bir büyüteç. Bu büyüteç, yalnızca olanı göstermekle kalmıyor,
izleyeni de o tarihle yüzleşmeye davet ediyor. O dönemde asılsız ihbarlarla
insanların hayatlarının karartılmasına değil, en üretken çağlarının ellerinden
alınmasına sahnede yeniden tanık oluyoruz.
Bir “artizin” zor koşullar altında dik duruşuna, çevresiyle
kurduğu ilişkiye ve zamanla bu çevrenin bir parçasına dönüşmesine izleyici
olarak eşlik ediyoruz.
İşkence ile anılan polis merkezi ve cezaevi sürecinde
yalnızca onun yaşadıkları değil; transların maruz kaldıkları, sıradan bir
öğrencinin üzerine yıkılan suçlar ve kardeşlerin birbirine karşı kullanıldığı
bir düzen de sahnede görünür kılınıyor.
Oyun, bireysel bir hikâyeden yola çıkarak toplumsal bir
panoramaya ulaşıyor. Ülkenin kırılma sürecinde nereye savrulduğumuza dair
ipuçları verirken, bugüne uzanan çizginin tesadüf değil, bir tercih ya da
projenin sonucu olduğunu da alttan alta hissettiriyor.
Oyun ilk bakışta tek bir kişi üzerinden ilerliyor gibi
görünse de aslında öyle değil. Başkahraman elbette Tarık Akan; ancak kurgu, onu
ayrıcalıklı bir figür olmaktan çıkarıp toplumun sıradan bir parçasına
dönüştürüyor. Bu dönüşüm, seyirciye güçlü bir özdeşlik alanı açıyor.
Bakırköy Şehir Tiyatrosu birbirinden değerli eserlere hayat
verirken, belki de en anlamlı işlerinden birine imza atıyor. Geçmiş ile bugün
arasında kurulan bu köprü, seyirciyi yalnızca izleyen değil, düşünen bir konuma
yerleştiriyor. Oyunda kullanılan her cümlenin özenle seçildiği, adeta bir el
emeği, göz nuru titizliği taşıdığı hissediliyor.
Sahnede tek bir oyuncu öne çıkmıyor; aksine tüm oyuncular sessizce,
fark ettirmeden öne çıkıyor. Bu kolektif oyunculuk anlayışı, oyunun duygusal
yoğunluğunu daha da artırıyor. Zaman zaman öyle anlar oluyor ki öfkenin ve
acının damarlardaki gerilimi doğrudan sese yansıyor.
Ses demişken, benim özellikle itiraz ettiğim bir noktaya
değinmek gerekiyor. Tiyatroda mikrofon kullanımına karşıyım. Oyuncunun sesi,
sahnedeki varlığının ayrılmaz bir parçasıdır. Mikrofon devreye girdiğinde, ses
ile beden arasındaki bağ zayıflıyor. Sesin sabit bir noktadan gelmesi,
oyuncunun hareketiyle uyumsuzluk yaratıyor ve sahnedeki gerçekliği zedeliyor.
Bu tercih, oyunun genel başarısını gölgelemese de, bazı anlarda sahnedeki
duygunun seyirciye geçişini zayıflatan bir unsur olarak dikkat çekiyor.
Müzikallerde ya da koro hâlinde söylenen bölümlerde mikrofon
kullanımını anlayabilirim; ancak yalnızca konuşma anlarında bu tercih, seyir
deneyimini yapaylaştıran bir unsur hâline geliyor. Bu nedenle, teknik bir
çözümün sanatsal etkiyi zayıflatmaması gerektiğini düşünüyorum.
Oyunun sahne tasarımı ise oldukça dengeli. Dekorun sadeliği,
geçişlerin akıcılığıyla birleşerek anlatıyı kesintisiz kılıyor. Arkada
kullanılan video, hem ritmi belirliyor hem de sahnelerin etkisini
güçlendiriyor. Kostüm tasarımı dönemin ruhunu başarıyla yansıtırken, ışık
kullanımı sahneye derinlik kazandırıyor.
Efektler ve dış sesler, teknik ekibin başarısını görünür
kılıyor. Sahne arkasındaki bu titiz çalışma, sahnedeki doğallığı destekleyen
görünmez bir omurga gibi işliyor.
Her oyuncu üzerine ayrı ayrı çok şey yazılabilir; ancak ben
bu yazıda, genel övgünün dışında kalan noktalara değinmek istedim. Çünkü güçlü
bir eserin eleştirisi, onu daha da ileriye taşıma çabasını da içinde
barındırır.
Bir kadro çalışmasının, ortak emeğin ve başarıya birlikte
atılan imzaların arkasında yer alan herkesi tek tek kutlarım. Bu tür kolektif
işlerde her katkının eşit derecede kıymetli olduğunu unutmamak gerekir.
Ancak sahneden bana yansıyanlar arasında özellikle Ragıp
Savaş, Turgay Kantürk, Gökhan Aktemur, Irmak Bahçeci ve Faruk Üstün, oyunun
fikir aşamasından sahneye taşınmasına ve seyirciyle buluşmasına uzanan süreçte
belirleyici bir etki yaratmış izlenimi bıraktı.
Emeği geçen her birey birbirinden değerlidir; bu çalışmaya
katkı sunan herkese içtenlikle teşekkür ederim.
Bu oyun yalnızca bir hayatın sahneye taşınması değil;
hafızanın diri tutulması, vicdanın ayakta kalması ve direnişin mümkün olduğunun
hatırlatılmasıdır. Sahnedeki her söz, her suskunluk geçmişten bugüne uzanan bir
çağrı gibi…
Unutmamak, yüzleşmek ve aynı hataların tekrarına izin
vermemek için. Belki de bu yüzden, bu oyun bittiğinde perde kapanmıyor; aksine
izleyenin içinde yeni bir perde açılıyor: hafızayla yüzleşen, vicdanla tartan
ve gerektiğinde direnmeyi hatırlayan bir perde…
İsmail Cem Özkan
Anne Kafamda Bit Var Hakkında
Yazan: Tarık Akan
Yöneten: Turgay Kantürk
Uyarlayan: Gökhan Aktemur
Dramaturg: Irmak Bahçeci
Müzik: Tolga Çebi
Dekor Ve Işık Tasarımı: Cem Yılmazer
Kostüm Tasarım: Ayçin Tar / Selin Ölçen
Hareket Tasarım: Pınar Ataer
Yönetmen Yardımcısı: Faruk Üstün
Şarkı Sözleri: Faruk Üstün
Oyun Sorumlusu: Süleyman Güngör
Oyuncular: Ragıp Savaş / Savaş Barutçu, Yonca Şahinbaş,
Faruk Üstün, Eda Özdemir, Murat Şenol, Burç Ara, Ercan Koçak, Ali Kil, Kadir
Hasman, Bulut Akkale, Emre Sırımsı, Sevda Karabulut, Kerem Genç, Merve Bağdatlı,
Ahmet Deniz Kuş, Ozan Berk Ekinciel, Yılmaz Gökgöz, Bahar Yılmazer
Teknik: Emre Demir / Nihat Aras / Hasan Karakaya
Aksesuar: Sain Türran / Zekeriya Konya
Işık Kumanda: Bahadır Veznedar / Güner Şen / Hüsamettin
Özdemir
Ses/Efekt: Fahri Karaca / Hakan Barut / Hakan Gületınmaz
Kostüm: Burak Kayık / Filiz Kaplan
Reji Asistanları: Eda Özdemir / Sevda Karabulut / Burç Ara
Video Tasarım: Erhan Cerrahoğlu
Video Tasarım Asistanı: Yılmaz Gökgöz
Afiş Ve Brosür Tasarım: Önder Sakıp Dündar / Aygen İncel
Fotoğraflar: Öncü Hırant Gültekin
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder