Cennetin Bedeli: Kadın, Tarikat ve Yol
Tarikatların büyüklüğü, serveti, açtığı Kur’an kursları,
öğrenci yurtları, kontrol ettikleri camiler hep konuşulur. Peki, bu servet
nereden geliyor?
Tarikatlar servetlerini kadınlar üzerinden topluyor; çünkü
tarikat üyesi erkeklerin yakışıklı, bakımlı olmak gibi niyetleri yok. Tek tip
kıyafet içinde, bu dünyada bütçesine göre kadın, öteki dünyada ise sonsuz
kadın, huri ve bitmeyen seks hayaliyle tarikata varlığını, mirasını veriyor.
Çünkü tarikat sayesinde bir cemaatin içinde oluyor ve hepsi kendisi gibi
düşündüğü için cennete gidişini engelleyecek hiçbir şeyle karşılaşmıyor.
Kısaca, cennet için tarikata giriyorlar.
Peki, bu durumda kadınlar neden girer?
Sadece erkeğine biat ettiği için mi?
Cemaat ilişkisi onlara konforlu bir yaşam sunuyor. Gerçi
birçok özgürlük alanları yok; çünkü inançları, bu özgürlüklere ulaşmalarını
zaten yasaklıyor. Bu inanç içinde olan bir kadın için erkeğini mutlu etmek,
onun için saçını açmak, diğer erkeklerden saçını saklamak ve elini uzatmamak
birer ritüel olmanın ötesinde, inancın değişmez kuralları olarak görülüyor.
Sonuçta kadın da cennete gitmek ister.
Peki, sizde tarikat denilince neden hep Sünni inançtaki
tarikatlar gelir? Başka inanç ve mezheplerin tarikatı yok mu? Onların şatafatlı
yaşamı diğerlerinde yok mu? Tarikat şeyhi, dedesi, babası, papazı, hahamı
benzer şekilde yaşamıyor mu? Yönetici olanların bir ellerinin parada, bir
ellerinin kadınlarda olması tesadüfi mi? Din, insanlara benzer vaatlerde
bulunmuyor mu?
Sonuçta din, insanları öteki dünyaya bu dünyadan hazırlamak
değil midir? Bundan dolayı dinler, ölüm üzerine varlıklarını inşa etmezler mi?
Onlar için bu dünyada yaşamdan daha önemli bir şey vardır: öteki dünya ve vaat
edilen cennet.
Kadınlar dinde hep ikinci sınıf değil midir?
Sonuçta Tanrı cinsiyetsiz değil midir? Batı dillerinde
cinsiyet özellikle vurgulanır; bizim gibi dillerde cinsiyet ortada kalır. Ama
dinî anlatılarda Tanrı çoğu zaman eril bir dille tarif edilir. Sonuçta
Meryem'den bir erkek çocuk elde etmiştir...
Erkeğin kaburgasından kadın yaratılır; ilk kadın Lilith ise
hep itiraz eder. Ama o da artık şeytandır! O gelmesin diye maviye boyanır
çerçeveler; evlerde hâlâ yaşar bu gelenek.
Erkeklerin oluşturduğu toplumda feministler bir anlamda
Lilith'tir. İtiraz ederler.
Ama kadın hakları, dinin hâkim olduğu ülkelerde, seküler
yaşamın olmadığı coğrafyalarda ne durumdadır? Kadın köledir; kafes arkasında
yaşayan, tek başına erkeksiz sokağa çıkamayan ve erkek istediği için cinsel
ilişkiye giren, hiç tanımadığı yaşlı dedesiyle evlenip ona “kocam” diyen bir
düzendir.
Şimdi seküler yaşamı ve laikliği oturtmuş toplumlarda
kadınların hakları vardır. Orada da sorunlar devam eder; çünkü dinin toplum
içindeki egemenliği devam ettiği için kadın cinayetleri de dinî duyguları ağır
olan, laik ya da tarikat üyesi olup Tanrı korkusu taşıyanlar arasında
görülebilir.
Peki, neden “Tanrı korkusu” olarak tarif edilen şey, Tanrı
korkusundan daha çok cennete ya da vaat edilen yere gidememe korkusu olmasın?
Çünkü sonuçta yaratandan korkmak, babadan korkmak gibidir.
Babanın maddi gücü ve otoritesi hâkimken, o ayrıcalıktan yararlanamaktan korkan
bireyin babasına karşı duyduğu zorunlu saygı, zaman içinde korkuya da dönüşür.
Fakat babalar, otoritenin ve erkeğin temsilcisi olmasının ötesinde; istikrarlı,
düzenli yaşamın, ekonomik refahın ve konforlu hayatın da sembolüdür.
Bugün otobüse dahi binerken Allah'ın ismini zikredenlerin
korkusunun kaynağı nedir?
Sonuçta ölüm, inanan kişi için Tanrı ile buluşmaksa, ondan
korkmamak gerekmez mi? Onun kurallarını çiğnemediği sürece onun adını sürekli
anması neden gereklidir?
Ama tarikatlar ona öyle bir görev vermiş ki:
“Zikredeceksin.” Unutur belki diye kadınlar ellerinde sayaçlarla günde kaç defa
Allah'ın isimlerinden birini söylediğini kafasına not eder, sürekli mırıldanır.
Ya unutursa?
Çünkü kadının aklı erkeğe göre zayıftır!
Bundan dolayı kadınlara görevler verilir. Erkek çocuklar
daha özgürdür. Onların elinde hiç sayaç gördünüz mü?
Belki de mesele tam burada düğümleniyor: Bu dünyadaki
cinsellik ile öteki dünyadaki cennet vaadi, ölümle birbirine bağlanıyor. Erkek
için bu dünyada parasına göre kadın, öteki dünyada ise sonsuz kadın ve seks
hayali; kadın için ise itaat, aile, cemaat ve cennet umudu...
Tarikatın “yolu” da tam burada ortaya çıkıyor.
İnsan cennet için bu dünyada neyi vermeye razı?
Parasını mı, mirasını mı, özgürlüğünü mü, bedenini mi,
iradesini mi?
Ve bu bedeli en çok kim ödüyor?
Cennetin bedeli nedir? Kadın, tarikat ve yol dediğimiz şey
aslında neyin karşılığıdır?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder