Sorular Bizden, Hayal Kırıklığı Hayattan
Sorular soruyoruz, istediğimiz cevapları bekliyoruz. Hayat
ise istediğimizi değil, beklemediğimiz cevaplar veriyor. Buna rağmen bizler,
istediğimiz yanıtı almak için beklemeye devam ediyoruz. Bu bekleyiş sırasında
zeminimizin kaybolduğunu fark etmiyoruz. Farklı bir zeminde, eski
alışkanlıklarla beklemeyi sürdürürken her birimiz birer yeme dönüşüyoruz. Çünkü
zemini olmayanların genel sonu, başka olayların kaybedeni olmaktır.
Sorular soruyoruz. Yanıtları aldığımızda doğru zeminde
olduğumuzu hissetmek bize güven verecektir. Fakat zaman öyle bir şeydir ki,
zeminleri de kendisiyle birlikte geçmişe taşır ve biz artık hiçbir zaman o
zeminde duramayacağız. Zamanın hükmettiği evrende aynı zemine değişen zamanda
ikinci kez duruş yeri değildir.
Sorular soruyoruz; bildiğimizi sandığımız cevaplarla
birlikte... Bize öğretilen cevaplara sorular hazırlıyor, sonra da onları
soruyoruz. Dünyanın en zeki insanlarıymışız gibi, bildiğimiz soruları sordukça
kendimize güvenimiz artıyor. Her cevabı bilen, her konuda fikri olan birer
tanrıyız sanki yanılmayız, hep doğruları gösteririz. İşte bu iyimser beklenti
bizi sürekli gerçeklik duvarına çarpıyor ve yenilgilerin tarihinde sıradan
bireylere dönüştürüyor. Tek liderliğin, tek doğrunun, tek hedefin artık bir
anlamı yoktur, çünkü evren tek şeyin üzerinde değildir, binlerce doğruyu aynı
anda üzerinde taşıyabilir, mutlak olan değişimin kendisidir ama bizler o mutlak
olanı anlamak istemiyoruz. Değişmeden, geçmişin ilişki ağı içinde, oluşmuş olan
o saf duygusal bağlarımızı yeniden yakalayacakmışız gibi dünün güzelliğini,
arkadaşlığını, siper yoldaşlığını, uykusuz geçen günleri özlüyoruz...
"Biz yenildik ama aslında yenilmedik. Düşmanımız bize
güçlü bir yumruk attı ve yere düştük; ayağa kalkar, yeniden kavgaya devam
ederiz." Oysa biz ne boksörüz ne de bir boks mücadelesinin içindeyiz.
Siyasette düşenin ayağa kalkması, ancak ve ancak kendisini kandırmasıdır. Çünkü
Fransız Devrimi'nin yenilgisinden sonra ayağa kalkıp "Fransız Devrimi'ni
kaldığı yerden sürdürelim." diyen olmadı. Sovyet işçi devleti yıkıldı;
bugün kimse Sovyet Devrimi'ni ve işçi devletini yeniden kuramaz. Çünkü artık o
deneyim tarihin çöplüğünde, binlerce dersle birlikte orada durmaktadır. O çöp
yığınına dönüşmüş deneyimlerden öyle bir şekilde yararlanmalıyız ki, gelecekte
aynı hatalar yeniden yapılmasın. Parti devleti, partinin dağılmasıyla devletin
de yok olması anlamına gelir. Partiyi dağıttığınızda devletten geriye sefalet
kalır. Rus halkı bu dağılmayı açlık ile acı şekilde ödedi. Onurunu ayaklar
altına alıp, komşu ülkelerde bedenlerini satarak akrabalarına ekmek parası
gönderdiler.
Ülkemizin en büyük siyasal sol hareketleri, yenilgiyi
cezaevinde kabul ettiği gün, bir daha aynı güce erişemeyecek şekilde tarihteki
yerini aldı. Buna rağmen, almamış gibi davrandık. Hiç bir şey olmamış gibi
davrandık, köprünün altında sular akmasına rağmen köprü üzerinde duruyorsak
eğer, su da duruyorduk dedik ama suyun akış hızı, derinliği çoktan değişmişti
bile, bir de geldiği yerde hidroelektrik santrali kurumuş ise, gün be gün suyu
azalıp akan su değil, durağanmış gibi duran taşları göreceğiz. Köprü köprü
olarak yerinde duracak, belki yanına modern daha sağlam köprü yapılacaktır...
"Birdik, bir aradaydık; ölenler bizim onurumuzdur,
geçmişimizdir, geleceğimizdir." Duygusal yaklaşıldığı sürece alınan
yanıtlar da duygusal olur. Ama hayat duygusal bakmıyor. Çünkü o siyasal
çizginin atmosferi çoktan dağıldı. Bir arada, birlikte mücadele etmiş
insanların yolları artık yeniden birlikte yürüyemeyecek kadar hırpalandı.
Doğanın yasası gereği insanların da bir ömrü vardır. Gençken hiç düşünülmeyen
ayrıntılar, yaş ilerledikçe hareket alanımızı kısıtlıyor. Hatta yalnızca
nostalji sohbetleri içinde geçmişi yeniden kurar hâle geliyoruz. Anılar bizi
düne götürürken, insan zihni de dünü yeniden yaratıyor.
Sorular soruyoruz ama artık cevapları da merak etmiyoruz.
Soru sormak için soruyor, sessizce içinde bulunduğumuz girdabın bizi nereye
savuracağını bekliyoruz.
Dün bize güç veren düşünceleri bugün hâlâ aynı biçimde
taşımaya çalışırız. Fakat zaman, sadece insanları değil, fikirleri,
mücadeleleri ve inançları da yaşlandırır. Geçmişin zaferleri geleceğin
garantisi olmadığı gibi, geçmişin yenilgileri de yalnızca kaybedilmiş anlar
değildir; doğru okunmadığında tekrar edilecek hataların habercisidir.
Belki de asıl mesele yeniden ayağa kalkmak değil, neden
düştüğümüzü anlamaktır.
İnsan bazen geçmişi hatırlamaz; geçmişi yeniden üretir.
Anılarımıza değil, anılarımızın bize sunduğu rahatlığa bağlanırız. Böylece
dünün dünyasında bugünün sorunlarını çözmeye çalışırız. Sonra da neden hayatın
bize beklediğimiz cevapları vermediğine şaşırırız.
Belki de artık sormamız gereken soru şudur: "Hayat bize
neden istediğimizi vermiyor?" değil; "Biz hâlâ neden aynı cevapları
bekliyoruz?"
Çünkü sorular gerçekten bizden gelir. Ama cevapları veren hayat değildir; hayat sadece önümüze gerçekliği koyar. Hayal kırıklığı ise çoğu zaman hayatın bize yaptığı değil, bizim hayatı kendi beklentilerimize mahkûm ettiğimiz anda başlayan kaçınılmaz sonuçtur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder