Fıkraların da Bir Siyaseti Vardır
Koç fıkra anlatmış, Kürtler bu Kürt kadın kimliğine atıftan
rahatsız olmuş; ki hakları... Fıkra içinde o Kürt kadını yerine kaz olabilirdi,
Ermeni olabilirdi, Türk olabilirdi veya ırkı belli olmayan bir kadın denilir
geçilirdi. Ama Kürt vurgusu elbette burada Kürt açılımının olduğu zamana
gelince sermaye için Kürt’ün ne anlama geldiğini ve siyasi yorumu ortaya
çıkarıyor...
Bir sermaye sahibi, Kürt sorununa nasıl baktığını
gösteriyor... Kürt siyasetçilerin sermayenin önünde el pençe duranlarının bu
imgesine gülerek tepki göstermesinin arkasında, Kürt açılımından ne
bekledikleri de olabilir... Yalakalık olsun, sahip ne derse ve gülüyorsa onunla
birlikte gülen şarlatanlar da olabilir. Sonuçta sermaye yanında her zaman
şarlatanını taşır...
Bir fıkra anlatan sermaye sahibi, aynı zamanda o sermaye
sahibi devlet demektir. O sermaye sahibi cumhuriyet demektir, o sermaye sahibi
bu ülkede bayrağın somut hâli demektir... Kısaca bugün yaşadığımız cumhuriyetin
tüm nimetlerinin somut hâle getirilmiş hâlidir...
Bu yüzden mesele sadece anlatılan fıkra değil, o fıkranın
hangi tarihsel ve siyasal iklim içinde anlatıldığıdır.
“Kürtler tepki verdi.” diyerek Kürtleri eleştirmeyin. Fıkra
diyerek geçilmez bazı zamanlarda. Kürt açılımının olmadığı zamanda anlatılsa
gülünüp geçilecek imalar, bu zamanda anlatıldığı an başka anlama bürünür...
Kürt sorununa duyarlı olanlar itiraz etmişler, “Biz
biliyoruz ne ima ettiğini.” demişler...
Barolar dava açmış...
Açabilirler, akıllı insanlar barolarda üyedir. Barolar aptal
değildir, vardır bir bildikleri...
Çünkü ortada yalnızca bir fıkra değil, aynı zamanda devam
eden bir siyasal süreç de vardır.
Kürt sorunu çözüm süreci diye bir süreç var. Gerçi adı
“Terörsüz Türkiye” konmuş olsa da bu Terörsüz Türkiye’de Kürt iç savaşının
sonlandırılması ve Kürt sorununun çözümü var. Kısaca şehitler olmayacak,
gaziler bir daha olmayacak ve daha fazla gazi maaşları ödenmeyecek...
Kürt sorununun tarafları bellidir...
Devlet adına konuşan birileri eleştirmek yerine, Kürt
tarafının elini zayıflatacak “dostların” eleştirisi yaralar Kürtleri...
Üstelik bu mesele yalnızca Kürtlerin meselesi de değildir.
Kürtlerin kazancı, Türkiye’de yaşayan Ermenilerin, Lazların,
Çerkeslerin, Rumların, Arnavutların, Türkmenlerin... kazanması anlamına gelir.
Çünkü sadece Kürtlere özgü yasalar olmayacak, yasalarda eşitlik ilkesi
olacaktır...
Eşitlik aynı zamanda demokrasi ve özgürlük alanı demektir...
Eşitlik demek, çok kültürlü bir ülkenin yasal zeminde
güvence altına alınması demektir...
Eşitlik D-97 Kararnamesi’nin çöpe atılması demektir...
Eşitlik demek, her insanın ana dilini öğrenme hakkının
güvence altına alınması demektir...
Bu nedenle itirazın kendisini değil, itirazın hangi zeminden
yükseldiğini anlamaya çalışmak gerekir.
Herkes fıkra anlatabilir. Kimse fıkra anlatmaya yasak
getirmiyor. Tersine, özgürce fıkra anlatma, yazma, konuşma hakkının tüm
vatandaşlara eşit şekilde uygulanmasını savunmaktır...
Zaten tartışma da anlatma hakkı üzerine değil, seçilen
fıkranın taşıdığı anlam üzerinedir.
Adam fıkra anlatmış, ne olmuş? Ben de Laz’ım; benim üzerime
binlerce fıkra uydurulmuş ama bizi hiçbiri anlatmıyor. Ama ortada Laz açılımı
olmuş olsaydı, hadi anlatın bakalım Temel-Fadime’nin belden aşağıya düşen
fıkralarını...
Her zaman aynı fıkra anlatılmaz, ortama göre fıkra seçilir
ve ona gülünür...
Bu nedenle mesele bir fıkranın anlatılıp anlatılmaması
değildir. Mesele, hangi fıkranın, kim tarafından, hangi dönemde ve hangi
toplumsal iklim içinde anlatıldığıdır. Çünkü fıkralar da boşlukta dolaşmaz;
toplumsal ilişkilerin, güç dengelerinin ve siyasal atmosferin içinde anlam
kazanır. Kimi zaman sadece güldürürler, kimi zaman ise anlatanın dünyaya nasıl
baktığını gösterirler. Bu yüzden fıkraların da bir siyaseti vardır.