Yetmez Ama Evet’ten Mutlak Butlan’a
Geçmişte liberaller vardı; anayasa oylamasında "Yetmez
Ama Evet" diyerek ya da boykot ederek Erdoğan’a dolaylı ya da doğrudan
hizmet etmişlerdi... Troçkist gelenekten gelen bazı yapılar ve liberal-sol
çevreler de bu süreçte farklı pozisyonlar almış, Türkiye’de ise Devrimci
Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) başta olmak üzere bazı yapılar “Yetmez Ama Evet”
kampanyasına destek vermişti. Oradaki muhafazakâr da bizdeki değil mi? O yüzden
göğüslerini gere gere "Yetmez Ama Evet" afişlerini her yere astılar;
Erdoğan’ın izin vermesiyle İstiklal Caddesi’nde, tarihinde bir daha
gerçekleştirmeyeceği gösteriye imza atmışlardı...
Bu örnekler üzerinden bakıldığında asıl mesele, sistemin
kendi ihtiyacına göre aktörleri geçici olarak içine alabilme kapasitesidir.
Sonuçta sistemin ihtiyacına cevap verdikleri sürece, onları bir kere de olsa
kullanır ve değerlendirir... Görevlerini yaptılar ama arkalarında, beyinlerden
hiçbir zaman çıkmayan bir travma bırakmışlardı. Hâlâ birçok solcu, bu
tartışmanın bıraktığı kızgınlıkla "Yetmez Ama Evet" ifadesini
kullanmaya devam ediyor; gidip "Yetmez Ama Evet" tayfasının da içinde
olduğu DEM Parti çevresinde ya da HDK içinde konumlanmayı doğru bulanlar var.
Siyaset ayrı şeydir, ihtiyaçlar ayrı şeydir, faydacılık ayrı şeydir...
Bu noktada Kürt siyaseti ve onun kurumsal aktörlerine dair
yaklaşım da benzer bir tartışma alanına yerleşir. DEM Parti ve HDK’nin duruşu
ortadadır. Kürt sorunu odaklı her türlü siyasete pragmatik yaklaşırlar. Bu
durum anlaşılır bir durumdur. Muhatap arayışı içinde olurlar; muhatap
bulduklarında ise onu elden kaçırmadan, sorunun çözümü için adım atılması adına
siyaseti zorlarlar.
Genel tabloya bakıldığında ise bağımsız siyaset üretmeyen
her yapı benzer bir döngüye sıkışır. Bağımsız siyaset üretmeyenler hep şemsiye
arar; eleştirirler ama eleştirdikleri kesimle birlikte olurken utangaçlıkla bu
ilişkileri gizlerler...
Bu döngü yalnızca geçmişe ait değildir; kavramlar değişse de
siyasal işleyiş kendini yeniden üretir. Bugün "Yetmez Ama Evet"in
yerini "Mutlak Butlan" aldı...
İsimler değişse de siyasal işleyişin sürekliliği değişmediği
iddiası burada belirginleşir. İsimler değişti, özneler değişti ama Erdoğan’a
hizmet değişmedi...
Ha "Yetmez Ama Evet", ha "Mutlak
Butlan"...
Aralarında sadece cümle farkları var; işlevleri aynı...
Bu süreklilik tartışması, geçmişin travmalarıyla bugünün
kavramlarını yan yana getirir. Geleceğin tartışma alanına artık "Yetmez
Ama Evet"in yanına "Mutlak Butlan" da eklenmiştir...
"Yetmez Ama Evet" ile mücadele edemeyenler,
"Mutlak Butlan"ı da yarattı...
Sonuçta mesele yalnızca kavramların değişmesi değil, bu
kavramların içinde hareket eden siyasal pozisyonların sürekliliğidir. “Yetmez
Ama Evet” tartışması nasıl kendi döneminin politik gerilimlerini taşıyorsa,
“Mutlak Butlan” ifadesi de bugünün benzer bir siyasal tartışma alanını işaret
eder. İsimler değişse de siyasal pozisyon alışların, ittifakların ve fayda hesaplarının
belirleyiciliği değişmediği sürece, tartışma farklı kavramlar üzerinden yeniden
üretilmeye devam eder. Bu nedenle asıl soru, hangi ismin neyi temsil ettiğinden
çok, bu temsilin hangi siyasal zeminde ve hangi ihtiyaçlarla kurulduğudur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder