17 Haziran 2026 Çarşamba

Güç Sarhoşluğu

Güç Sarhoşluğu

Uzun süre iktidarda kalmak, yalnızca seçim kazanmak değildir. Aynı zamanda kaybetme ihtimalini unutmak, hesap verme zorunluluğunu hissetmemek ve gücü kalıcı sanmaya başlamaktır.

Erdoğan, seçim olsa kazanacağını, muhalefeti darmadağın ederek garantiledi. Peki, bu teoride doğru; pratikteki sonuçları ne?

Erdoğan'ı destekleyen sermaye artık işçisine açlık maaşını bile fazla görmeye başladı. Aylarca maaş vermiyor. Keyifle işçilerin üzerinden elde ettiği geliri tek başına yeme, yeni yatırımlar yapma, yeni talanlar yapma derdinde. Madencilik öyle bir şeydir ki kuralına uyarsan az geliri olan, kayıt dışına düşürüp merdiven altından satarsan daha fazla geliri olan ama işçi cinayetleri hiç eksik olmayan bir iştir. Çünkü işverenler kasalarını işçilerin kanlarıyla doldurmayı sever; zamanımızın Drakulalarıdır. Öç alır gibi öfkesini, hıncını, gücünü ve ulaşılmaz olduğunu ancak zayıf insanlara gösterir.

Zayıf, güçsüz, çaresiz bırakılan işçi; patronuyla görüşmek, iktidarın bakanlarıyla görüşme umuduna tutunmak için aylarca, günlerce direniş çadırı kurar, bekler. Çaresizdir. Elindeki tek güç direnmektir. Direnmek de ucuz bir şey değildir. O direnirken hayat devam eder. Market sıkıştırır, ev sahibi "çık" der, sağlık paralı olmuştur. Sonuçta direnen insanın masrafı daha görünür olur. Dayanışmadır onu ayakta tutan. Ama bizde dayanışma dediğimiz şey, direniş çadırına gidip bayrak sallamak, slogan atmaktır.

Sorun yalnızca işçinin yaşadığı yoksulluk değildir. Güç sarhoşluğu, dokunduğu her alanda aynı sonucu üretir: eşitsizlik, cezasızlık ve umursamazlık.

Erdoğan ve çevresindeki para sahipleri artık kendilerini daha istikrarlı, iktidardan gitmeyecekmiş gibi hissediyor ve daha pervasız davranıyor. Elde edilmiş hakları geri alırken özgürlük vaat ediyorlar ama o özgürlüğün sadece kendileri için olduğunu yaşayarak öğreniyoruz. Biz kaybediyoruz, Erdoğan ve çevresi kazanıyor.

"Kürt açılımı var" diyorlar. "Bakın" diyorlar. Ama sözler dışında bir şey ne gördüm ne de hissettim. Kürt açılımı demek, özgürlüğün eşit dağılması anlamına gelir. Ama ne Kürt, Kürt olduğu için özgür, ne de devlet geçmişiyle hesaplaştı. Hani Kürtleri öldüren, kumpas kuran, organize işler yapanların cezasızlığı? Hâlâ cumartesi günleri anneler, izin verilen sayıda, Galatasaray Meydanı'nda, Cumhuriyet Anıtı'nın önünde kayıplarının resimleriyle orada duruyor. Basın açıklaması yapılıyor; hep aynı basın, hep aynı gazeteciler. Değişen tek şey onları izleyen polislerin sayısı.

Seçimi kazanacak olan taraf daha sorumsuz, daha özgüvenli bir şekilde rakip gördüklerini ezmeye devam eder. Çünkü bilir; karşısında muhalefet çoktur ama iktidarı ele geçirme ihtimali, o sayıları kadar büyük değildir.

Bu yüzden sokakta gördüğümüz manzara da değişmiyor. Seçim sonuçları yalnızca sandığı değil, gündelik hayatın yönünü de belirliyor.

Bugünlerde Ankara yolunda işçileri görmek daha fazla mümkün. Kurtuluş Parkı'nda ikamet edenler daha fazla. Bakanlıklar önünde hakkını arayan, köleleştirilmiş öğretmenleri, memurları görmek olağan. Çünkü iktidar değişmeyecek.

Siyasetle gün başlıyor, siyasetle gün bitiyor. Hep konuşma, hep konuşma... İnsanları ekran başında oyalıyorlar. Dönekler, omurgasızlar, aldığı paraya ve veren kişiye göre ağız değiştirenler popüler medyanın en çok görünenleri oldular. Onlar oyluyor, kavga ediyor, seslerini yükseltiyorlar. Kayıt bitiyor; birlikte rakı içip cinsellik muhabbeti yapıyor, uyuşturucu operasyonlarında bugünlerde kimin gittiğini, kimin kime cinsel içerikli teklif yaptığını, kimi yatağına attığını, kimi meşhur edeceklerini, kimi dizlerinde oynatacaklarını konuşuyorlardır belki.

Çünkü iktidar yalnızca devlet binalarında kurulmaz. Televizyon stüdyolarında, gazetelerde, kulislerde ve kapalı kapılar ardında da yeniden üretilir.

Çünkü siyaset seksten bağımsız değildir. Olmadığını da Epstein dosyası kanıtlamadı mı? Güç, para, medya ve cinsellik birbirinden bağımsız değildir. Ekranda birbirine bağıranlar, yayın bitince aynı masada oturabilir. Rekabet ekranda kalır, dostluk devam eder.

Bizde adalar yok ama adacıklar olan stüdyolar var. Bakın, Habertürk TV sunucusunun hâlâ o küçük adacıkta neler yaptığını televizyon kanalları anlatıyor. Seks, uyuşturucu, siyasette yön verme, iş takibi, ekrana çıkmak isteyenin gideceği yolun yataktan, eğlenceden geçtiği iddiaları konuşuluyor. Sonuçta sekssiz siyaset olmaz. Bu kadar ayağa düşmüş, görünür olmuşsa, bunun nedeni biraz da iktidarın daha fazla iktidarda kalacağına duyulan özgüvendir.

İktidar kendi içinde bazen arınma ihtiyacı duyar. Eskileri çöpe atıp yenileriyle, daha dinamik olanlarla yoluna devam eder.

"Durmak yok, yola devam!"

 

Hiç yorum yok: