Kanıksanan Hukuk
Her cuma günü CHP'li belediyelere operasyon yapılıyor; belediye başkanları, yardımcıları ve birkaç çalışanı ile birlikte
gözaltına alınıyor, mutlaka bir de firarda yani yakalanmamış oluyor... Her hafta "Hayırlı Cumalar" günü bunlar yaşanıyor...
Bu ne anlama geliyor?
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz...
Ateş nedir?
Yolsuzluk, adam kayırmaca, rüşvet, kara para,
ihaleye fesat karıştırmak...
Operasyonlarda hep benzer cümleler kuruluyor...
Alıştırılıyor, alışkanlık haline getiriliyor; her belediye başkanı "Bize ne zaman operasyon yapılacak?" tedirginliği içinde kalıyor...
Önce dedikodu çıkarılıyor, hatta dedikoduya bile ihtiyaç duymadan direkt
operasyon yapılıyor; sorgusuz sualsiz, mahkemeye çıkmadan insanlar içeride
yatıyor, masumiyetlerini kanıtlamaya çalışıyorlar. Yani suç sözde
oluyor, kanıtın ise dedikodu mahiyetinde olmasının hiçbir sorunu yok; alışkanlıklar oluştu, sanki ülke kurulduğundan beri böyleymiş algısı oturtuldu…
İçeriye düşeni Allah kurtarsın!
"Cinayeti kör bir kayıkçı gördü
Ben gördüm kulaklarım gördü
Vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü
Hiçbiriniz orada yoktunuz"
Attila İlhan'ın dizeleri geçti gitti bir an için...
Ortada siyasi bir cinayet var ama kimse bu işe cinayet diyemiyor; hukuk, adalet, falan filan... Gerçek olan bile çok sık
tekrarlanırsa gerçek olmaktan çıkar, yalan olan da aynı şekilde çok sık tekrar edilirse gerçek olarak algılanır ama sonuçta manipüle
edilen geniş bir kesim var ve bir süre sonra o
konudaki duyarlılıkları da ortadan kaldırıyor, kanıksanıyor...
Yaşadığımız zaman "Alışamadım" diyen birine karşı dönemin Başbakanı "Alışacaksın!" diyerek
başlamıştı. Şimdi her şey olağan, doğal, gelenekselleşmiş gibi...
"Hayırlı Cumalar" anlamında biraz değişiklik olmuş; eskiden Müslüman olarak görülmeyenleri öldürmek için seferler
düzenlenirdi, şimdi CHP belediyelerine operasyon yapılıyor...
Ben kişisel olarak belediyeleri hangi siyasi
parti yönetirse yönetsin benzer işler yapar diye bir algıya
sahibim. Yani parti farkı gözetmeden her başkan kendi çevresini kollar; yasalara uygun ihale yapılır, adresi belirlenmiş, her şey karşılıklı mutlu olacak şekilde çözülmüş şekilde işler hukuka uygun hale getirilirdi. Büyük rüşvetler filan sokağa dökülür, mahkemeye
gidilir ve genelde görevsizlik veya yeterli delil bulunamadığı için olayın üstü kapanırdı... Yani herkes bilir çürümeyi, yandaş kollamayı ama yokmuş gibi yapılır…
CHP belediyesi ile AKP belediyesi arasında ne fark var?
Birinde soruşturma için müfettişler gezer, diğerinde iş peşinde koşturan tanıdık iş adamları... Aynı iş adamı CHP'li belediyede iş yapmış, aynı prosedürden geçmiş ama CHP'li belediye
ile yaptığı işten dolayı sorgulanıyor...
Hakkında soruşturma açılacağı dedikodusunu duyan belediye başkanları birden iktidar
partisinin rozetini takmaya başlıyor, belediye başkanı yeni icatlarını yeni partisine mal eder oluyor; yani ne soruşturma ne de dedikodu kalmış oluyor...
Devlet ile iktidar partisi arasındaki sınırın giderek
belirsizleştiği bir tablo ortaya çıkıyor. Muhalefetin varlığına ihtiyaç
duyuluyor; sonuçta demokratik bir ülke olduğumuz söyleniyor. Muhalefetin ses
çıkarmasına da izin veriliyor, ancak bunun nerede ve ne ölçüde yapılacağı
iktidarın çizdiği sınırlar içinde kalıyor. Bazı meydanlar muhalefete
kapatılırken, belirlenen alanlarda istedikleri kadar konuşmalarına izin
veriliyor. Fakat bu görüşleri şehrin geneline taşımaları, geniş kitlelerle
buluşturmaları istenmiyor.
Bize özgü hukuk yorumlanıyor.
Bize özgü özgürlüklerimiz var...
Bize özgü her şey...
Eleştiri de bize özgü, eleştiriye karşı gösterilen güç de bize özgüdür.
Trafikte bir araç seni geçti diye o aracı geçip önüne kırıp yolda kavga
etmek bile bize özgüdür...
Çoğu insan zaten konuşulanı duymadan dedikoduya bakarak karşısındakini eleştiriyor, eleştiri bile denmez mahkûm
ediyor…