Devrim Beklerken: İllüzyon ve Gerçek Arasında
Sol neden bu hâle geldi diye kafa yoranlar vardır. Ben de
onlara bir tiyo vermek isterim: Bu acıklı sonu belki de iki kelime anlatır:
“illüzyon” ve “yalan”.
Şimdi diyeceksiniz ki: “Nedir bu illüzyon?”
Olması gereken değil; algılanan ve görülen üzerine kurulu
bir durumdur. Gerçek güç yerine, abartılmış bir güç ve örgütlülük görüntüsünün
yaratılmasıdır.
12 Eylül işkence merkezinde, eski Dev-Genç liderlerinden
biri, Merkez Komite’nin yakalandığı haberini alınca “İllüzyon dağıldı.”
demiştir. Gerçekten de dağılan şey, örgütün yarattığı algının gerçek denilen
duvarla çarpışmasıdır.
İşin gerçekliğinden haberdar olanlar, bu illüzyonu
görmelerine rağmen sessizce olayların peşine takılmış, hatta bu illüzyonun
devam etmesi için çaba sarf etmişlerdir.
Yalan meselesine gelince...
Bunu sık sık yazarım: “Polisin bildiğini yoldaşından
saklayan...” Çünkü hiçbir somut durum açıkça konuşulmamış; siyasi çizginin
belirsizlikleri içinde, farklı beklentilere cevap veren, ortaya yazılmış ama
herkesin kendi duruş noktasına göre anlam yüklediği cümleler üretilmiştir.
Kısacası, somut durumun somut tahlili yerine, geleceğe dair iyimser beklentiler
üzerine değerlendirmeler yapılmıştır.
Anı değil, sürekli geleceği konuşmak; elde olmayan bir güç
varmış gibi “devrim hemen şimdi olacak” anlayışıyla hareket etmek; gücün
yetmediği koşullarda insanları korsan gösterilere çağırarak her türlü saldırıya
açık bir kitlenin oluşmasına neden olmak bu anlayışın sonucudur.
Oysa birincil öncelik güvenlik olmalıdır. En az zararla en
yüksek verimi elde etmek yerine, koşullara göre değil, kişinin bireysel yeteneğine
bağlı kazanımlar beklenmiştir. Kısacası, insanlara güçlerinin üzerinde roller
yüklenmiş ve bu rollerin gereğini yerine getirmeleri istenmiştir. Kişiler her
türlü özveriyi göstermelerine rağmen, örgüt onlara sahip çıkamamış ve onları
yalnız bırakmıştır.
12 Eylül, gerçek anlamda örgütsüzlüğün en çıplak biçimde
ortaya serildiği dönemdir. Örgütsüz bireylerin kişisel çabalarıyla örgütler bir
süre daha yaşamış, ancak zaman içinde sönümlenmiştir. Buna rağmen “Biz
kandırıldık.” demeyi onur sorunu hâline getirenler, geçmişe sahip çıkmayı onura
sahip çıkmak olarak algılamış; bu da geçmişle yüzleşmenin sözde kalmasına neden
olmuştur.
Geçmişin zaafları konuşulmadan atılan her adım, aslında
yenilgiyi ve o zaafları içinde taşır, hatta büyütür. Yüzleşme önce teoride
başlar, ardından pratikte devam eder; son aşaması ise örgüttür.
Her yeni örgütsel yapı, geçmişin eleştirisi üzerine
kurulmalıdır. Ancak o eleştiri yapılmadan, sanki geçmişin her yönüne sahip
çıkılıyormuş gibi davranılması beklentileri büyütmekte; büyüyen bu beklentiler
ise yeni hayal kırıklıklarının ve yıkımların temelini oluşturmaktadır.
Bugün solun, gerçek anlamda sol politika üretememesinin
temel nedenlerinden biri de budur. Beklentilerin karşılanmaması, birbirinden
çok farklı, hatta birbirine zıt düşüncelerin ve hayat anlayışlarının aynı yapı
içinde ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Sol bir yapıdan aynı anda hem faşist,
hem Kemalist/ulusalcı hem de devrimci düşüncenin çıkması tesadüf değildir.
Bunları besleyen temel unsur ise şudur: Polisin ve istihbarat
örgütlerinin bildiğini arkadaşından, yoldaşından saklayan; bunların
konuşulmasını sessizce geçiştiren her yapının kaçınılmaz sonu, nostaljik
sohbetler ve mezarlık ziyaretleridir.
Son cümle olarak: ve illüzyon çöktüğünde geriye, gerçekle
yüzleşmek yerine onu anmaya çalışan bir hafıza kalır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder