Her Şey Yeni, Hafıza Eski
12 Eylül'den bugüne, değişen adların değişmeyen hafızası.
12 Eylül sonrasıdır. Henüz sol, ayağının üstüne
basamamıştır. İşkencede o kadar uzun süre kalınmıştır ki, ayağa kalkmak yerine
daha fazla batsın, yere çakılsın; sonra da o çakılmanın etkisiyle daha yukarı
sıçrar anlayışı hâkimdir. Kadroları küçülterek hareketi yaşatmak asıl amaçtır.
Beklenti, çekirdek kadronun uygun ortam oluştuğunda yeniden eski gücüne
ulaşmasıdır.
Şehirlerde, işçi sınıfı içinde sol adına görünür pek bir şey
yoktur. 24 Ocak kararlarıyla başlayan liberal ekonomi, halkı yoksullaştırırken
yağmayı, rüşveti ve haksız kazancı sessizce teşvik etmektedir. "Benim
memurum, işçim işini bilir." sözü, dönemin ekonomiye yön veren liderinin
anlayışını özetleyen cümlelerden biridir.
"Anarşist" olarak damgalanan sol ise cezaevlerinde
var olanı korumaya, işkenceye karşı direnmeye ve açılacak davalara hazırlanmaya
çalışarak zaman geçirmiştir. Dışarıyla tek bağlantısı avukatlardır. Avukatlar
olmasa, dışarıda örgütlü bir solun varlığı bile hissedilecek gibi değildir.
Ancak solun ülke içinde ve yurt dışında hiçbir şey
yapmadığını söylemek doğru olmaz. Birçok çalışma yürütülmüştür. Ne var ki
bunların ana medyadaki görünürlüğü darbeciler tarafından bilinçli biçimde
engellenmiştir. Olaylar küçültülerek yerel gelişmeler gibi sunulmuş,
gerektiğinde ise korkuyu büyütmek amacıyla olduğundan daha büyük
gösterilmiştir. Dönemin tek televizyon kanalı olan TRT'de ise anarşi ve
anarşistler üzerinden korku üretilmiş, şiddet görüntüleri sürekli dolaşıma
sokulmuştur.
Peki, faşizmin en yoğun yaşandığı bu süreçte sol adına hiç mi
bir şey yapılmamıştır? Böyle sorarsak, o dönemde yayımlanan edebiyat ve sanat
dergilerine bakmak gerekir. Sol, sanat alanında yalnızca varlığını korumakla
kalmamış, geçmişten aldığı mirası da geleceğe taşımıştır.
Cezaevlerinde bilinen süreç yaşanırken, dışarıda farklı sol
nüveler oluşuyordu.
Yarın dergisi bunun ilk nüvesidir.
Kendisini solcu görenler için bu derginin sayfalarında yazı
yazmak, karikatür çizmek ya da şiirleriyle yer almak bir prestij meselesine
dönüşmüştür. Onun açtığı kapıdan birçok dergi geçmiş, yeni yayınlar doğmuştur.
Yarın dergisinin açtığı kapıdan kimler gelip geçmedi ki?
Sanat Olayı dergisinin ilk dönemi de dolu doludur.
YAZKO, AYKO ve Gırgır dergisinin başarısı asla göz ardı
edilmemelidir. Hatta günlük bir gülmece gazetesi bile çıkarmışlardır.
"İçeriden Dışarıya" sergileriyle cezaevlerindeki solun dışarıyla
buluşması sağlanmıştır.
Milliyet Sanat ile Hürriyet'in Gösteri dergisi, her ne kadar
sermayenin gölgesinde yayımlansalar da, solun nefesini taşıyan önemli yayınlar
olmuştur.
Elbette sol yalnızca sanat alanında değildir. Bulduğu en
küçük açıklığı değerlendirmiş, İlk Adım dergisiyle siyasal alanda yeniden
görünür olmuştur. Ardından birçok dergi "Yeni" adıyla yayımlanmıştır:
Yeni Çözüm, Yeni Aşama, Yeni Öncü, Yeni Demokrasi, Yeni Yol... Çünkü bu
"yeni" dergiler, geçmiş siyasal hareketlerin yeni yüzleridir.
Cezaevlerindeki açlık grevleri, yeniden oluşan öğrenci
dernekleri, öğretmenlerin ilk örgütlenmeleri, Öğretmen Dünyası ve Abece
dergisi; bunların tümü 12 Eylül öncesiyle bağ kurmaya, o mirası bugüne taşımaya
çalışan örgütlü mücadelenin ilk görünür örnekleridir.
"Yeni" adıyla çıkan dergilerin önemli bir bölümü
kısa sürede kapandı. Örgütsel ve ideolojik çağrışımları güçlü yayınlar
çıkardılar. Elbette o "yeni" olanlardan bugün de yaşamayı sürdürenler
vardır. Aslında bu dergiler, "yeni" adını taşımalarına rağmen eski
ideolojik duruşlarından taviz vermediler. Keskin hatlarını daha görünür
kıldıklarında "yeni" sözcüğünün adlarından kalkması da doğaldı. Çünkü
açılan davalar ve kapatmalar, başka "yeni" dergilerin ortaya
çıkmasının önünü açıyordu.
Aradan yıllar geçti. Bugün de adı "Yeni" olan bir
parti kuruldu: Yeni Parti.
Yeni Parti de eski söylemlerle geleceği kucaklama
iddiasındadır. Baba ocağına dönecekleri günü bekleyen, şimdilik dışarıda
bırakılmış ama gönül bağını koparmamış kesimlere seslenmektedir. Siyasi
hattının merkezinde de yeni bir CHP hedefi bulunmaktadır.
Peki, neden "baba ocağına dönüş" fikri sürekli
canlı tutulmaktadır?
Burada elbette mal varlığı önemli bir etkendir. CHP, bugün
sahip olduğu kitlenin çok üzerinde bir mal varlığına sahip büyük partilerden
biridir. Para, siyaset demektir. Paranız yoksa, ne kadar haklı olursanız olun,
etki alanınız mali gücünüzün ulaşabildiği yerle sınırlı kalır. Günümüz siyaseti
büyük ölçüde maddi kaynaklar üzerine kuruludur; seçim kampanyaları da bunun
üzerinden yürütülmektedir.
İsimler değişir, tabelalar yenilenir, dergiler kapanır,
partiler kurulur. Ama siyasetin hafızası kolay kolay değişmez. Belki de bu
yüzden her şey yeni görünür; hafıza ise hep eskidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder