Makam Aracıyla Gerçeğin Peşinde
Gazetecilik, teoride gerçeğin peşinden gitme mesleğidir.
Ancak gerçeğin peşine düşenle gücün peşine takılan arasındaki mesafe, bazen
yalnızca bir makam aracının arka koltuğu kadardır. Bu yazı, gazeteciliğin
bütününü değil; sermaye, siyaset ve çıkar ilişkilerinin içinde yeniden
şekillenen bir medya düzenini tartışıyor. Çünkü bir mesleğin çürümesi, çoğu
zaman büyük bir kırılmayla değil, küçük tavizlerin zamanla normalleşmesiyle
başlar.
Gazetecilik mesleğinin para ile olan ilişkisi, liberalizmin
çok yoğun estiği 24 Ocak Kararları ve arkasından gelen darbeden sonra alenen,
açıktan yürütülmeye başlandı. Bu dönemde "iş takibi" süreci başladı.
Gazetelerin çalışanları ve genel yayın yönetmenleri, patronları için iş takibi
yapmaya başladı; paranın büyüklüğüne göre gazeteci kullanılmaya başlandı.
Patronun çıkarı, gazetede yer alan haberden daha öncelikli hâle geldi.
Medyadaki çürümenin, paranın işin içine girmesiyle
başladığını söylemek yanıltıcı olur. Daha öncesinde de örnekleri vardı. Ancak
burada konumuz, para ile saadet arayan gazeteciler.
Birdenbire genel yayın yönetmenlerinin, müdürlerin ve
ünlenmiş editörlerin yaşam standartları değişmeye başladı. Daha lüks, daha
konforlu, daha yeni model araçlara binmeye; hatta makam aracı ve özel şoförle
işe gidip gelmeye başladılar. Gazeteci halktan koptu. Paranın hareket ettiği
alanda ilişki takip etmeye, yeni ilişkiler kurmaya odaklanan yeni bir sarı
basın kartı gazeteciliği doğdu.
Bu yeni medya düzeni, iktidar devirip iktidar belirlemeye,
kimlerin bakan olacağı konusunda PR çalışmaları yapmaya kadar işi ileri
götürdü. Kulisler hem siyasi hem de ekonomik sonuçları olan alanlara dönüştü.
Yeni gazetecilik, yeni ilişki ağlarını ortaya çıkardı. Bu
arada iletişim ve basın-yayın bölümleri ülke sathına yayılırken, işsiz
gazetecilerin çoğalmasıyla birlikte gazetecilik tanımına da yeni kavramlar
girdi. Çünkü gazeteci, gazetesinde kalabilmek ve işvereninden maaş alabilmek
için bazı "özveriler" göstermek zorundaydı. Kısacası, gerçek
kimliğini dışarıda bırakan, patronun çıkarına göre haber takip eden, onun adına
tetikçilik yapan bir noktaya kadar savrulmalar başladı.
Elbette burada ulusal basından; amiral gemilerinden ve
onların yanındaki "gemiciklerden" söz ediyorum. Yerel basının durumu
ise daha farklıdır.
Editörler, muhabirlerden gelen haberleri patronun çıkarına
uygunsa değiştirerek kullandı; uygun değilse gazete sayfalarına hiç sokmadı.
Muhabir de bu gerçeklikle karşı karşıya kaldığı için hangi haberinin yayımlanacağını
hesap ederek haber yapmaya başladı. Sonuçta verimsiz gazeteci işsiz kalır,
verimli olan ise maaş almaya devam eder. Muhabir, kimin yanında çalıştığına
göre dilini değiştirdi. Çünkü mesele işe girmek değil, işte kalabilmektir.
Elbette bu yeni ilişki ağı gazetecilere de yeni kapılar
araladı. Gazeteciler de "işini bilir."
İktidardan aldığı bilgileri, mağdur olduğunu düşündüğü
kesimlere satan; onların kulağı ve gözü olan gazeteciler de ortaya çıktı.
Önceden kimlerin tutuklanacağını açıklayan gazeteciler, bir
anlamda korku ve dokunulmazlık ağı oluşturdu. Bu "önemli"
gazeteciler, ilişkilerini kullanarak paranın karanlık tarafını büyüttüler.
Bu gazeteciler, işe yaradıkları ve verimli oldukları sürece
rollerini oynadılar. Ancak her şeyin bir sonu olduğu gibi, bu verimli
gazetecilerin ilişkileri de zamanla deşifre oldu. Gözden düştüler ve yerlerini
başkalarına bıraktılar.
Bugünlerde gazeteciler jandarma ve polis operasyonlarıyla
gözaltına alınıyor. Bu operasyonlar, gazetecilik mesleğinin etik olmayan
yönlerinin nasıl etikmiş gibi topluma sunulduğunu da deşifre edecektir. Gerçi
geçmişte bir mafya lideriyle özel ilişki içine girmiş bazı gazeteciler hâlâ
medyada görev yapmaya devam ediyor. Etik dediğimiz kavram ise zaten çoktan
çürüdü; selası da sanırım 15 Temmuz anmalarının birinde okunmuş olabilir.
Bugün yaşanan gözaltılar, soruşturmalar ve ortaya saçılan
ilişki ağları, tek tek gazetecilerin hikâyesinden ibaret değildir. Bunlar,
yıllar içinde kurulan ve "başarılı gazetecilik" diye pazarlanan
düzenin doğal sonucudur. Asıl mesele birkaç ismin düşmesi değil, onları var
eden düzenin sorgulanmasıdır. Çünkü gazetecilik, iktidara ya da güç sahiplerine
yakın olmakla değil, gerektiğinde onlara mesafe koyabilmekle anlam kazanır.
Makam aracıyla gerçeğin peşine çıkılabilir; ancak o
yolculuğun sonunda çoğu zaman ulaşılan yer gerçek değil, iktidarın park
alanıdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder