Başaran’ın Suçu: İşçinin Yanında Olmak
Başaran Aksu, Bir Umut Derneği ile başladığı yolculuğuna
Umut-Sen ile devam etti ve Umut-Sen’e bağlı birçok sendikanın oluşumunda yer
aldı. Başaran Aksu, 12 Eylül sonrası oluşan sol çizgiye en büyük emeği ve
katkıyı sunanlardan biri olarak, işçi sınıfı içinde kendisini bağımsız
örgütlenmeyle göstermiş ve kanıtlamıştır.
Bugün Ankara’da hakları ellerinden alınmış, alınteriyle
kazandıklarını almak için mücadele edenlerin yanında, onlarla birlikte, deri
koltuklara oturmadan, lüks binalarda işçisinden daha fazla maaş alarak yapmıyor
bu işi. Elinde su şişesi, işçi ne yiyorsa onu yiyen, ne içiyorsa onu içen;
direnişte en saflarda yer alan, polisle muhatap olan, basına açıklamalarda
bulunan, gerektiğinde işçiye söz hakkı verip dinleyendir.
O, işçiden fazla işçi olmaya çalışmamış, onların önünden
yürümemiş; birlikte, bir arada mücadeleyi mücadele alanlarında öğrenmiş ve
geliştirmiştir. Elbette birçok hatası olacaktır, elbette geçmişin
tecrübelerinden yararlanacaktır. O, Yeraltı Maden-İş Sendikası ve Çetin Uygur
çizgisini bugüne taşımıştır. 12 Eylül öncesi Çeltek direnişinin farklı bir
boyutu, bugün farklı alanlarda yeniden yaşanmaktadır…
Tam da bu nedenle onun mücadelesini yalnızca bugünün
direnişleriyle sınırlı görmek doğru değildir; bu mücadele, işçi sınıfının
geçmişten bugüne taşıdığı birikimin bugünkü koşullarda yeniden üretilmesidir.
Bugün onun sesinde Çetin Uygur vardır. Onun sesinde,
madenlere sahip çıkan, “Üreten biz, yöneten de biz olacağız” diyen işçilerin
sesi vardır. O slogan bugün işçilerin elinde, aklında daha da zenginleşmiş,
daha da anlamlaşmıştır. Çünkü bugün bu mücadele yalnızca alın terinin
karşılığını alma mücadelesi olmaktan çıkmış, işçinin ürettiği üzerindeki söz ve
karar hakkını da tartışmaya açmıştır.
Sermaye ve iktidar ilişkisini teşhir eden bir boyuta
gelmiştir onların direnişi. Ve bu mücadele yalnızca sermayeyi ve iktidarı
değil, kendisini işçi sınıfının öncüsü olarak görenlerin de işçiyle kurduğu
gerçek ilişkiyi sorgulatmıştır.
Solcu, devrimci olanların ne kadar işçiden uzak, kendi
kibirleri içinde siyaset yaptıklarını ortaya sermiştir. Meydanda, işçinin
yanında olmayana sol denir mi? Elbette önce sol, sonra devrimci olunur. Sol,
sınıf siyasetidir. Sınıf için, sınıfın çıkarı için yol alır. Solun
ideolojisini, duruşunu işçi sınıfı ve onun mücadelesi, başarısı belirler.
Çok büyük başarılara imza atılmamıştır belki, ama o küçük
adımlar büyük başarıların ilk sesidir. Başarının sesidir Başaran...
Başaran bir şeyi daha başarmıştır: Yanında yürüdüğü her
işçi, bir işçi lideri olmuştur. Çünkü onun anlayışında örgütlenmek, bir kişinin
peşinden yürümek değil; birlikte yürüyen herkesin kendi sözünü, kendi iradesini
ve kendi gücünü ortaya çıkarmasıdır. Kendi derdini, kendi isteğini kameralar
önünde seslendiren, geri adım atmayan yeni işçi liderlerine örnek olmuştur.
Onlar konuşurken Başaran susup onları dinlemiş, onlara daha fazla söz verir
olmuştur.
Yani “Siz bilmezsiniz, ben konuşurum” kibri yoktur. Onlara
yukarıdan bakmamış; onlarla eşit koşullarda, eşitlik içinde, bir arada ve
birlikte mücadeleyi örmüşlerdir. Çıplak ayaklarıyla yol almışlardır.
Bugün Başaran tutuklu. Onu susturmanın, onunla birlikte söz
söylemeyi öğrenen işçilerin sesini de susturacağını sanıyorlar.
Ama onun asıl başarısı, yanında yürüdüğü işçilerin kendi
sözlerini söylemeye başlamasıdır. Kendi seslerini bulmalarıdır. Birlikte
yürüdüğü insanların bir gün kendi ayakları üzerinde durup mücadele etmeyi
öğrenmesidir.
Başaran’ın sesi bugün susturulmaya çalışılıyor olabilir. Ama
o ses artık yalnızca Başaran’ın sesi değildir. İşçinin sesidir. Madencinin
sesidir. Direnenlerin sesidir.
Ve belki de en büyük başarısı budur: Başaran yürürken,
arkasından yürüyenler değil; yanında yürüyenler çoğalmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder