16 Temmuz 2026 Perşembe

Alman Hukukunun Seçici Vicdanı

Alman Hukukunun Seçici Vicdanı

Hukukun evrensel olduğu söylenir. Özellikle de konu Almanya olunca bu söylem daha güçlü dile getirilir. Nazi suçları yargılanır, savaş suçları yargılanır, IŞİD üyeleri dünyanın başka bir ülkesinde suç işlemiş olsa bile Alman mahkemelerinde hâkim karşısına çıkarılabilir. Evrensel yargı ilkesi denildiğinde akla gelen ülkelerden biri de Almanya'dır.

Kulağa oldukça güven verici geliyor.

Ta ki akla tek bir soru gelene kadar:

Peki Sivas?

Aslında bu soru yalnızca Sivas Katliamı ile ilgili değildir. Daha büyük bir sorunun kapısını aralar: Hukuk gerçekten evrensel midir, yoksa evrenselliği de siyasetin ihtiyaçlarına göre mi belirlenmektedir?

Devlet dediğimiz yapı, her zaman önce kendi çıkarını korur. Bu yalnızca Almanya için değil, ulus devlet modelinin genel karakteridir. Hukuk da çoğu zaman bu çıkarın dışında hareket etmez. Önce devlet gelir, sonra toplum. Toplumun içinde de "biz" ve "ötekiler" ayrımı, tarih boyunca farklı biçimlerde kendisini göstermiştir.

Fırsat eşitliği, hukuk devleti ve evrensel değerler elbette önemlidir. Ancak bunlar, devletlerin tarihsel reflekslerini bir gecede değiştirmez. Ulus devletler, kendi kurucu unsurunu korumaya öncelik verir. Bunun bedelini ise çoğu zaman "öteki" olarak tanımlanan kesimler öder.

Bu da yalnızca teorik bir tespit değildir.

Yakın tarih bunun örnekleriyle doludur.

Türkiye'de Varlık Vergisi bunun hukuki zemine oturtulmuş örneklerinden biridir. Bunun yanında Çanakkale olayları, 6-7 Eylül Olayları ve "Yahudi kızı kaçırma" bahanesiyle İstanbul Bankalar Caddesi'ndeki Yahudi bankerlerin mallarına el konulması da aynı zihniyetin farklı dönemlerdeki yansımaları olarak değerlendirilebilir. Kısaca buna pogrom deniliyor. Bunu özellikle yazıyorum; çünkü bu kavram kullanılmadığında çoğu zaman eksik bırakıldığı söyleniyor.

Şimdi yeniden Almanya'ya dönelim.

Alman devleti gerektiğinde hukukunu son derece kararlı biçimde işletiyor. Gerektiğinde ise "Bu, başka ülkelerin kendi iç meselesidir." diyerek uzaktan izlemeyi tercih edebiliyor.

Bunun örnekleri de var.

PKK davası Almanya'da görüldü. Dava, siyasi savunmalar eşliğinde devam etti. Aynı şekilde IŞİD mensupları, Irak sınırları içerisinde işledikleri suçlardan dolayı Almanya'da yargılanabiliyor. Çünkü söz konusu olan insanlığa karşı suçlar olduğunda, ulusal sınırların tek başına yeterli olmadığı kabul ediliyor.

Tam da burada asıl soru ortaya çıkıyor.

Sivas Katliamı neden Almanya'da dava konusu olmuyor?

Sivas Katliamı'nın birinci derecede sorumluları arasında gösterilen bazı isimlerin bugün Almanya'da mülteci ya da farklı oturum statüleriyle yaşamlarını sürdürdüğü biliniyor. Üstelik Almanya'da, Sivas'ta eşini, çocuğunu, kardeşini ya da yakınını kaybetmiş insanlar da yaşıyor.

Peki Alman devleti bu tabloya nasıl bakıyor?

Bu olay Türkiye'nin iç işi olduğu için mi sessiz kalıyor?

Eğer öyleyse, aynı yaklaşım neden IŞİD davalarında geçerli olmuyor?

İşte bu noktada insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Almanya'nın evrensel yargı yetkisi Sivas'a gelince mi pasaport kontrolüne takılıyor?

Sivas Katliamı yalnızca Türkiye'nin iç meselesi olarak görülemez. Çünkü orada hedef alınan yalnızca insanlar değildi; farklı inançların birlikte yaşayabilme iradesiydi. Dahası, bugün IŞİD'in Ezidi kadınlarına yaptıklarını konuşurken de aynı nefret ideolojisinin nasıl cesaret kazandığını tartışıyoruz. Tarih, birbirinden kopuk yaşanmaz. Cezasız bırakılan her organize nefret suçu, kendisinden sonra gelecek olanlara cesaret verir.

Bu nedenle mesele yalnızca geçmişle hesaplaşmak değildir.

Mesele, hukukun gerçekten evrensel olup olmadığını sınamaktır.

Eğer insanlığa karşı suçların gerçekten bir sınırı yoksa, Sivas'ın da olmamalıdır.

Yok eğer bazı suçlar sınırı geçebiliyor, bazıları ise gümrük kapısında bekletiliyorsa; o zaman tartışmamız gereken şey hukukun evrenselliği değil, vicdanın milliyetidir.

Belki de bu yüzden asıl dava dosyası Sivas değildir.

Asıl dava dosyası, Alman hukukunun seçici vicdanıdır.