27 Ağustos 2026 Perşembe

Başaran’ın Suçu: İşçinin Yanında Olmak

Başaran’ın Suçu: İşçinin Yanında Olmak

Başaran Aksu, Bir Umut Derneği ile başladığı yolculuğuna Umut-Sen ile devam etti ve Umut-Sen’e bağlı birçok sendikanın oluşumunda yer aldı. Başaran Aksu, 12 Eylül sonrası oluşan sol çizgiye en büyük emeği ve katkıyı sunanlardan biri olarak, işçi sınıfı içinde kendisini bağımsız örgütlenmeyle göstermiş ve kanıtlamıştır.

Bugün Ankara’da hakları ellerinden alınmış, alınteriyle kazandıklarını almak için mücadele edenlerin yanında, onlarla birlikte, deri koltuklara oturmadan, lüks binalarda işçisinden daha fazla maaş alarak yapmıyor bu işi. Elinde su şişesi, işçi ne yiyorsa onu yiyen, ne içiyorsa onu içen; direnişte en saflarda yer alan, polisle muhatap olan, basına açıklamalarda bulunan, gerektiğinde işçiye söz hakkı verip dinleyendir.

O, işçiden fazla işçi olmaya çalışmamış, onların önünden yürümemiş; birlikte, bir arada mücadeleyi mücadele alanlarında öğrenmiş ve geliştirmiştir. Elbette birçok hatası olacaktır, elbette geçmişin tecrübelerinden yararlanacaktır. O, Yeraltı Maden-İş Sendikası ve Çetin Uygur çizgisini bugüne taşımıştır. 12 Eylül öncesi Çeltek direnişinin farklı bir boyutu, bugün farklı alanlarda yeniden yaşanmaktadır…

Tam da bu nedenle onun mücadelesini yalnızca bugünün direnişleriyle sınırlı görmek doğru değildir; bu mücadele, işçi sınıfının geçmişten bugüne taşıdığı birikimin bugünkü koşullarda yeniden üretilmesidir.

Bugün onun sesinde Çetin Uygur vardır. Onun sesinde, madenlere sahip çıkan, “Üreten biz, yöneten de biz olacağız” diyen işçilerin sesi vardır. O slogan bugün işçilerin elinde, aklında daha da zenginleşmiş, daha da anlamlaşmıştır. Çünkü bugün bu mücadele yalnızca alın terinin karşılığını alma mücadelesi olmaktan çıkmış, işçinin ürettiği üzerindeki söz ve karar hakkını da tartışmaya açmıştır.

Sermaye ve iktidar ilişkisini teşhir eden bir boyuta gelmiştir onların direnişi. Ve bu mücadele yalnızca sermayeyi ve iktidarı değil, kendisini işçi sınıfının öncüsü olarak görenlerin de işçiyle kurduğu gerçek ilişkiyi sorgulatmıştır.

Solcu, devrimci olanların ne kadar işçiden uzak, kendi kibirleri içinde siyaset yaptıklarını ortaya sermiştir. Meydanda, işçinin yanında olmayana sol denir mi? Elbette önce sol, sonra devrimci olunur. Sol, sınıf siyasetidir. Sınıf için, sınıfın çıkarı için yol alır. Solun ideolojisini, duruşunu işçi sınıfı ve onun mücadelesi, başarısı belirler.

Çok büyük başarılara imza atılmamıştır belki, ama o küçük adımlar büyük başarıların ilk sesidir. Başarının sesidir Başaran...

Başaran bir şeyi daha başarmıştır: Yanında yürüdüğü her işçi, bir işçi lideri olmuştur. Çünkü onun anlayışında örgütlenmek, bir kişinin peşinden yürümek değil; birlikte yürüyen herkesin kendi sözünü, kendi iradesini ve kendi gücünü ortaya çıkarmasıdır. Kendi derdini, kendi isteğini kameralar önünde seslendiren, geri adım atmayan yeni işçi liderlerine örnek olmuştur. Onlar konuşurken Başaran susup onları dinlemiş, onlara daha fazla söz verir olmuştur.

Yani “Siz bilmezsiniz, ben konuşurum” kibri yoktur. Onlara yukarıdan bakmamış; onlarla eşit koşullarda, eşitlik içinde, bir arada ve birlikte mücadeleyi örmüşlerdir. Çıplak ayaklarıyla yol almışlardır.

Bugün Başaran tutuklu. Onu susturmanın, onunla birlikte söz söylemeyi öğrenen işçilerin sesini de susturacağını sanıyorlar.

Ama onun asıl başarısı, yanında yürüdüğü işçilerin kendi sözlerini söylemeye başlamasıdır. Kendi seslerini bulmalarıdır. Birlikte yürüdüğü insanların bir gün kendi ayakları üzerinde durup mücadele etmeyi öğrenmesidir.

Başaran’ın sesi bugün susturulmaya çalışılıyor olabilir. Ama o ses artık yalnızca Başaran’ın sesi değildir. İşçinin sesidir. Madencinin sesidir. Direnenlerin sesidir.

Ve belki de en büyük başarısı budur: Başaran yürürken, arkasından yürüyenler değil; yanında yürüyenler çoğalmıştır.

Hiç yorum yok: