Bir gün sisteme hizmet edenlerin bazıları Topal Osman olacaktır...
Mustafa Kemal’e bağlılığıyla bilinen Topal Osman, Samsun ve
Giresun çevresindeki silahlı mücadelesiyle öne çıkar ve zamanla Çankaya
Köşkü'nde görev alacak kadar yükselir. Millî Mücadele yıllarında Pontus
hareketine karşı yürütülen operasyonlarda ve Koçgiri Harekâtı'nda etkin rol
oynar. Yeni kurulmakta olan devletin silahlı muhaliflerine karşı yürütülen
operasyonlarda acımasız yöntemleriyle tanınır. Çankaya’nın güvenliğinin
sağlanmasında ve Mustafa Kemal’e yönelik askerî ve siyasî tehditlere karşı da
sert ve tavizsiz bir tutum sergiler.
Bu süreçte, Mustafa Kemal’in en sert muhaliflerinden Trabzon
Milletvekili Ali Şükrü Bey, 27 Mart 1923'te ortadan kaybolur. Kısa süre sonra
cinayetin faili olarak Topal Osman gösterilir. Ali Şükrü Bey’in, Topal Osman’ın
konutunda öldürüldüğü kabul edilmektedir.
Ali Şükrü Bey cinayetinin ardından hakkında yakalama kararı
çıkarılan Muhafız Alayı Komutanı Topal Osman, Çankaya sırtlarındaki Papazın
Bağı'nda Muhafız Taburu ile girdiği çatışmada 2 Nisan 1923 sabahı yaralı olarak
ele geçirilir. Ardından İsmail Hakkı Tekçe tarafından başı gövdesinden
ayrılarak öldürülür.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, Ali Şükrü Bey’in katillerinin
yakalanarak Ulus Meydanı’nda idam edilmesine oy birliğiyle karar verir. Bunun
üzerine daha önce öldürülüp gömülmüş olan Topal Osman’ın başsız cesedi mezardan
çıkarılır ve Ulus Meydanı’nda ayağından darağacına asılır. Bu olay, Cumhuriyet
tarihinin en sıra dışı ve sembolik infazlarından biri olarak hafızalara geçer.
1925 yılında ise Mustafa Kemal’in emriyle Topal Osman’ın
naaşı Giresun Kalesi’nde ilk gömüldüğü yerden alınarak kale içindeki anıt
mezara nakledilir. Bu karar, birçok tarihçi tarafından Cumhuriyet yönetiminin
Topal Osman’a yönelik resmî bir itibar iadesi olarak değerlendirilmektedir.
Bu siyasi cinayet ve sonrasında yaşananlar, dönemin en sadık
adamlarından biri ve sistemin tetikçisi olarak görülebilecek bir kişinin,
şartlar değiştiğinde aynı sistem tarafından gözden çıkarılabileceğini gösteren
çarpıcı örneklerden biridir. Osmanlı'dan miras kalan devlet geleneğinin yeni
Cumhuriyet'in ilk yıllarında da farklı biçimlerde sürdüğü yönünde yorumlar
yapılmaktadır. Bu kez saray değil, Meclis, bir milletvekilini öldüren kişinin
cezalandırılmasını ister; Topal Osman öldürülür ve cesedi ibret olsun diye
darağacında sergilenir.
Yıllar sonra dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in, "Devlet
için kurşun atan da, kurşun yiyen de şereflidir." sözü, devlet adına
şiddet kullanan kişilere yönelik tartışmaları yeniden gündeme taşımıştır. Bu
söz doğrudan Topal Osman olayına ilişkin söylenmiş değildir; ancak birçok kişi
tarafından bu tarihsel çizginin devamı niteliğinde değerlendirilmiştir...
Sonuçta Topal Osman’ın naaşı Giresun’a nakledilmiş, adına
anıt mezar yapılmış ve heykeli dikilmiştir. Bu durum da Türkiye'de devlet,
siyaset ve tarih arasındaki ilişkinin en tartışmalı örneklerinden biri olmaya
devam etmektedir.
Elbette, devlet adına yalnızca cinayet işleyenlerin değil;
devletin bekası ve siyasi iktidarın devamı adına muhalifleri kendi saflarına
çekerek etkisizleştirenlerin de zamanı geldiğinde heykelleri dikilecektir.
Topal Osmanlar tarihin istisnası değil, sistemin ürettiği
figürlerdir. Bu nedenle sistem değişmedikçe, yarattığı her boşluk yeni Topal
Osmanlara alan açmaya devam edecektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder