12 Ağustos 2026 Çarşamba

Ağlamak Serbest, Hesap Sormak Suç

Ağlamak Serbest, Hesap Sormak Suç

Sabah sabah Sabiş haberleri açtı. Orada bir sokak röportajı vardı. Herkes yakınıyor; eski AK Parti üyesinden CHP üyesine, dincisinden seküler yaşamı tercih edenine kadar...

Kısacası, herkes mikrofonun başına geçtiğinde yılların spikeri gibi konuşuyor ve derdini anlatıyor.

Ben de kızgınlıkla “Daha beter olun!” dedim. Çünkü bugün yaşadıkları sorunun temeli kendilerinde, yıllardır sessizce kabul edişlerindedir.

Yukarıda saydığım kesimlerin hepsi bir “kurtarıcı” bekliyor. Eşek bunların hepsi! Kurtarıcı hiçbir zaman gelmeyecek. “Kurtarıcıyım”, “Umudunum senin” diyenlerin hepsi onları değil, zor durumda kalan iş insanlarını kurtardılar.

Kurtulmak için önce yaşadıklarına mikrofon karşısında itiraz etmekten, homurdanmaktan vazgeçmeleri gerekiyor. Yoksa sürekli ağlayacaklar, sürekli ağlayacaklar...

Bakın, Ankara kapılarına aç insanlar geliyor: madenciler, özel sektör öğretmenleri, falanlar filanlar... Hepsi “biraz maaş”, “biraz kadro”, “biraz güvence” için bakanlara yalvarıyor. “Arabulucu ol bize, verilmeyen maaşımızı alalım, tazminatımızı alalım” diyorlar.

Alacakları için aç kalıyorlar, dövülüyorlar, aşağılanıyorlar. Ama en azından bıçak kemiğe saplanınca sokağa çıkıyor, hakları için mücadele ediyorlar.

Altı ay olmuş maaş alamamış. Altı ay boyunca nasıl yaşadı? Kim bunlara kredi verdi, ne kadar borçlandılar, bunların hiçbirinin önemi yok. İş insanı, “Altı ay boyunca yaşadıklarından daha fazla aç yaşar bunlar” diyor ve vermiyor. Her parayı vermediği gün ödeyeceği para azalıyor; çünkü para değerini kaybediyor.

Alacakları işçilerin altın karşılığı, dolar karşılığı hesaplanmayacak. O anki TL değeri ne ise o verilecek. Gün geçtikçe para değerini kaybettiği için iş insanının kasası hep dolu, emekçi ise hep aç kalacak.

Çünkü o parayı alsa dahi borçlarına, faize gidecek.

Sonuçta sen açsın, hep aç kal! İş insanı da iktidardaki siyasiler de bunu söylüyor. Ciddiye dahi almıyorlar.

Bu durumda ne yapılması gerektiği konuşulmuyor. Bakanın bilmem ne memuru geliyor, “Gel görüşelim” diyor. Sonra, “Kusura bakma, işim var. Bekle” diyor.

İşçi bekliyor.

Beklerken devlet onlara su, yemek verecek değil ya... Gözyaşı, polis copu ve tazyikli su veriyor. Kamera önüne geçip bağırma hakkını veriyor. İşçi bağırıyor. İş insanları bu bağırmaları duydukça zevkten dört köşe oluyorlar. Çünkü bu açlar ordusu yalnız, arkasız. Kimin umurunda?

Bu ülkede cop yemek, tazyikli su altında kalmak, aşağılanmak, polisin orantısız güç kullanımına maruz kalmak özgürlüktür.

Diğerleri ortaya çıkarsa eğer, suçtur.

Kimse suç işlemek istemiyor. Çünkü herkes, bir gün bir gün kurtarıcının geleceğine ve o kurtarıcının bunları kurtaracağına inanıyor. Mutlaka bu yaşananların hesabı sorulacak!

Masal hep aynı: İnsanlara sürekli masal anlatılıyor.

Kim kimin hesabını sordu?

Hesabını sorması için mahkeme karşısına çıkarılanlar da genelde aklanarak çıktı.

Sonra yine aynı masal anlatıldı.

Ve insanlar yine bir sonraki kurtarıcıyı beklemeye devam etti.

Sokakta bir kâğıt toplayıcısı bütün bu yaşananlara bakıyor. “Bu ülkede herkes hakkını arıyor, ama kimse hesabını sormuyor.” dercesine, sessizce araçların arasında kendisine bir yol açıp ilerliyor.

 

Hiç yorum yok: