Patent halk sağlığını tehdit ediyor…
Aşı konusunda yazı yazarken çok araştırıp, ince ince
bilgileri süzdükten sonra yazmaya özen gösterdim, çünkü her kelimeyi yanlış
anlayıp akıl vermeye kalkan günümüzde ne yazık ki çok oluyor. Dünyaya ben
merkezinden bakan ve her şeyi bildiğine inanların çok olduğu bir zaman
diliminde yaşıyoruz ve bu zamanın ruhunda akıl verenler karşısındaki kim olursa
olsun kendi bildiğini bilmiyormuş gibi davranır… Her şeyi bilen karşısındakini
bilgisi ile tokatlamak ister, fakat fizik yasası gereği o tokadı kendisi yediğinin
farkında değildir… Medyada okudukları ve gözüne çarpanları doğru kabul eder ve
sorgulamaz bile, kendi yaşam deneyimi ile birleştirip bir sentez oluşturup,
doğru ve gerçeğe hemen erişir… O konuda kendisi yazı yazmaz ama yazılmış bir
yazının üzerine fikrini dikte edercesine çatışma dilini kullanarak ilan eder…
Çünkü yazıyı yazan bilmiyordur, yanlış yazmıştır, en doğrusu kendi yazdığıdır,
tartışma dahi götürmez…
Medyada popüler olan yaygınlaşan bilgiler magazin
bilgileridir ve o bilgileri doğru olarak paylaşır, çünkü haber işlenmiş ve
yeniden yaratılmıştır.. .
Liberalizm ile birlikte gazetecilik bitti, kurgusal medya
yaratıldı.
Medya patronları iş insanı olması ile birlikte gazetecilik
bitmiş yerini kurgulanmış magazin almıştır. Çünkü medya patronları haberi
çıkarı için yeniden kurgulayarak editöryal olarak değiştirip okuyucuna
aktarmaya başlamıştır… Kısaca haber muhabirin elinden çıktıktan sonra sayfaları
kontrol etmesi için görevlendirilmiş editörlere ulaşır, editör sayfasına uygun
olarak genel kabul görmüş biçimine uygun olarak haberin uzunluğuna ve
içeriğinin düzenlenmesine karar verir ve gazetenin genelinden sorumlu olan
yönetmenlere sayfasını bitirdikten sonra en son kontrol için sunum yapar. Genel
yayın yönetmeni ise haberin kendi kontrolündeki medyada yayınlanmasına patron
çıkarını gözeterek karar verir. Çünkü parayı veren “düdüğü” çalar.
Parayı verenin çıkarı, sahip olduğu medyada istediği notadan
“düdük” çaldırır…
İş adamı medyaya neden sahip olur, cevabı açıkça basittir,
çıkarı için. Haber çıkar için kullanıldığında ya da maaş ile satın alınan
“sorumlu” gazete çalışanları ihale için karar verecilerin koridorunda
dolaşırken orada habercilik beklemez, magazin işler beklenir... Kısaca
gazetecilik günümüzde editörlerin işin içine girmesi ile birlikte magazin
boyundadır, haberin içeriğinden daha çok nasıl yazılması ve patronun çıkarı ile
ilgileniyorlar...
Medyada sağlık konuları her zaman geniş yer bulur, çünkü hiç
eksilmeyen en popüler şeydir sağlık… Pandemi ile birlikte insanların eve kapandığı
süreçte en rağbet gören konuların başında yerini almıştır. Pandeminin yaratmış
olduğu çaresizlik ister istemez kişileri sağlık ve aşı konusunda ki haberlere
yönlendirmiş ve bunu da haber yapma sıkıntısı yaşayan medya patronları için bir
fırsata dönüştürmüştür. Bu sayede sayfaları iktidarı rahatsız edecek haberlerin
üzerini örtecek kadar geniş bir olanak sunmuştur. Fakat her ne kadar saklanmaya
çalışılırsa çalışılsın yaşam içinde çelişkiler bir şekilde sırıtmaya devam
etmektedir. Medya patronlarının büyük gayretlerine rağmen rejimin aksayan
yönleri bir şekilde medyada yerini almaya devam etmektedir…
Magazin boyutu ile sürekli işlenen aşı konusuna gelince;
aşının patenti üretimi ve şirketlerin tekelinde olmasını ilk aşının ortaya
çıkması ile gündeme gelmesi, aşıyı bulanların kökeni ile ilgili haberler
ülkemiz medyasında yerini aldı. Aşıyı bulan bilim insanlarından daha önemliydi
ırkları ve kökleri. En azından aşıyı biz bulamadık ama bizim ırkımızdan
yurtdışına gitmiş ailelerin çocukları yani “bizden” birileri bulmuştu. Onlar
yurtdışında yaşayan hemşerilerimize karşı geliştirilen önyargıları parçalayıcı
bir durumu söz konusuydu, bir alman bulmamış, alman eğitimi almış ve uyum
sağlamış bilim insanları bulmuştu. Ne kadar gurur duyulsa azdı, çünkü gelişen
ırkçılık karşısında aşı bir duvar görevini görmüştür. Medya bunu istediği
biçimde gündemde tutacak ve sürekli işleyecekti... ırkçılık yükselen değerdi ve
ülkemizde ki ırkçılık zaten genetikti, yükselmesi söz konusu bile değildi…
Gözlerden saklanan bir gerçek vardı; patentli olan işler…
Aşı konusunda yapılan buluşlar şirketlerin tekeline
bırakıldığında halkın sağlığı değil, şirketin en kadar para kazanacağı
önemlidir... Şirket kendi arzını yaratacak, ona göre kendi tekelinde üretim
yaparak parası olmayanları dışlayacaktır, çünkü öncelik paradır, sağlık
değildir...
Pandemilerde genel kural, en kısa sürede pandemiye neden
olan ne ise onu çevrelemek ve yayılım alanını kısıtlamaktır... Yayılma hızını
düşürüp, bir alanda sıkıştırıp, ondan sonra ona neden olan ile artık ne ise
mücadele etmektir... Aşı gündeme gelmesinin birincil nedeni yayılma hızı ile
ilgilidir, çünkü aşı pandemiye neden olanın bulaşma alanı daraltıp, tedavi için
yapılacak ilaç gibi çalışmalar için zaman kazandırmaktır... Aşı bir şeyi yok
etmez, sınırlar, bulaşma riskini en alt düzeye indirmektir. Bulaşma sonrası ise
hastalığın en hafif şekilde atlatmasına yardım etmesidir, kısaca vücut direnci
ve vücudu o şeye karşı uyarmak ve güçlendirmektir...
Peki, şirketlerin tekelinde olunca aşı ya da ilaç ne oluyor?
Bugün yaşadığımız sorun! Aşı taksit taksit geliyor, taksit
taksit gelme yerine yerinde üretim olsa nasıl olacaktı? Dünyanın her ülkesinde
bulunan aşılar kar gözetmeden halk sağlığı için üretilseydi? Zaten aşı
araştırmaları için devletler yüklü olarak o alanda çalışan bilim insanlarına
yatırım yapmış, bilimsel mekanlar kurmuştu, var olan şirketlere proje adı
altında önemli miktarda maddi yardım yapılıyor... Peki şirketler (bilim adına
araştırma yapan şirketler) aldıkları proje parasına rağmen bulduklarına patent
alıp üretmesi ve kendi tekelinde üretmesi nasıl bir mantık ürünü?
Magazin boyutunda aşının ilk duyurulması sonrası “ne güzel
işte insanlık için büyük bir şey” diye nara atanlar, neden bugün sesleri
çıkmıyor?
O aşılar için zaten bizim vergilerimizden oluşan kasadan
onlara para gitmişti, onlar yeteri kadar ekonomik olarak desteklenmişti...
Devlet güvenceli şirket işleri...
Aşılar gibi insanlık için önemli olan şeylerin üretimi
şirketlerin tekelinde ve patent ile sınırlandırılmaması gereklidir... Sınırlı
olunca (yaşadığımız gibi) ne zamanında müdahale oluyor ne de pandemiyi
sonlandırıyor...
Bugüne kadar vurulan aşılar belki de boşa vurulmuş olacak,
çünkü en kısa zamanda vurulması gereken nüfusa aşı vurulamadığı için virüs
aşıya uygun şekilde mutasyona uğruyor...
Virüsün yayılma hızı düşeceğine daha da artmıştır, bu
artıştan birinci derecede sorulu olan aşı üreten firmaların patent politikaları
ve doymayan para hırslarıdır...
Aşılar üzerinde patentler kaldırılmalı ve üreten bilen her
ülkede aşılar üretilmeli ve ücretsiz olarak aşılar vurulacağı mekanlara
ulaştırılıp kitlesel olarak en kısa sürede aşılar vurulmalıdır...
Elbette pandemi sadece aşı ile çözülmeyecektir, aşı sadece
zaman kazandırır, esas önemli olan tedavi edecek ilacın geliştirmesidir... O
konuda da önemli gelişmeler olmaktadır...
Halkın sağlığı şirketlerin çıkarından önemlidir…
Şirketlerden alınan aşılar ne yazık ki sorunu ortadan kaldırmamış, sorunu daha
da çetrefilli ve daha da karmaşık yapmıştır. Dünyamız bir atmosfer içindedir ve
virüsler için siyasi sınır yoktur, ırkı, dili, inancı ayrım yapmaz, virüs
küresel bir sorun olduğu için pandemi ilan edilmiş ve pandemi koşullarına uygun
olarak çarelere şirketlerin çıkarı üzerinden alınmalı ve halkın yararı ne ise o
şekilde kullanılmalıdır. Bir kıtada virüsün kontrol edilmesi pandemiyi yok
etmediğini Yeni Zelanda örneğinde gördük. Orada yayılma hızı sıfırlanmış
olmasına rağmen, en ufak bir gevşemede virüs yeniden ortaya çıkmış ve yayılmaya
başlamıştır. Atmosferimizi toraklarda ki gibi siyasi sınırlar ile ayırmayalım,
doğa için, insanlık için aşılar üzerinde ki patentleri kaldırıp, her kıtada her
insana yetecek kadar üretip en kısa zamanda onlara aşı vurulması için olanaklar
yaratılmalıdır…
Şirketler için insan sağlığı önemli değildir, paradır… Eğer
ilaç firmaları insan sağlığını önemsemiş olsalardı sattıkları ilacın fiyatına
göre ilaçların içeriği ile oynayıp, fakir ülkelerde yan etkisi fazla ve daha
etkisiz ilaç üretip ülkeye göre ilaç üretmezdi…
İsmail Cem Özkan