Hiç değişmedi, hep aynı kaldı...
“Bir köşede mırmır edenler gördüm,
Görüp yanlarına sokuldum;
Diyorlar ki: ‘Elli, yetmiş...’
‘Nedir?’ dedim.
‘Bir cuma günü zengin gelir, elli, yetmiş para verir.’ dendi.”
Şair Eşref
Aradan onca yıl geçti; düzen değişti, isimler değişti,
araçlar değişti, söylemler değişti ama görünen o ki hikâye hiç değişmedi.
Almanya'da sigortayı dolandıran, zengin yaşamını ve
göremediği bir hayatı aldığı lüks araçlarla yollara döken bir kadın ve bir
erkek tutuklanmış. İslam vurgusu, İslami kurallara göre —ki sonradan uydurulmuş
bir türban hâli mevcut; gerçekte bu örtünün 1980 öncesinde yoktur— kıyafet
giyen bir kadının teşhiri üzerinden medyada manşet manşet dolaşıyor.
Türkiye'de ise iktidarda olan siyasi İslami bir partinin
vekili, parti üst yönetiminde yer alan ve aynı Almanya'daki gibi giyinen,
siyasi İslam temsilcisi olduğunu üzerinde taşıdığı kıyafetle ortaya koyan bir
kadının medyada manşetlerde yer alması tesadüfi mi?
Elbette değil!
Siyasi İslam imajını kullanarak soygun düzeni devam ediyor.
Bu düzen öyle basitçe geçiştirilecek bir şey değildir.
Medyaya reklam vererek “ev, araba veren bankayız ama biz
İslami bankayız” vurgusu yapan katılım bankalarının ve şirketlerinin vurgunu
henüz ortalığa serilmedi. Onların borsa içindeki çalışmaları, faiz ile para
işlettikleri, o evleri ve arabaları ne karşılığında verdikleri ortaya serilince,
İslam'ın meşhur şu “adaletli ekonomi düzeni” gerçek anlamda ortaya serilmeyecek
mi?
“Huzur İslam'da” vurgusunun, huzur yok olunca propaganda
dilinden sönümlenmesi gibi, elbette serilecek.
Zaten çoktan siyasi İslam, “siyasi olarak” iflas etmiş bir düzendir.
IŞİD, El Kaide, HTŞ ve Suriye devlet başkanlığına giden
siyasi İslam; sorunlara çözüm bulamadığı için Amerikan emperyalistlerinden
yardım beklemektedir. Onlardan aldıkları meşruiyet de ortadadır.
Siyasi İslam'ın yaratmış olduğu tek tip kıyafet, kendi
içinde çeşitlilik göstermesiyle bu imajı ortadan kaldırmamaktadır. Kadına araba
kullanımına izin verilmesi, iş yeri açması, çalışma hayatının içinde olması
tamamıyla reklamdan ve vitrin düzenlemekten başka bir şey değildir. Şeriat
hükümleri içinde kadının yeri bellidir.
Kadının iş kadını olarak görünmesi, yalnızca gelen müşteriye
sunulmuş bir imajdır.
Dini görüşü ve duruşu ortada olanları müşterilerini kapıda
karşılayıp, arkasından parasını cebinden alan, hortumlayan bir düzen kurmuşlar.
Onlar, gerek borsadan gerek kurdukları şirketlerden hem
devleti hem de müşterisini dolandırıp yolsuzluk yapmasının dinde yeri aranırsa,
mutlaka tozlanmış sayfalar arasında bulunur. Ama kimden referans alınırsa
alınsın, hırsızlık hırsızlıktır.
Yapılan her yolsuzluk, bir çocuğun geleceğinin
çalınmasıdır...
Her hırsız, başkasının hayalini çalmaktır; geleceğini,
başkalarının çocuklarının geleceğini karartmaktan başka bir şey değildir.
Siyasi İslam, önce para, sonra iman demiş; her olanağı kendi
lehine çevirip çocuklarının geleceğini garanti altına alıyormuş. Elbette
birileri çocuklarının geleceğini garanti altına alırken, diğerlerinin, yani
çoğunluğun, çocuklarının haklarını çalmış oluyor. Biri zengin oluyorsa, mutlaka
biri fakirleşmiş olur.
Siyasi İslam çoktan bitmiştir. Ama devlet erkini elinde
bulundurduğu sürece, hortumları cebimizden çıkmayacaktır.
Siyasi İslam ile yüzleşilemeyen toplumlarda, buna benzer
hikâyeler hep var olmaya ve yaşamaya devam edecektir.
Hiç değişmedi.
Hep aynı kaldı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder