24 Haziran 2026 Çarşamba

Perde Arkasındaki Siyaset

Perde Arkasındaki Siyaset

Çocukluğumdan bugüne siyaset ile ilgilendim. Çünkü ben onunla ilgilenmediğim anda o benimle ilgilendi. Kısacası siyaset hayatımızı biçimlendiriyor, yönlendiriyor, hatta acımasızca eziyor.

Bu etkinin yalnızca bireysel değil, ekonomik ve toplumsal alanlarda da güçlü biçimde hissedildiği açıktır.

Bu ülkede üretilmiş tüm zenginlik, siyasetin mahareti ile olmuştur. Serbest rekabetin hiçbir zaman olmadığı, ideal kapitalizmin bu ülkede gelişmediği, kuralların işlemediği, kim iktidardaysa onun yandaşlarının öne çıktığı, muhalif girişimlerin ise sönümlendiği dönemlere şahitlik ettik. Eğer siyaset isterse işverenlerin mallarına çökebilir; yani kamulaştırmak, el koymak, kayyum atamak bu ülkede her dönemde olmuş ve olağan karşılanmıştır.

Bu durum, siyaset ile ekonomi arasındaki ilişkinin ne kadar belirleyici olduğunu göstermektedir.

Siyaset öyle bir düzenek kurmuştur ki size özgürlük vaat eder ama aslında kendisine özgürlük alanı yaratır; daha fazla baskı, daha fazla otorite, daha fazla adaletsizlik ve eşitsizlik üretir.

Bu çelişkinin tarihsel arka planı ise ülkenin genel yapısına kadar uzanır.

Ülkemizin tarihi dengesizdir; normal akışında değildir. Çünkü müdahalelere her zaman açıktır. Nedeni ise ekonomik olarak hiçbir zaman tam bağımsız olamamasıdır. Bu yüzden bağımsız siyaset ve doğal tarihsel gelişim düz bir çizgide ilerlememiş, emperyalist devletlerin çıkarlarına uygun biçimde şekillenmiştir. Kısacası bizim ülkemizdeki gelgitler çoğu zaman emperyalist çıkarların hareketine bağlı olmuştur. Düzenli ve sistematik bir gelişimden söz etmek zordur. Bundan dolayı ülkede krizler ve kronikleşmiş sorunlar çözülememiş, yalnızca reformlarla üzerleri örtülmüştür.

Bu tarihsel zemin, siyasal yapının bugünkü görünmeyen ilişkilerini de açıklamaktadır.

Bizim demokrasi sınavımız, meclisli ya da meclissiz biçimleriyle, I. Meşrutiyet ile başlar. Anayasa o dönemde yazılmıştır. Ancak ilk anayasa, bugünkü anayasadan katbekat daha özgürlükçü ve eşitlikçi bir konumdadır. Çünkü bizde özgürlükler halk lehine ilerlememiş; daha çok yönetici kesim ile küresel çıkarlar arasındaki çatışmalara orta yol bulunması şeklinde gelişmiştir. Bizde iç dinamiklerin gücü, dış dinamiklerin gücünden çok daha zayıftır. Sözde seçimler yapılır ama karar verici çoğu zaman “bizim çocuklar” diyenlerdir.

Bu yapı, görünür siyaset ile gerçek karar mekanizması arasındaki farkı ortaya koyar.

Siyasetin hep gölgede kalan liderler tarafından düzenlenmesine şahit olmuşsunuzdur. Görünürde bir lider vardır ama perde arkasından ona yön veren birileri de mevcuttur. Yani hep bir “bilen” vardır; görünen ise onun kuklasıdır.

Böyle işleyen bir siyaset, mücadele alanımızı ortadan kaldırır. Çünkü görünenler her zaman görünmeyenlerin organize ettiği işlerde kurban olur ve işlenen suçlar görünende kalır. Görünmeyenin eli ise her zaman temizdir; çünkü o kutsaldır. Tanrı adına cinayet işlenir ama Tanrı hep masumdur. Kan dökülmesine karşıdır, “öldürme” der ama kuklası onun adına öldürür.

Perde arkasındaki liderlik kurumu daha çok sol siyaset içinde mevcuttur. Çünkü illegal yaşam bunu dayatmıştır: görünen lider ve görünmeyen lider. Yıllarca görünmeden örgütünü yöneten insanların doğru dürüst fotoğrafı bile yoktur. Herkes adını, takma adını bilir; hatta polis kayıtlarında daha ayrıntılı bilgiler bulunur. Ancak onu takip edenler, üyeler ve sempatizanlar için o kişi ulaşılmaz ve gizemlidir. Her doğru karar ona ait kabul edilirken, her yanlış saha içindekilere yüklenir.

Bugün birçok siyasi parti vardır ve her siyasi partinin bir “bileni” bulunur. Bu kişiler hiçbir zaman kamuoyu önüne çıkıp açık siyaset yapmazlar. Aksine, bir derginin yazarı ya da bir vakfın başkanı olabilirler; fakat partinin ya da organizasyonun başında görünmezler. Çünkü görünür olurlarsa yanlışları da günahları da onlara ait olacaktır. Oysa liderler dokunulmaz ve eleştirilemez kabul edilir. Tek doğruyu bilen ve gören kişi odur. Örgüt içinde her şeyden haberdar olduğu varsayılır; aldığı kararlar tartışılmaz. Kısacası söylemde solcu olabilir ama uygulamada otoriter bir liderden farkı kalmayabilir. En azından otoriter liderler görünürdür ve yaptıklarının sorumluluğunu üstlenirler. Bunlar ise polisin bildiğini bile üyelerinden saklayabilirler.

Ülkemizde siyaset çoğu zaman perdelerin arkasında, kapalı odalarda biçimlenir. Hatta grevdeki bir işletmede grev liderinin gözaltına alınıp karakolda kimsenin görmediği alanlarda pazarlıkların yapıldığı, devlet çıkarlarının öncelendiği durumlar yaşanabilir. Sonrasında bir orta yol bulunur, sözler alınır ve sahaya dönüldüğünde liderlerin devlet nezdinde muhatap kabul edildiği görülür. Sonuçta bir pazarlık yapılır ve grev uzlaşma ile sona erdirilir.

Perde arkasında siyaset yapıldığında kiminle mücadele edeceğinizi bilemezsiniz. Çünkü kukla ile mücadele etmek, bir anlamda suda ayak çırpıp dalga oluşmasını beklemek gibidir. Kukla liderler ise zaman zaman perde arkasında alınan kararları tam anlamıyla içselleştirmeden kamuoyu önünde savunmaya çalıştıklarında boşa düşebilirler. Savunduğu ile yaptığı ya da yapılan arasındaki uçurum, onları aciz, çaresiz ve kullanılmış göstermekten başka bir işe yaramaz. Bugün sol siyasetin bu kadar fazla zikzak çizmesinin nedenlerinden biri de budur.

Kendisini lider gören kişinin ortaya çıkıp siyasetin başında olması daha mantıklıdır. En azından neyi savunduğu ve ne yaptığı daha açık olur. Yapılan ya da yapılmakta olan şeylerin dedikodusu üzerinden siyaset yapmak, peynir gemisini yürütmeye benzer.

Bizim ülkemizin siyaseti de liderleri de gerçek anlamda cesur değildir. Çünkü cesaret, sistemle mücadele etmektir. Bizde ise sisteme entegrasyon daha önceliklidir. Sistemsel sorunların bireysel liderlik sorunları gibi algılanmasına önem verilir. Bugün Erdoğan yerine başkası olsa da benzer şeyleri yaşayacağımızı söylediğimde, Erdoğan karşıtlığının etkisiyle bana itiraz edenler olur. Ancak Kılıçdaroğlu vakası göstermiştir ki meşruiyetini seçmeninden almayan liderler, kim olursa olsun, gücü kendi anlayışlarına göre düzenlemeye meyillidir. Sonuçta güç sahipleri kendilerini tanrı yerine koymaktan vazgeçmezler; onların adına işlenen suçlara da çoğu zaman hoşgörüyle yaklaşırlar.

Perde arkasındaki siyaset sürdükçe, halkın gördüğü ile ülkeyi yöneten güç arasındaki mesafe kapanmayacaktır.

Hiç yorum yok: