Perde Arkasındaki Siyaset
Çocukluğumdan bugüne siyaset ile ilgilendim. Çünkü ben
onunla ilgilenmediğim anda o benimle ilgilendi. Kısacası siyaset hayatımızı
biçimlendiriyor, yönlendiriyor, hatta acımasızca eziyor.
Bu etkinin yalnızca bireysel değil, ekonomik ve toplumsal
alanlarda da güçlü biçimde hissedildiği açıktır.
Bu ülkede üretilmiş tüm zenginlik, siyasetin mahareti ile
olmuştur. Serbest rekabetin hiçbir zaman olmadığı, ideal kapitalizmin bu ülkede
gelişmediği, kuralların işlemediği, kim iktidardaysa onun yandaşlarının öne
çıktığı, muhalif girişimlerin ise sönümlendiği dönemlere şahitlik ettik. Eğer
siyaset isterse işverenlerin mallarına çökebilir; yani kamulaştırmak, el
koymak, kayyum atamak bu ülkede her dönemde olmuş ve olağan karşılanmıştır.
Bu durum, siyaset ile ekonomi arasındaki ilişkinin ne kadar
belirleyici olduğunu göstermektedir.
Siyaset öyle bir düzenek kurmuştur ki size özgürlük vaat
eder ama aslında kendisine özgürlük alanı yaratır; daha fazla baskı, daha fazla
otorite, daha fazla adaletsizlik ve eşitsizlik üretir.
Bu çelişkinin tarihsel arka planı ise ülkenin genel yapısına
kadar uzanır.
Ülkemizin tarihi dengesizdir; normal akışında değildir.
Çünkü müdahalelere her zaman açıktır. Nedeni ise ekonomik olarak hiçbir zaman tam
bağımsız olamamasıdır. Bu yüzden bağımsız siyaset ve doğal tarihsel gelişim düz
bir çizgide ilerlememiş, emperyalist devletlerin çıkarlarına uygun biçimde
şekillenmiştir. Kısacası bizim ülkemizdeki gelgitler çoğu zaman emperyalist
çıkarların hareketine bağlı olmuştur. Düzenli ve sistematik bir gelişimden söz
etmek zordur. Bundan dolayı ülkede krizler ve kronikleşmiş sorunlar
çözülememiş, yalnızca reformlarla üzerleri örtülmüştür.
Bu tarihsel zemin, siyasal yapının bugünkü görünmeyen
ilişkilerini de açıklamaktadır.
Bizim demokrasi sınavımız, meclisli ya da meclissiz
biçimleriyle, I. Meşrutiyet ile başlar. Anayasa o dönemde yazılmıştır. Ancak
ilk anayasa, bugünkü anayasadan katbekat daha özgürlükçü ve eşitlikçi bir
konumdadır. Çünkü bizde özgürlükler halk lehine ilerlememiş; daha çok yönetici
kesim ile küresel çıkarlar arasındaki çatışmalara orta yol bulunması şeklinde
gelişmiştir. Bizde iç dinamiklerin gücü, dış dinamiklerin gücünden çok daha
zayıftır. Sözde seçimler yapılır ama karar verici çoğu zaman “bizim çocuklar”
diyenlerdir.
Bu yapı, görünür siyaset ile gerçek karar mekanizması
arasındaki farkı ortaya koyar.
Siyasetin hep gölgede kalan liderler tarafından düzenlenmesine
şahit olmuşsunuzdur. Görünürde bir lider vardır ama perde arkasından ona yön
veren birileri de mevcuttur. Yani hep bir “bilen” vardır; görünen ise onun
kuklasıdır.
Böyle işleyen bir siyaset, mücadele alanımızı ortadan
kaldırır. Çünkü görünenler her zaman görünmeyenlerin organize ettiği işlerde
kurban olur ve işlenen suçlar görünende kalır. Görünmeyenin eli ise her zaman
temizdir; çünkü o kutsaldır. Tanrı adına cinayet işlenir ama Tanrı hep
masumdur. Kan dökülmesine karşıdır, “öldürme” der ama kuklası onun adına
öldürür.
Perde arkasındaki liderlik kurumu daha çok sol siyaset
içinde mevcuttur. Çünkü illegal yaşam bunu dayatmıştır: görünen lider ve
görünmeyen lider. Yıllarca görünmeden örgütünü yöneten insanların doğru dürüst
fotoğrafı bile yoktur. Herkes adını, takma adını bilir; hatta polis
kayıtlarında daha ayrıntılı bilgiler bulunur. Ancak onu takip edenler, üyeler
ve sempatizanlar için o kişi ulaşılmaz ve gizemlidir. Her doğru karar ona ait
kabul edilirken, her yanlış saha içindekilere yüklenir.
Bugün birçok siyasi parti vardır ve her siyasi partinin bir
“bileni” bulunur. Bu kişiler hiçbir zaman kamuoyu önüne çıkıp açık siyaset
yapmazlar. Aksine, bir derginin yazarı ya da bir vakfın başkanı olabilirler;
fakat partinin ya da organizasyonun başında görünmezler. Çünkü görünür
olurlarsa yanlışları da günahları da onlara ait olacaktır. Oysa liderler
dokunulmaz ve eleştirilemez kabul edilir. Tek doğruyu bilen ve gören kişi odur.
Örgüt içinde her şeyden haberdar olduğu varsayılır; aldığı kararlar
tartışılmaz. Kısacası söylemde solcu olabilir ama uygulamada otoriter bir
liderden farkı kalmayabilir. En azından otoriter liderler görünürdür ve
yaptıklarının sorumluluğunu üstlenirler. Bunlar ise polisin bildiğini bile
üyelerinden saklayabilirler.
Ülkemizde siyaset çoğu zaman perdelerin arkasında, kapalı
odalarda biçimlenir. Hatta grevdeki bir işletmede grev liderinin gözaltına
alınıp karakolda kimsenin görmediği alanlarda pazarlıkların yapıldığı, devlet
çıkarlarının öncelendiği durumlar yaşanabilir. Sonrasında bir orta yol bulunur,
sözler alınır ve sahaya dönüldüğünde liderlerin devlet nezdinde muhatap kabul
edildiği görülür. Sonuçta bir pazarlık yapılır ve grev uzlaşma ile sona
erdirilir.
Perde arkasında siyaset yapıldığında kiminle mücadele
edeceğinizi bilemezsiniz. Çünkü kukla ile mücadele etmek, bir anlamda suda ayak
çırpıp dalga oluşmasını beklemek gibidir. Kukla liderler ise zaman zaman perde
arkasında alınan kararları tam anlamıyla içselleştirmeden kamuoyu önünde
savunmaya çalıştıklarında boşa düşebilirler. Savunduğu ile yaptığı ya da
yapılan arasındaki uçurum, onları aciz, çaresiz ve kullanılmış göstermekten
başka bir işe yaramaz. Bugün sol siyasetin bu kadar fazla zikzak çizmesinin
nedenlerinden biri de budur.
Kendisini lider gören kişinin ortaya çıkıp siyasetin başında
olması daha mantıklıdır. En azından neyi savunduğu ve ne yaptığı daha açık
olur. Yapılan ya da yapılmakta olan şeylerin dedikodusu üzerinden siyaset
yapmak, peynir gemisini yürütmeye benzer.
Bizim ülkemizin siyaseti de liderleri de gerçek anlamda cesur
değildir. Çünkü cesaret, sistemle mücadele etmektir. Bizde ise sisteme
entegrasyon daha önceliklidir. Sistemsel sorunların bireysel liderlik sorunları
gibi algılanmasına önem verilir. Bugün Erdoğan yerine başkası olsa da benzer
şeyleri yaşayacağımızı söylediğimde, Erdoğan karşıtlığının etkisiyle bana
itiraz edenler olur. Ancak Kılıçdaroğlu vakası göstermiştir ki meşruiyetini
seçmeninden almayan liderler, kim olursa olsun, gücü kendi anlayışlarına göre
düzenlemeye meyillidir. Sonuçta güç sahipleri kendilerini tanrı yerine
koymaktan vazgeçmezler; onların adına işlenen suçlara da çoğu zaman hoşgörüyle
yaklaşırlar.
Perde arkasındaki siyaset sürdükçe, halkın gördüğü ile
ülkeyi yöneten güç arasındaki mesafe kapanmayacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder