Teknoloji, Savaş, İlaç ve Kodlanan İnsan
Üretilen her teknoloji öncelikle silah sanayisi ve savaş
amacıyla geliştirilir; daha sonra, tam anlamıyla olmasa da yarım yamalak bir
şekilde sivil insanların kullanımına sunulur. Bizlerin kullandığı teknolojiler,
aslında bize bahşedilenlerdir...
İlaç sanayisi de bu döngünün dışında değildir.
İlaç sanayisi, silah sanayisi ile kol kola yürür. Üretilen
tüm ilaçlar aslında insanı yaşatmak değil, onu zararsız hâle getirecek çözümler
üretmek içindir. Kısaca, biyolojik silahın görünür yüzüdür. Ve bütün bunlar yasalara
ve hukuka uygun şekilde yapılır.
İlaç sektörünün tek bir amacı vardır: Parası olana göre ilaç
üretmek. Üretilen ilaçlar; gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkeler ve en
fakir ülkeler için ayrı kategorilerde üretilir. Aynı marka, aynı patent, ama içeriği
farklı ilaçlar piyasada dolaşır.
Bizim gibi ülkelerde ilaçlar iyileştirmek için değil, daha
çok üstünkörü bir tedavi için kullanılır. Çünkü etken madde dozu düşük olduğu
için, Batı'da kullanılan ilaçtan bir tane alınırken, bizde sanırım 10 doz alırsanız
aynı etkiye kısmen yaklaşmış olursunuz...
Bunu Bayer firmasının CEO'su yıllar önce açıklamıştı.
Kısaca: Parasına göre üretim!
Ama teknoloji yalnızca ilaçlardan ibaret değil.
Dünyada teknoloji çok hızlı ilerliyor. Yapay zekâ ve
robotlar paralel olarak hayatımıza doğru giriyor. Çoktan savaş sektöründe
kullanılan araçlar, adam öldürmek yerine bulaşıkları yıkayan şekilde bize
sunulacak. Ev temizliği yapan araçlar, arazi temizliği yapacak boyuta çoktan
ulaşmıştır.
Bizler ise sadece var olanları kullanıyor, onları
amaçlarının dışında yeni amaçlar için kullanmaya çalışıyoruz. Hiç kimse gerçek
anlamda o üretilen teknolojinin gerçek amacını bilmez; sadece bize sunulduğu
kadarıyla kullanırız...
Belki de teknolojinin bize gösterilen yüzü ile geliştirilme
amacı arasında her zaman büyük bir fark vardır.
Asıl mesele ise teknolojinin ne yaptığı değil, insanı neye
dönüştürdüğüdür.
Genelde bizi kontrol eden, bizi aslında birey olmaktan
çıkaran ve birer anonim insana dönüştüren bir sürecin içindeyiz.
Her birimizin bir kimlik numarası var. Çoğu yerde artık
ismimizi sormuyorlar, çünkü belirleyici olan kimlik numaramızdır.
Kodlandık.
Her birimiz kodlandık ama hangi amaçla, kim tarafından, tam
olarak bilemiyoruz.
Bizim sağlık verilerimiz birilerinin kayıtları içinde. Belki
bir gün bu teknolojiyi kontrol eden bir şey, ihtiyaç duyduğu bir şeye ulaşmak
istediğinde, nokta atışı yaparak ihtiyacı olanı gelip alacaktır.
Belki bizim bir böbreğimizi, bir karaciğerimizi ya da başka
bir organımızı alıp istediği yere götürüp kullanacaktır...
Bir anlamda artık yalnızca kimliğimiz değil, bedenimiz de
sistemin bir parçası hâline geliyor.
Her birimiz teknoloji sayesinde kimliksizleştirilirken, hem
tüketici hem de yedek olma durumumuz söz konusu olmaya başladı.
İnsan artık yalnızca bir isim değildir. Bir kimlik
numarasıdır, bir veridir, bir sağlık kaydıdır, bir tüketicidir. Ve belki de bir
gün, ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek bir yedektir.
Bütün bunlar olurken dünyanın başka yerlerinde savaşlar
devam ediyor.
Savaşlarda organ ticareti, bir anlamda bugün bizim
konforumuzu bozmuyor. Görmezden geliyor, duymazdan geliyoruz. Çünkü organı
alınan, hayatı sönen şimdilik biz değiliz...
Belki de mesele tam olarak budur.
Teknoloji ilerliyor, savaşlar sürüyor, ilaçlar üretiliyor,
verilerimiz kaydediliyor, kimliklerimiz numaralara dönüşüyor ve bedenlerimiz
hakkında her geçen gün daha fazla bilgi birikiyor.
Biz ise bütün bunların bize dokunmadığı sürece yalnızca
uzaktan izliyoruz.
Çünkü henüz sıra bizde değil...