Herkes Özgür, Herkes Aynı
Sokaklardan zorla eve girenlerin çocukları, torunları
bugünlerde evden dışarıya değil, odalarından dışarıya çıkmaz oldu. Ellerinde
cep telefonları ve tabletler; gözleri sosyal medyadaki videolarda, yüzlerinde
ise bu videolara bakarken oluşan gülümsemeler… Böyle bir kuşak yaratıldı.
Peki, bu süreç nasıl oluşturuldu? Dünyanın farklı yerlerinde
yaşayan çocuklar nasıl oldu da birbirlerine bu kadar benzer hâle geldi?
Mizah nasıl oldu da evrenselleşti?
Çünkü mizah, aslında doğduğu toplumun kültürel özelliklerini,
alışkanlıklarını, değerlerini ve dilini taşır. Bir dilde üretilen espri, başka
bir dile çevrildiğinde çoğu zaman anlamını kaybeder. Kelime oyunu kaybolur,
göndermenin neye yapıldığı anlaşılmaz ve gülümseme ortadan kalkar. Çünkü mizah
yalnızca sözcüklerden değil, o sözcüklerin ait olduğu kültürden beslenir.
Oysa bugün dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan çocuklar,
birbirlerinin dilini bile bilmeden aynı videolara bakıp gülebiliyor. Aynı
hareketlere, aynı yüz ifadelerine, aynı düşmelere, aynı kısa videolara tepki
veriyor; aynı mizah kalıplarını tanıyor ve aynı anda eğlenebiliyorlar.
Peki ne değişti?
Mizah mı gerçekten evrenselleşti, yoksa dünyanın çocukları
aynı mizah anlayışını öğrenebilecekleri ortak bir kültürel alanın içine mi
sokuldu?
Belki de mesele, mizahın evrenselleşmesinden çok daha büyük.
Dünyanın farklı yerlerinde yaşayan çocukların hayata bakış biçimleri, eğlenme
biçimleri ve hatta neye gülecekleri aynılaştırılıyor olabilir mi?
Bir zamanlar bir çocuğun neye güleceğini; yaşadığı mahalle,
ailesi, dili, kültürü ve arkadaşları belirlerdi. Şimdi ise dünyanın öbür
ucundaki bir çocukla aynı videoya bakıyor, aynı sesi duyuyor, aynı görüntüye
maruz kalıyor ve aynı anda gülüyor.
Belki de ilk kez insanlık, yalnızca ortak bir iletişim dili
değil, ortak bir eğlenme ve gülme dili de oluşturuyor.
Peki bunun tüketim kültürüyle ilişkisi ne kadar büyük?
Bugün dünyanın neresine giderseniz gidin benzer markalarla,
benzer mağazalarla, benzer reklamlarla ve benzer tüketim alışkanlıklarıyla
karşılaşıyorsunuz. Çocukların odaları, ellerindeki cihazlar, giydikleri
kıyafetler, izledikleri videolar ve satın almak istedikleri ürünler giderek
birbirine benziyor.
Çünkü insan, yalnızca tükettiği şeyleri değil, tükettiği
şeylerin oluşturduğu dünyayı da benimsiyor. Tüketim alışkanlıkları değiştikçe
zevkler, davranışlar, beklentiler ve hatta hayaller de birbirine benzemeye
başlıyor.
Öyleyse asıl soru belki de şu:
Bizi yalnızca aynı şeyleri tüketen insanlar hâline mi
getirdiler, yoksa tükettiğimiz şeyler üzerinden bizi birbirimize mi benzettiler?
Ve daha rahatsız edici bir soru:
İnsan, tükettiğine benziyorsa; bugün bütün dünyada aynı
ekranlara bakan, aynı videolara gülen, aynı markaları isteyen ve aynı ürünlerin
peşinden koşan bir kuşak yaratılırken, sonunda insanı da bir tür “tablet
insan”a mı dönüştürdüler?
Belki de mesele artık yalnızca çocukların neden odalarından
çıkmadığı değil. O odaların içinde, ekranların karşısında nasıl bir insanın
yeniden üretildiği.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder