9 Eylül 2026 Çarşamba

İki Taraf da Beni Temsil Etmiyor

İki Taraf da Beni Temsil Etmiyor

"Yeryüzünün bizim olduğuna inanmak hataydı; oysa gerçek, bizim yeryüzünden olduğumuzdur" Nicanor Parra

Hayata Marx'ın penceresinden bakıyorum. İşçi sınıfının iktidarını ve onun çıkarlarını politik olarak savunuyorum.

Benim yorumlarımda, "Neden bugün yaşanan süreçte yobaza / siyasi İslam'a karşı Cumhuriyetçiler ile birlikte olmuyorsun?" diye hayıflanmalar duyuyorum.

Bugünü yaratan ben değilim. Bugün yaşadığımız süreç, Kemalist ideolojinin ürünüdür. Benim yaratmadığım ve katkım olmayan bir süreçte taraf olmak ve buna beni zorlamak doğru gelmiyor. Bu çatışmadan kim başarılı olursa olsun, benim konumumda ve üzerimdeki baskıda değişen bir şey olmayacaktır.

Her iki tarafı da otoriter ve otokrat olarak görüyorum. Ben bu iki dünya görüşünün dışında, özgür bir gelecek tasavvur ediyorum. Bu nedenle Kemalistler ile siyasi İslam'ın çatışmasında taraf olmak gibi bir zorunluluğum yoktur.

Eğer Kemalizm gerçek laikliği oluşturmuş olsaydı, siyasi İslam denen yapılanma bugün iktidarda Kemalist ya da ulus-devlet kazanımlarıyla mücadele etmez, onun kurumlarını ve düzenini tersine çeviremezdi. Bugün iktidarın elini güçlendiren zemin, Kemalist olduğunu iddia eden siyasiler ve onların tercihleriyle oluşmuştur.

Onları iktidara getiren süreçte en önemli kırılmalardan biri de 12 Eylül Kemalist faşist darbesidir. O faşist darbenin nasıl oluştuğu ortadadır.

Siyasi İslam bugün yaşadığımız gerçeğin bir parçasıdır. Yönetemiyorlar, yürütemiyorlar, ekonomiyi dahi biçimlendiremediler. Onları, emperyalist devletlerin çıkarlarına ve dönemin koşullarına uygun olarak iktidara getirilmiş bir geçiş süreci olarak görmekteyim. Toplumun temelini değiştirmişler; üretici bir toplumdan tüketici bir topluma dönüştürmüşlerdir.

Yıllarca komünistleri, Alevileri ve Kürtleri düşman olarak gören Kemalist anlayış, bugün bu grupları yanına alarak siyasi İslam ile mücadele etmeyi savunuyor. Çaresizlik içinde yanlarına birilerini aramalarını anlıyorum. Ancak benim tercihim ne siyasi İslam ne de Kemalizmdir.

Alevilerin çoğunluğu Kemalist, seküler bir bakış açısına sahiptir. Ancak Aleviler, bugün dergâhsız, örgütsüz ve cemevsiz kalmalarının nedenlerinden birinin Kemalizm olduğunu; onun yarattığı Diyanet İşleri Başkanlığı ve sözde laiklik anlayışını gözden kaçırıyorlar.

Kısacası Aleviler, cellatlarının bıçağına kafalarını dayamış, siyasi İslam karşısında duruş sergiliyorlar. İki cellattan birini tercih etmeye zorlanmışlar ve seküler yaşamı, sözde de olsa laikliği seçmiş görünüyorlar. Çünkü siyasi İslam'ın Irak'ta, Suriye'de ve Afganistan'da neler yaptığı ortadadır. İran örneğini görenler de elbette çaresizlikten Kemalizm tarafında saflarını seçmiştir.

Ben kişi olarak demokrasi tarihini Meşrutiyet ile başlatırım. Bu, bugün de devam eden bir süreçtir. Kemalizmi başlangıç olarak kabul etmiyorum. Cumhuriyet bir zorunluluk olarak ortaya çıkmış ve henüz kuruluşunu tamamlamamış bir süreçtir.

Kemalizmi, homojen bir toplum yaratmaya çalışan; tek lider, tek vatan, tek dil, tek din ve tek mezhep, tek bakış açısı üzerine kurulmuş, yaratmış olduğu resmi tarihi değişmez ve doğru kabul eden bir düzen olarak görüyorum. Bu tekli yapıyı, tarihimize yapılmış bir hançer olarak algılıyorum.

Gerçekten özgürlük isteniyorsa, Kemalist devletin yok saydıkları ve düşman gördükleriyle barışmak; daha çağdaş bir toplum için çok kültürlü, çok dilli, çok inançlı ve laik yeni bir devletin oluşumunu savunmak gerektiğini düşünüyorum.

Her devlet, üzerine kurulduğu önceki devletin mirası ve ondan öğrendiği tecrübeler üzerine şekillenir. Modern bir deyimle, biz Kemalizm’i de Osmanlı’yı da deneyimledik. Şimdi ise daha farklı, insan onuruna yakışan, sınıfsız bir ülke kurma; düşünce kalıplarını ve alışkanlıkları yıkıp özgürce düşüneceğimiz, kendi özgürlük alanlarımızı yaratacağımız bir geleceğin nüvelerini oluşturma zamanıdır…

Hiç yorum yok: