6 Haziran 2026 Cumartesi

Cumhuriyetin Bayrağı Gerçekte Kimin Elinde?

Cumhuriyetin Bayrağı Gerçekte Kimin Elinde?

Koç ailesi ve grubu, yüzüncü kuruluş yılını Ankara’da Mustafa Kemal görselleri altında, dalgalanan dijital Türk bayrakları eşliğinde, yüzüncü yıla yakışan bir kutlamayla konuklarını ağırlayarak kutladı.

Bu yüzüncü yıl, aslında diğer şirketlerinin de yüzüncü yıla yaklaştığının habercisidir. Çünkü Ankara’da ilk Meclis’in çatı onarımıyla başlayan sermaye birikimi, yıllarca ulus-devlet gümrük korumasıyla kollanıp büyük şirketlerin Türkiye temsilciliğini yaparak büyüdü. Dünyadan bağımsız, dünyada çoktan teknolojik çöpe giden ürünleri biz bu ülkede yaşayanlar için yeni bulunmuş, hayran kaldığımız teknolojiler olarak sunan bir şirketti bu. Ülkemizde birçok teknolojiyi halk tabanına yayan ve teknolojiyi “sağlam üretim” olarak pazarlayan bir yapıydı; çünkü o dönemde karşılaştırma yapacak kadar serbest piyasa yoktu. 12 Eylül sonrası liberal ekonomiyle birlikte karşılaştırma imkânı doğdu; bu değişime en hızlı uyum sağlayanlardan biri de bu firma oldu. Ve kimse “neden bize eski teknolojiyi yeni gibi sundunuz” diye sormadı.

İşçileri en düşük ücretlerle yaşatan, sendikal mücadelenin önünde duran; “sınıfsız toplum” anlatısına uygun biçimde sendikasız ve örgütsüz bir işçi sınıfı üzerinden artı değer biriktiren şirketler grubundan biridir.

Sonuç olarak kendisini yaratan bir sisteme minnet duymasından daha doğal bir şey yoktur. Çünkü Kemalizmin ulus-devlet anlayışı olmasaydı ne Koçlar ne de Sabancılar bu ülkede var olabilirdi.

Koç ailesi Kemalisttir; popüler söylemle Atatürkçü. Nasıl olmasın ki? Tüm sermayesini Mustafa Kemal’in ulus-devlet projesine borçludur. Azınlıkların elinden alınan ekonomik alanların Türk sermayesinin oluşumuna açılması, Varlık Vergisi gibi uygulamalarla birlikte düşünüldüğünde, bu hattın Kemalist ekonomi-politikle doğrudan ilişkisi açıktır. Sonuçta Kemalizmin bir şirket üzerinde somutlaşmış hâlidir.

Burada asıl kırılma şudur: bugün Atatürkçülüğü savunanların önemli bir kısmı işçiler, işsizler, emekliler, emekli öğretmenler ve bazı sendikalar gibi emekçi kesimlerdir; ancak bu kesimler tarihsel olarak oluşmuş sermaye-devlet yapısının dışında konumlanmış olmalarına rağmen onun kurucu sembollerini ve kalıplarını yeniden sahiplenmekte, başlangıç döneminin yeniden kurulmasını savunmaktadır.

“Kemalizm nedir?” diye sorulduğunda, ulus-devlet sayesinde sermaye birikimi yapan şirketlere bakmak yeterlidir. Sabancılar, Karamehmetler, Karacanlar, Vakkolar… Ailelerin sayısı hiç de az değildir. Onları temsil eden yapı ise TÜSİAD’dır. Sonuçta Kemalizm ve onun sembolü olan bayrak bu sınıfsal hattın elinde şekillenir. Neticede bu bir burjuva devrimidir; doğal olarak sahipleri de ortadadır.

Burada ironi tam da şurada kırılır: sınıf yoktur denilen yerde sınıf, görünmez kılındığı iddia edilen yerde ise en görünür biçimiyle sermaye vardır.

Kemalizm anlayışında sınıf yoktur; çünkü sınıfsız toplum anlatısı, işçi sınıfının görünmez kılınması üzerinden kurulmuştur. Alevileri yok sayarak laikliği inşa eden, Kürtleri “isyankâr”, “vatan haini”, “İngiliz ajanı” diye kodlayan; “bilinmeyen dil” diyerek bir halkı dilinden bile koparan bir anlatı… Geri bıraktırılmış, ilkel, kuyruklu insanlar gibi gösterilen bir toplumsal tahayyül… Ve bunun çeşitli yayın organlarında yeniden üretilmesi…

Bugün ise Atatürkçüler ile birlikte “Cumhuriyet savunması” yapanların önemli bir kısmının sermaye gruplarıyla aynı sahnede bulunmaması da işin trajik tarafıdır. Atatürkçülerin kurduğu ülkede, onu savunanların başlangıçta ve kuruluş sürecinde yok sayılması; kurucu anlatının giderek sermayenin çıkarlarıyla hizalanması, sınıfsal hattın yeniden kurulması anlamına gelir. Kurucu irade, önceliği emek yerine sermayeye ve oluşturulan burjuva yapıya vermiştir.

Sermaye ise devlet tarafından her zaman kollanan, örgütlü yapısını koruyan kesimdir. İşçilerin maaşları TÜİK verilerine bağlanarak açlık ve kölelik sınırına sabitlenirken, düzen kendi sürekliliğini böyle kurar.

Ve sonunda: Koç Holding’in 100. yıl kutlamasında orada olanların hepsi Cumhuriyet’in gerçek temsilcileridir. Dalgalanan bayrak ise, sınıfsal açıdan bakıldığında, sadece onları temsil eder.

 

Hiç yorum yok: