7 Haziran 2026 Pazar

Fıkraların da Bir Siyaseti Vardır

Fıkraların da Bir Siyaseti Vardır

Koç fıkra anlatmış, Kürtler bu Kürt kadın kimliğine atıftan rahatsız olmuş; ki hakları... Fıkra içinde o Kürt kadını yerine kaz olabilirdi, Ermeni olabilirdi, Türk olabilirdi veya ırkı belli olmayan bir kadın denilir geçilirdi. Ama Kürt vurgusu elbette burada Kürt açılımının olduğu zamana gelince sermaye için Kürt’ün ne anlama geldiğini ve siyasi yorumu ortaya çıkarıyor...

Bir sermaye sahibi, Kürt sorununa nasıl baktığını gösteriyor... Kürt siyasetçilerin sermayenin önünde el pençe duranlarının bu imgesine gülerek tepki göstermesinin arkasında, Kürt açılımından ne bekledikleri de olabilir... Yalakalık olsun, sahip ne derse ve gülüyorsa onunla birlikte gülen şarlatanlar da olabilir. Sonuçta sermaye yanında her zaman şarlatanını taşır...

Bir fıkra anlatan sermaye sahibi, aynı zamanda o sermaye sahibi devlet demektir. O sermaye sahibi cumhuriyet demektir, o sermaye sahibi bu ülkede bayrağın somut hâli demektir... Kısaca bugün yaşadığımız cumhuriyetin tüm nimetlerinin somut hâle getirilmiş hâlidir...

Bu yüzden mesele sadece anlatılan fıkra değil, o fıkranın hangi tarihsel ve siyasal iklim içinde anlatıldığıdır.

“Kürtler tepki verdi.” diyerek Kürtleri eleştirmeyin. Fıkra diyerek geçilmez bazı zamanlarda. Kürt açılımının olmadığı zamanda anlatılsa gülünüp geçilecek imalar, bu zamanda anlatıldığı an başka anlama bürünür...

Kürt sorununa duyarlı olanlar itiraz etmişler, “Biz biliyoruz ne ima ettiğini.” demişler...

Barolar dava açmış...

Açabilirler, akıllı insanlar barolarda üyedir. Barolar aptal değildir, vardır bir bildikleri...

Çünkü ortada yalnızca bir fıkra değil, aynı zamanda devam eden bir siyasal süreç de vardır.

Kürt sorunu çözüm süreci diye bir süreç var. Gerçi adı “Terörsüz Türkiye” konmuş olsa da bu Terörsüz Türkiye’de Kürt iç savaşının sonlandırılması ve Kürt sorununun çözümü var. Kısaca şehitler olmayacak, gaziler bir daha olmayacak ve daha fazla gazi maaşları ödenmeyecek...

Kürt sorununun tarafları bellidir...

Devlet adına konuşan birileri eleştirmek yerine, Kürt tarafının elini zayıflatacak “dostların” eleştirisi yaralar Kürtleri...

Üstelik bu mesele yalnızca Kürtlerin meselesi de değildir.

Kürtlerin kazancı, Türkiye’de yaşayan Ermenilerin, Lazların, Çerkeslerin, Rumların, Arnavutların, Türkmenlerin... kazanması anlamına gelir. Çünkü sadece Kürtlere özgü yasalar olmayacak, yasalarda eşitlik ilkesi olacaktır...

Eşitlik aynı zamanda demokrasi ve özgürlük alanı demektir...

Eşitlik demek, çok kültürlü bir ülkenin yasal zeminde güvence altına alınması demektir...

Eşitlik D-97 Kararnamesi’nin çöpe atılması demektir...

Eşitlik demek, her insanın ana dilini öğrenme hakkının güvence altına alınması demektir...

Bu nedenle itirazın kendisini değil, itirazın hangi zeminden yükseldiğini anlamaya çalışmak gerekir.

Herkes fıkra anlatabilir. Kimse fıkra anlatmaya yasak getirmiyor. Tersine, özgürce fıkra anlatma, yazma, konuşma hakkının tüm vatandaşlara eşit şekilde uygulanmasını savunmaktır...

Zaten tartışma da anlatma hakkı üzerine değil, seçilen fıkranın taşıdığı anlam üzerinedir.

Adam fıkra anlatmış, ne olmuş? Ben de Laz’ım; benim üzerime binlerce fıkra uydurulmuş ama bizi hiçbiri anlatmıyor. Ama ortada Laz açılımı olmuş olsaydı, hadi anlatın bakalım Temel-Fadime’nin belden aşağıya düşen fıkralarını...

Her zaman aynı fıkra anlatılmaz, ortama göre fıkra seçilir ve ona gülünür...

Bu nedenle mesele bir fıkranın anlatılıp anlatılmaması değildir. Mesele, hangi fıkranın, kim tarafından, hangi dönemde ve hangi toplumsal iklim içinde anlatıldığıdır. Çünkü fıkralar da boşlukta dolaşmaz; toplumsal ilişkilerin, güç dengelerinin ve siyasal atmosferin içinde anlam kazanır. Kimi zaman sadece güldürürler, kimi zaman ise anlatanın dünyaya nasıl baktığını gösterirler. Bu yüzden fıkraların da bir siyaseti vardır.