8 Nisan 2026 Çarşamba

Hatıraların Gölgesinde İki Cenaze

Hatıraların Gölgesinde İki Cenaze

Yalçın Küçük’ün cenaze töreninin fotoğraflarını görünce hemen aklıma Behice Boran’ın cenaze töreni geldi. Ben törene katılmak için Meclis’e doğru giderken kendisiyle karşılaşmıştım. Sonuçta Behice Boran eski bir vekildi ve resmî tören Meclis’te olacaktı...

Neyse efendim, Yalçın Hoca katılmadı. Üstelik usturuplu bir küfür ederek o kadının törenine katılmanın... Neyse efendim, sonuçta o katılmadı, kendi işine baktı; ben de törene katıldım. Törende yanımda Bülent Ecevit tesadüfen durdu. Onun ten renginin bu kadar koyu olduğunu hiç bilmiyordum. Askerî tören Meclis önünde gerçekleşti...

Behice Boran’ın cenazesi daha sonra İstanbul’a, sonsuzluk yolculuğuna uğurlanmak üzere yola çıktı. Behice Boran’ın benim için ayrı bir yeri vardır. Sadece bir sosyalist, bir parti başkanı olması değil; aynı zamanda bir insandı. Saygımızı, sevgimizi kazanmış, adeta bir aile dostumuz gibiydi.

Jülide Gülüzar ile yaşadığımız dostluk da, Behice Boran’ın sürgün yıllarında, anılarıyla bize daha da yakın olmasını sağlamıştı.

Yıllar sonra TİP’in Almanya’daki bir etkinliğine katıldım. Sanırım Görüşler Dergisi etkinliğiydi; Gelsenkirchen’de yapılmıştı. O günü düşündüğümde aklıma önce dostum, ağabeyim, hocam Ömer Polat geliyor; etkinliğin konuşmacısıydı. Aynı etkinlikte Murat Belge’yi de görmüş, sohbet etmiştik. Şivan Perver de sazı ve sesiyle oradaydı.

Bu, Almanya’daki ilk sol etkinliğimdi. Hem ortamın nasıl olduğunu gördüm hem de görme ihtimalim az olan insanlarla karşılaştım. Yeni gelmiş olmanın heyecanıyla sohbetler ettik. Daha sonra Ömer Polat dışında o gün orada gördüğüm kişilerle yeniden karşılaştım mı, açıkçası pek anımsamıyorum. Ama o gün şunu öğrendim: İnsan, yurt dışında çoğu zaman kendi ayakları üzerinde durur; akrabası dışında kimse, işi ya da çıkarı yoksa, kolay kolay ne arar ne de sorar... Ben de tek başıma, tüm zorluklara nasıl göğüs gerileceğini, ülkemdeki ailemin desteğiyle öğrenerek yol aldım...

Kısacası, cenaze töreninden yıllar sonra Behice Boran’ı bu kez Almanya’da anmış oldum. Şivan Perver ile Ömer Polat yan yana gelince Ağrı–Ararat sohbeti de kaçınılmaz olurdu. Biri der ki: “İlk dağın tepesinde ilk ateşi biz görmüşüz.”, diğeri der ki: “Nuh ilk adımı orada atmıştır; o günden beri Ararat’tır.” Türklerin kafası çok ağrıdığı için “Ağrı” olmuştur muhabbetine ben de katılmış, o günlerde güzel anılar biriktirmiştim...

Bugüne dönersek... Yalçın Küçük, Kıbrıs gazisi olduğu için askerî törenle uğurlanmış. Ancak tören Meclis önünde değil, mezarlıkta yapılmış. Eğer vekil olsaydı, tören Meclis önünde olurdu. Demek ki Behice Boran’a o gün söylenenler de biraz boşunaymış, diyelim...

TİP’i bizler 12 Eylül öncesinden tanır, bilirdik. O güzel insanlarla birlikte olmanın, aynı havayı solumanın kıymetini yaşadık. Behice Boran hâlâ benim için solun o güzel ablalarından biridir; birikimiyle sola yaptığı katkı unutulamaz.

Behice Boran’ı bizden kılan ise hemşehrim Hürcan Gürses’in Bahçelievler’de katledilmesi ve sonrasında yaşananlardır. Bizim bir yanımız Hürcan’dır, diğer yanımız Ulaş...

Ve belki de bütün bu yaşananların içinde, cenazeler bile insanı anlatır. Kimi uğurlanışıyla, kimi yokluğuyla kalır akılda.

Yıllar geçse de bazı vedalar unutulmaz; bazı insanlar ise yalnızca hayatlarıyla değil, uğurlanışlarıyla da hafızaya kazınır.

İsmail Cem Özkan

Hiç yorum yok: