15 Eylül 2026 Salı

Aynı Sokağın İki Yabancısı

Aynı Sokağın İki Yabancısı

Bir Marksistin sürekli Kemalizm taraftarları ile imtihanı hiç bitmeyecek gibi. Çünkü bugünlerde Kemalistler ile Marksistleri buluşturan tek şey muhalefette olmalarıdır; ortak başka hiçbir yönleri bulunmamaktadır.

Kemalizm, burjuva siyasetini benimsemiş, onun ideallerini hayata geçirmek için oluşturulmuş bir yoldur. Sınıfsal duruşu nettir: Kapitalizmi ülke içinde ulus devlet sınırları boyunca oluşturmak ve geliştirmek, burjuva kültürünü oluşturmaktır. İşçi sınıfını yok sayan, onları görmezden gelen, haklı taleplerini hiçbir zaman ciddiye almayan bir tavır içindedir.

Marksistleri Kemalizm ile buluşturan süreç, Lenin'in Rus Sovyet devletinin sınırlarını korumak amacıyla geliştirdiği tercihle başlar. Lenin'in güney sınırlarını güvence altına almak için Anadolu topraklarında kuruluş mücadelesi veren ulus devlete verdiği destekle ortaya çıkar. Komintern kararları ile bu desteğe ideolojik bir kılıf da uydurulmuştur.

Ülkemiz içinde başlangıçta bağımsız örgütlenen Marksistler, Komintern içine alınarak bağımlılık ilişkisi içine sokulmuştur. Bir anlamda Rus Sovyet çıkarları, ülke içinde gelişen sol hareketin önüne konulmuştur. Her şeyin önündedir Rus Sovyet çıkarları.

Dr. Şefik Hüsnü'nün Komintern'e üye olarak alınmasıyla bağımsız sol hareket, bir anlamda Kemalizm sosu içinde boğulmuştur. Daha sonra Şevket Süreyya Aydemir ve Vedat Nedim Tör ikilisinin Viyana üzerinden dönüşleriyle başlayan Kadro hareketinin doğması ve Kadro dergisi aracılığıyla oluşmakta olan ulus devletine katkısı, sol düşüncenin ve örgütlenme yapısının yönünü de belirlemiştir.

Kemalizm bir anlamda solun içine girmiş, sürekli devrim fikriyatıyla sosyalizme ulaşılacak bir ara alan olarak düşünülmüştür. Yukarıdan aşağıya doğru bir devrim modeli benimsenmiştir. Mustafa Kemal'in başlattığı süreç, sosyalizm ile bitecektir!

Bu düşünce yapısı, 27 Mayıs darbesinden sonra MDD (Millî Demokratik Devrim) hareketi ile Mihri Belli kişiliğinde somutlaşacaktır.

Birbirleriyle buluşmayan iki uç, MDD ile bir anlamda askeri kıyafet giydirilmiş sol "darbeci" düşünce yapısını da oluşturmuştur. Kemalist sol darbeciler, Marksistlerle muhalefet içinde yerlerini almıştır. Yarım kalmış devrimi tamamlamak için...

68 gençlik liderlerinin bu çizgiden uzaklaşması ve antiemperyalist mücadelelerinin bedeli hayatları olacaktır. Bir kere onların açmış olduğu yol açılmıştır. Kemalizm eleştiri konusu olmuş ve Kürt halkının varlığı sol açısından yeniden değerlendirilmiştir. TİP'in başlattığı Doğu mitingleri, bir anlamda Kemalizm ile sol açısından ilk yüzleşmedir.

Farklı ideolojilere sahip olmalarına rağmen Kemalistler ve Marksistler, iktidara karşı ortak eylemlilikler içinde yer almışlardır. Bu ortak zemin, birbiri içinde geçişlerin de kapısını aralamıştır. Öğretmen hareketi içinde oluşan bu geçişler, daha sonra diğer örgütlenmeler içinde kendisini somut olarak ifade eder olmuştur. İktidara karşı oluşturulan ortak tavır, farklı ideolojilere rağmen onları bir anlamda "direniş komitelerinin" özneleri yapmıştır.

Kemalizm'e yapılan her eleştiri, özellikle 12 Eylül sonrası dönemde bir anlamda iktidara destek olmak şeklinde algılanmıştır. Böylece Kemalizm eleştirisi dokunulmaz, konuşulmaz, konu açıldığında üstü kapatılan bir şeye dönüştürülmüştür. Çünkü kitlesi olmayan solun kitlesel tabanı, Kemalist düşünce yapısı içinde olan ulusalcı soldur.

12 Eylül darbesi sonrası sağ iktidarlar, panzer altında kalmış solun yaşam alanlarını yok ederken, Kemalist düşünce içinde başka bir yaşam alanı açılmıştır. Bunun yanında daha farklı bir yol da ortaya çıkmıştır: Kürt ulusal mücadelesi, aynı zamanda Marksist solun çekim alanı olmaya başlamıştır. Bu iki ayrı kitlesel taban, Marksistleri tercih yapmaya, düşünce yapılarını ve duruşlarını belirlemeye zorlayan önemli etkenler olmuştur.

Marksist bağımsız örgütlenme ve düşünce yapısı yerine, başlangıçtan bugüne kadar Lenin ile başlayan süreç bir şekilde devam ediyor. Sınıf zeminli, sınıf iktidarını savunan ama kitlesi olmayan, bağımsız siyasi hareket kuramayanlar, bir anlamda başkasının gölgesi altında varlığını korumayı ve oradan devşirecekleri kitle ile yeni bir harekât yapmayı hedeflerine koymuştur. Fakat tarih bize hep "karanlık içinde karanlığa karşı mücadele" edilemeyeceğini söyler.

Marksistlerin duruşu ortadadır: Sınıf temelli bir anlayışla, Marx'ın oluşturmuş olduğu düşünce yöntemiyle hayata ve geleceğe bakar. Tarihsel materyalizm ve diyalektik düşünce içinde kendi örgütlenmesini oluşturur. Bağımsız ve özgür bir geleceğin nüvelerini örgütlenme içinde yaratır.

Kemalizm'in, Kürt ulusal mücadelesi ile oluşturmuş olduğu ilişkide eleştirmeyen, sessizce geçiştiren modeli savunmak, bağımsız olma duruşuna aykırıdır. Marksistler kendilerini özgürce ifade eder, yapacaklarını saklamaz ve gelecek modelini işçi sınıfına anlatmakla yükümlüdür. Zincirinden başka kaybedeceği olmayanlarla ortak hareket eder; onların açmış olduğu yolda sınıf devletini sönümlemek üzerine kurar. Devleti mutlaklaştırmaz, onun suçlarını sahiplenmez.

Resmî tarihin yerine işçi sınıfının tarihinin oluşmasını savunur; geçmişi kendi duruş noktasına göre eleştirir ve geleceği oradan alınmış dersler üzerine kurar.

Marksistlerin bu tavrı, bugün Kemalizm’in suçlarının üstünü örtmek değildir. Tersine, onları eleştirmek iktidara sahip çıkmak anlamına gelmez. İktidarın gitmesi, yerine ona benzer bir iktidarın gelmesini savunmak ve desteklemek Marksistlerin işi değildir.

Marksistler laikliği gerçek anlamda savunur; dine bakışı ve duruşu ortadadır. Alevi sorunu karşısında tavrı muğlak olmamalıdır. Alevi kurumlarında siyaset yapmak ile camilerde siyaset yapmanın aynı şey olduğunu bilir ve ona göre kendisini konumlandırır.

Ülkemizin iki temel sorunu vardır: Kürt ve Alevi sorunu. Her ikisi de ulus devletin kuruluş sürecinde komünistler gibi düşman kabul edilmiş; onları yok etmek ve asimile etmek üzerine politikalar kurulmuştur. Komünizme Karşı Mücadele Dernekleri kurularak toplumu komünizme karşı mücadele etmek için örgütleyen devlet, bu iki toplum katmanına, yani Alevilere ve Kürtlere, kurumları eliyle daha sinsi şekilde mücadele etmiştir.

Asimilasyon, açık mücadeleden daha uzun süreli ve programlı bir yöntemdir. Genellikle kendi içinde devşirdiği güçler eliyle yürütülür. Kürtler arasında korucuların oluşturulması, basit bir Hamidiye Alayı oluşturulması değildir.

Alevilerin asimilasyonu için de Diyanet İşleri Başkanlığı oluşturulmuş, Alevi köylerine camilerin yapılması ise 12 Eylül darbesi ile gerçekleşmiştir. Bugün dahi Alevi kimliği ile örgütlenme ve Alevilerin Cemevleri yasaktır. Bu tercihler de Kemalizm’in temelidir.

Kısaca, Aleviler de Kürtler de Kemalist dünya görüşüne göre yok edilmesi gereken toplumun "çıban" başıdır. Dersim hareketi, bunu en çıplak olarak ortaya koyan tarihi bir süreçtir.

Marksistler bunları bilmiyor mu? Elbette biliyor. Ama bilerek susuyorsa, kendisini gerçek anlamda anlamıyorsa, bu Marksist düşünce yapısına karşı yapılmış bir hakarettir. Faydacı yaklaşımlarla bugüne kadar Marksistler ne kitlesel olmuştur ne de sol politika üretebilmiştir.

Kemalistler ve Marksistler aynı sokakta, aynı iktidara karşı yürüyebilirler. Aynı eylemin içinde yan yana durabilir, aynı sloganı atabilirler. Fakat bu, onları aynı düşüncenin insanları yapmaz.

Aynı sokağın iki yabancısıdırlar.

14 Eylül 2026 Pazartesi

Yapay Zekâ İlerliyor, Hukuk Geriye Gidiyor

Yapay Zekâ İlerliyor, Hukuk Geriye Gidiyor


Dünya yapay zekâ ile yeniden biçimlenirken, biz yasalar uydurup, keyfe göre tutuklanmaları, yaratılan kararnameler ile yeniden insan hayatının biçimlendirilmesini izliyoruz... Türkiye cezaevi oldu... Evler dahi “suçlu” insanlar ile dolu...

Adalet sisteminde keyfîliği ortadan kaldıracak hiçbir şey yok...

Hukukun öngörülebilir olmadığı yerde, insanın yarını da öngörülebilir değildir. Suçun ne olduğu kadar, kimin suçlu ilan edileceği de belirsizleşir.

Orta Çağ'da Avrupa'da keyfî din değiştiren krallar, eski inancında olanların kılıç altında kellelerinin koparılışını halkına izletmişti... Güç gösterileri, idamların olduğu meydanlardı...

Bugün güç gösterisi medyada devam ediyor...

Artık meydanlarda kelleler koparılmıyor belki; fakat insanların hayatları, itibarı, işi, özgürlüğü ve geleceği ekranların karşısında infaz ediliyor.

Efendisi adına konuşanlar dört saat bir sandalye üzerinde her konu hakkında yorum yapıyor, kim para vermişse ağzını ona göre açıyor. Aptallaştırma ve korkutmaların hepsi medyada tartışma programları üzerinden yürütülüyor. Başlamamış operasyonlar, devam edenler; hepsi bu medyada konuşuluyor... “Korkun” deniyor, çünkü hukuk yok! Önce tutukla, sonra yasalar Meclis'ten geçer! Çünkü hukuk güven vermiyorsa, korku yönetimin en kolay aracına dönüşür. Kimin yarın hedef olacağını bilmemek, başlı başına bir cezalandırma biçimidir.

Ülke, siyasi güç kavgasında “emperyalistlere kim daha iyi hizmet eder?” şeklinde devam ederken, meşruiyetini emperyalist ülkeden alanların gölge oyunu içinde, sıradan insanlar çimlerin ezilmesi gibi eziliyor; cezaevlerinde çaresizce sıranın kendilerine geleceğini bekliyor...

Dünya yapay zekâ firmalarının CEO'larının istifasını konuşuyor...

Biz yarın kim tutuklanacak, kimin yerine kayyum atanacak, kayyum gelmeyecekse Meclis oylaması ile tutuklanan kişinin yerine atanacak kişiyi merak ediyoruz...

Yapay gündemler ile kaç kişinin hayatı yok oldu?

Bir ülkenin gündemi sürekli olarak “kim tutuklanacak, kim görevden alınacak, kimin yerine kim gelecek?” sorularına sıkıştırılıyorsa, insanların gerçek hayatı, gerçek sorunları ve gerçek geleceği görünmez hâle gelir.

Anarşi veya terör sadece kurşun atıldığı an mı ortada olur?

Silahların konuştuğu zamanlardan daha kötü bir zamanı yaşıyor ezilenler...

Ezenler ise bütçelerini daha da şişirme derdinde...

Dünya yapay zekâyı konuşuyor, biz yapay gündemin yorumunu yapıyoruz...