15 Nisan 2026 Çarşamba

Cinayet Kapıda Değil, Sistemin İçinde

Cinayet Kapıda Değil, Sistemin İçinde


Okulun kapısına polisi dikin, cinayet, katliam olmazdı diyor birileri. Bu, açıkça sorunun üstünü örten bir açıklama ve düşünce biçimidir. Polis okulun kapısında dursun; ama sorunun temeli gerçekten orası mı? O silahı kullanan kişi, hedef aldığını okulda değilse sokakta da öldürebilir. Yani mesele mekân değil, zihniyet meselesidir.

Öyle bir düzen oluşturuldu ki Amerika’da çocuklar ellerinde silahlarla okulu basıp ölüm kusuyor. Birçok ülkede artık okullarda cinayet normalleşmiş durumda. Bizim de bu dünyanın dışında olmadığımız ortada. Dikkat ederseniz, çocukların eline silahın geçtiği toplumlarda ortak bir kırılma var: eğitim, gelecek ve değer üretimi çökmüş durumda. Çünkü ders kitapları ve eğitim, onlara bir gelecek hazırlamıyor. Sınava hazırlık merkezlerine dönüşen bir sistemde alınan diploma, işsizliğin başka bir biçimi hâline geliyor. Eğitim, hayat kurma aracı olmaktan çıkıp yalnızca bir eleme mekanizmasına dönüştüğünde, gençler sistemle bağını koparır.

Diplomalı işsizler; kapıcı, temizlikçi ya da hizmet sektörünün güvencesiz bir parçası hâline geldiğinde, yani sağlam bir gelecek umudu ortadan kalktığında, o çocuklar ne için eğitime dâhil olacak, hangi hedefe yönelecek? İnsan, karşılığını görmediği bir çabaya uzun süre inanmaz.

Eskiden köyler vardı. “Okumayan çoban olur, çiftçi olur” düşüncesi hâkimdi. Hiçbir şey olamazsa sanayide çırak olurdu. Yani sistemin dışında kalan için bile bir yer vardı. Şimdi ise birçok genç çetelerin bir parçası oluyor. Çünkü o çocukların ulaşamadığı şeyleri çeteler sunuyor: lüks, hızlı para, aidiyet duygusu… Sistem dışına itilen birey, kendine yeni bir sistem bulur. Beklentilerin silaha indirgendiği, emeğin yerini şiddetin aldığı bir düzende cinayet için artık güçlü gerekçeler bile aranmıyor. Bazen sadece bir bakış, bir söz, hatta hiçbir şey… geçmişte bunun örneklerini gördük.

Cinayetlerin önleminin yalnızca polisiye olmadığı açık. Ama hâlâ bu sorunların güvenlik önlemleriyle çözüleceği sanılıyorsa, bu büyük bir yanılgıdır. Adalet sisteminin verdiği cezaların da caydırıcılığı giderek sorgulanır hâle geldi. Çünkü içeride olmakla dışarıda olmak arasındaki fark silikleşiyor. Cezaevleri suçluyu topluma kazandırmak yerine, daha örgütlü suç yapıları üretebiliyor. Cezaevinden izinli ya da tahliye edildikten sonra çıkan birinin gidip yeniden cinayet işleyebilmesi artık şaşırtmıyor. Cezanın varlığı değil, anlamı ve işlevi tartışmalıdır.

İş yerleri bile birer cinayet alanına dönüşmüş durumda. “İş kazası” denilen pek çok olayın aslında ihmal sonucu ölüm (cinayet) olduğunu hepimiz biliyoruz. Ülkemizden geçen protestocu veya bir olaya karşı kamuoyu oluşturmak isteyen kadınların tecavüze uğrayıp öldürüldüğü olaylar yaşandı.

Ölüm, toplumun gözünde sıradanlaştı.

Trafikte bir tartışma, bir bakış, küçük bir gerilim bile ölümle sonuçlanabiliyor. Bir motosikletli, sosyal medya üzerinden anlaşılan bir cinayetin tetikçisi olabiliyor. Ev sahibi kiracısını öldürebiliyor. Şiddet, gündelik hayatın içine sızmış durumda. Enflasyonun sadece ekonomiyi değil, insanın vicdanını da aşındırdığı bir dönemden geçiyoruz.

Küreselleşme, birçok toplumu benzer sorunlarla yüz yüze bıraktı. Küçük Amerika benzetmesi boşuna değil. Silahlanma, bireysel şiddet ve toplumsal kopuş giderek yaygınlaşıyor. Kültürel ve ekonomik dönüşüm, kontrol edilemeyen bir sosyal kırılma yaratıyor.

Babası polis olan birinin silaha erişimi, bir yöneticinin yakınının işlediği suçun örtbas edilmesi gibi örnekler; sistemin bazı suçları nasıl tolere edebildiğini gösteriyor. Bu sadece tek bir ülkeye özgü değil. Küresel düzende benzer örnekler görüyoruz. Adaletin eşit uygulanmadığı yerde, suç da cesaret bulur.

Özel güvenlik her yerde. Bu bir ihtiyaç mı, yoksa oluşmuş bir korku düzeninin sonucu mu? Güvenliğin olduğu yerde tehdit beklentisi de vardır. Toplum kendini ne kadar güvensiz hissederse, güvenlik sektörü o kadar büyür. Bu da kendi içinde bir döngü yaratır.

Bugün birçok meslek, dil, kültür ve gelenek yok oluyor. Ortak neden: değersizleşme ve talep eksikliği. Aynı şekilde, bir ülkede güvenlik güçlerinin sayısı artıyorsa, bu çoğu zaman o toplumdaki sorunların derinliğine işaret eder. Güvenlik artışı çoğu zaman huzurun değil, huzursuzluğun göstergesidir.

Sonuç olarak; cinayetler ve katliamlar yalnızca polisiye önlemlerle engellenemez. Hatta bazen bu yapılar bile sorunun parçası hâline gelebilir. Asıl mesele; düşünce yapısında, eğitimde, adalet sisteminde ve toplumsal dilde yatıyor. Nefret söyleminin yaygın olduğu bir yerde şiddet kaçınılmazdır. Toplum neyi normalleştirirse, sonunda onunla yaşamaya başlar.

İsmail Cem Özkan

Hiç yorum yok: