Siyasal İslamın Seçici Vicdanı
"Bu çağ nasıl sağır etti herkesi kendi içine, nasıl
feda etti her şeyi devrilenin, çürüyenin, yıkılanın gürültüsüne…" M.
Mungan
Gazze’ye giden İslam soslu projecilerin dramı, zaferi,
trajedisi sürekli sahneye konuyor. İslamcıların ilk seferi değil elbette; Mavi
Marmara gemisini satın alıp İsrail’e gidenlere, İsrail’in sert müdahalesi
sonucu birçok insan ölmüştü. Erdoğan “Bu işin hesabını soracağız.” derken, para
alıp ölenlere parayı dağıtmasıyla olay kapanmış; “Devletlerarası ilişkilerde
önemli olan çıkardır.” diyerek bu seferi yok saymıştır.
Arkasından “Gazze soykırımı” adı verilen seferler
düzenlenmiş ama bu seferi düzenleyenler, Suriye içinde yaşayan Alevilere
yönelik katliamlara karşı tek söz etmemişlerdir. Yani olaylar arasında
seçicilik, siyasal İslam’ın temel stratejisidir. FETÖcüler de dâhil hiçbir
İslami tarikat, parti ya da örgüt; Şiilere, Kürtlere ve Alevilere karşı
girişilen saldırılar karşısında ses çıkarmayarak bunu fiilen onaylamıştır.
Onların stratejisi; eleştirmemek, katılmıyorsan da sessiz kalarak “İslam adına
yapılanı” onaylamaktır.
İslam çok yüzlü bir dindir; tıpkı diğer tek tanrılı dinler
gibi. Çıkar her şeyin üstündedir. Katliamları, soykırımları hoş gördüğü gibi
yeni katliam ve soykırımlar için nefret tohumu ekmeye devam ederler. Çünkü
dinin siyasi hedefi olduğu an, hedefe giden her yol mubah sayılır. Zor
kullanarak, kelle keserek, ibadet merkezlerine saldırarak, mezarları yok ederek
bu yolda her türlü şiddeti kullanırlar. Siyasetin dincisi de dinin siyaseti de
aynı yere çıkar: kan dökmeye.
Gazze’deki Filistinliler de kan dökerek kendi kanlarının
döküleceği yolu açmıştır. O füzeleri gönderirken elbette böyle bir sona
hazırlandıklarını biliyorlardı. Savaşta taraf olmak, devletlerarasında taraf
tutmak gibidir. İşin insani yönünü değil de projeler üreterek maddi yönünü öne
çıkaranlar, kiralık insanlar ile seferler düzenler. Tıpkı savaşlarda paralı
asker olarak gidenler gibidirler. Onlar ölümü, her türlü zoru göze alıp yola
çıktılar ve proje gereği Alevileri yok saydılar. Suriye’nin cihatçı kravatlı
reisinin Alevileri kaçırarak, mezarlarını tahrip ederek onların soyunu
kurutmaya çalışmasını; bu proje ve para hırsıyla dolanlar görmüyor.
Alevilerin yanında yer almayanların Gazze’ye yaptıkları her
seferi ben de onlar gibi negatif bir bakış açısıyla izliyorum. Benim için Arap
İslamcı Filistinlilerin yaşamından önce, Alevi Arapların yaşamı gelir. Beni
buna onlar zorluyor. Madem onların böyle ayrımları var, katledilenler arasında
ayrım yapılıyor; ben de en mazlumun, en arkasız olanın yanında yer almayı
tercih ediyorum.
Filistin halkının Hristiyan ve laik olanlarının haklarının,
mücadelelerinin yanındayım. İslamcı ve cihatçı olanların yanında yer almıyorum;
ancak gönlüm, İsrail devletinin zalimliğinin teşhir edilmesinden ve mahkûm
edilmesinden yanadır. Bu devletin yaptıklarını Yahudilerin üzerine bir leke
olarak bırakmak isteyenlerin de karşısındayım. Her devlet suç işler ama o
devletin bütün vatandaşları o suçun ortağı değildir. Çünkü o suçlara karşı
direnen, mücadele eden insanlar da vardır. Kısacası devletler homojen değildir;
her zaman devletlerin içinde mazlumların, direnenlerin ve karşı duranların da
olduğunu bilirim. Sınıfsal dayanışmayı büyüten, geliştirenlere bin selam.
İslamcıların yoluna su taşıyanların ya da onları haklı
görenlerin benim gözümde sol ile ilişkileri yoktur. Yaşamı savunanları, hayatı
yüceltenleri yok eden bir siyasal İslam anlayışı vardır ve onların yaşadıkları
da kendi tercihlerinin sonucudur; sonuçlarına da katlanmalıdırlar.
Tüm siyasal dinci iktidarlar mutlaka sonlanmalıdır. Bu durum
İsrail’de de, diğer devletlerde de aynı şekilde değerlendirilmelidir. İran’da,
Afganistan’da ve dinin devlet düzenine dönüştüğü her yerde; bu yapılar tarihin
sayfaları arasında yerini almalıdır.
Siyasal İslam’ın seçici vicdanı, insanları zamanla acılar
arasında bile taraf olmaya zorluyor. Bu çağın en büyük çürümesi belki de burada
başlıyor: Bir ölünün yasını tutarken diğerinin çığlığını duymamayı öğrenmekte.
Çünkü insanı ölümler arasında bile seçim yapmaya iten şey, tam olarak bu
çürümüş vicdan düzenidir.
İsmail Cem Özkan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder