4 Ağustos 2026 Salı

Makam Aracıyla Gerçeğin Peşinde

Makam Aracıyla Gerçeğin Peşinde

Gazetecilik, teoride gerçeğin peşinden gitme mesleğidir. Ancak gerçeğin peşine düşenle gücün peşine takılan arasındaki mesafe, bazen yalnızca bir makam aracının arka koltuğu kadardır. Bu yazı, gazeteciliğin bütününü değil; sermaye, siyaset ve çıkar ilişkilerinin içinde yeniden şekillenen bir medya düzenini tartışıyor. Çünkü bir mesleğin çürümesi, çoğu zaman büyük bir kırılmayla değil, küçük tavizlerin zamanla normalleşmesiyle başlar.

Gazetecilik mesleğinin para ile olan ilişkisi, liberalizmin çok yoğun estiği 24 Ocak Kararları ve arkasından gelen darbeden sonra alenen, açıktan yürütülmeye başlandı. Bu dönemde "iş takibi" süreci başladı. Gazetelerin çalışanları ve genel yayın yönetmenleri, patronları için iş takibi yapmaya başladı; paranın büyüklüğüne göre gazeteci kullanılmaya başlandı. Patronun çıkarı, gazetede yer alan haberden daha öncelikli hâle geldi.

Medyadaki çürümenin, paranın işin içine girmesiyle başladığını söylemek yanıltıcı olur. Daha öncesinde de örnekleri vardı. Ancak burada konumuz, para ile saadet arayan gazeteciler.

Birdenbire genel yayın yönetmenlerinin, müdürlerin ve ünlenmiş editörlerin yaşam standartları değişmeye başladı. Daha lüks, daha konforlu, daha yeni model araçlara binmeye; hatta makam aracı ve özel şoförle işe gidip gelmeye başladılar. Gazeteci halktan koptu. Paranın hareket ettiği alanda ilişki takip etmeye, yeni ilişkiler kurmaya odaklanan yeni bir sarı basın kartı gazeteciliği doğdu.

Bu yeni medya düzeni, iktidar devirip iktidar belirlemeye, kimlerin bakan olacağı konusunda PR çalışmaları yapmaya kadar işi ileri götürdü. Kulisler hem siyasi hem de ekonomik sonuçları olan alanlara dönüştü.

Yeni gazetecilik, yeni ilişki ağlarını ortaya çıkardı. Bu arada iletişim ve basın-yayın bölümleri ülke sathına yayılırken, işsiz gazetecilerin çoğalmasıyla birlikte gazetecilik tanımına da yeni kavramlar girdi. Çünkü gazeteci, gazetesinde kalabilmek ve işvereninden maaş alabilmek için bazı "özveriler" göstermek zorundaydı. Kısacası, gerçek kimliğini dışarıda bırakan, patronun çıkarına göre haber takip eden, onun adına tetikçilik yapan bir noktaya kadar savrulmalar başladı.

Elbette burada ulusal basından; amiral gemilerinden ve onların yanındaki "gemiciklerden" söz ediyorum. Yerel basının durumu ise daha farklıdır.

Editörler, muhabirlerden gelen haberleri patronun çıkarına uygunsa değiştirerek kullandı; uygun değilse gazete sayfalarına hiç sokmadı. Muhabir de bu gerçeklikle karşı karşıya kaldığı için hangi haberinin yayımlanacağını hesap ederek haber yapmaya başladı. Sonuçta verimsiz gazeteci işsiz kalır, verimli olan ise maaş almaya devam eder. Muhabir, kimin yanında çalıştığına göre dilini değiştirdi. Çünkü mesele işe girmek değil, işte kalabilmektir.

Elbette bu yeni ilişki ağı gazetecilere de yeni kapılar araladı. Gazeteciler de "işini bilir."

İktidardan aldığı bilgileri, mağdur olduğunu düşündüğü kesimlere satan; onların kulağı ve gözü olan gazeteciler de ortaya çıktı.

Önceden kimlerin tutuklanacağını açıklayan gazeteciler, bir anlamda korku ve dokunulmazlık ağı oluşturdu. Bu "önemli" gazeteciler, ilişkilerini kullanarak paranın karanlık tarafını büyüttüler.

Bu gazeteciler, işe yaradıkları ve verimli oldukları sürece rollerini oynadılar. Ancak her şeyin bir sonu olduğu gibi, bu verimli gazetecilerin ilişkileri de zamanla deşifre oldu. Gözden düştüler ve yerlerini başkalarına bıraktılar.

Bugünlerde gazeteciler jandarma ve polis operasyonlarıyla gözaltına alınıyor. Bu operasyonlar, gazetecilik mesleğinin etik olmayan yönlerinin nasıl etikmiş gibi topluma sunulduğunu da deşifre edecektir. Gerçi geçmişte bir mafya lideriyle özel ilişki içine girmiş bazı gazeteciler hâlâ medyada görev yapmaya devam ediyor. Etik dediğimiz kavram ise zaten çoktan çürüdü; selası da sanırım 15 Temmuz anmalarının birinde okunmuş olabilir.

Bugün yaşanan gözaltılar, soruşturmalar ve ortaya saçılan ilişki ağları, tek tek gazetecilerin hikâyesinden ibaret değildir. Bunlar, yıllar içinde kurulan ve "başarılı gazetecilik" diye pazarlanan düzenin doğal sonucudur. Asıl mesele birkaç ismin düşmesi değil, onları var eden düzenin sorgulanmasıdır. Çünkü gazetecilik, iktidara ya da güç sahiplerine yakın olmakla değil, gerektiğinde onlara mesafe koyabilmekle anlam kazanır.

Makam aracıyla gerçeğin peşine çıkılabilir; ancak o yolculuğun sonunda çoğu zaman ulaşılan yer gerçek değil, iktidarın park alanıdır.

Hiç yorum yok: