28 Eylül 2026 Pazartesi

Hiç değişmedi, hep aynı kaldı...

Hiç değişmedi, hep aynı kaldı...

“Bir köşede mırmır edenler gördüm,
Görüp yanlarına sokuldum;
Diyorlar ki: ‘Elli, yetmiş...’
‘Nedir?’ dedim.
‘Bir cuma günü zengin gelir, elli, yetmiş para verir.’ dendi.”

Şair Eşref

Aradan onca yıl geçti; düzen değişti, isimler değişti, araçlar değişti, söylemler değişti ama görünen o ki hikâye hiç değişmedi.

Almanya'da sigortayı dolandıran, zengin yaşamını ve göremediği bir hayatı aldığı lüks araçlarla yollara döken bir kadın ve bir erkek tutuklanmış. İslam vurgusu, İslami kurallara göre —ki sonradan uydurulmuş bir türban hâli mevcut; gerçekte bu örtünün 1980 öncesinde yoktur— kıyafet giyen bir kadının teşhiri üzerinden medyada manşet manşet dolaşıyor.

Türkiye'de ise iktidarda olan siyasi İslami bir partinin vekili, parti üst yönetiminde yer alan ve aynı Almanya'daki gibi giyinen, siyasi İslam temsilcisi olduğunu üzerinde taşıdığı kıyafetle ortaya koyan bir kadının medyada manşetlerde yer alması tesadüfi mi?

Elbette değil!

Siyasi İslam imajını kullanarak soygun düzeni devam ediyor.

Bu düzen öyle basitçe geçiştirilecek bir şey değildir.

Medyaya reklam vererek “ev, araba veren bankayız ama biz İslami bankayız” vurgusu yapan katılım bankalarının ve şirketlerinin vurgunu henüz ortalığa serilmedi. Onların borsa içindeki çalışmaları, faiz ile para işlettikleri, o evleri ve arabaları ne karşılığında verdikleri ortaya serilince, İslam'ın meşhur şu “adaletli ekonomi düzeni” gerçek anlamda ortaya serilmeyecek mi?

“Huzur İslam'da” vurgusunun, huzur yok olunca propaganda dilinden sönümlenmesi gibi, elbette serilecek.

Zaten çoktan siyasi İslam, “siyasi olarak” iflas etmiş bir düzendir.

IŞİD, El Kaide, HTŞ ve Suriye devlet başkanlığına giden siyasi İslam; sorunlara çözüm bulamadığı için Amerikan emperyalistlerinden yardım beklemektedir. Onlardan aldıkları meşruiyet de ortadadır.

Siyasi İslam'ın yaratmış olduğu tek tip kıyafet, kendi içinde çeşitlilik göstermesiyle bu imajı ortadan kaldırmamaktadır. Kadına araba kullanımına izin verilmesi, iş yeri açması, çalışma hayatının içinde olması tamamıyla reklamdan ve vitrin düzenlemekten başka bir şey değildir. Şeriat hükümleri içinde kadının yeri bellidir.

Kadının iş kadını olarak görünmesi, yalnızca gelen müşteriye sunulmuş bir imajdır.

Dini görüşü ve duruşu ortada olanları müşterilerini kapıda karşılayıp, arkasından parasını cebinden alan, hortumlayan bir düzen kurmuşlar.

Onlar, gerek borsadan gerek kurdukları şirketlerden hem devleti hem de müşterisini dolandırıp yolsuzluk yapmasının dinde yeri aranırsa, mutlaka tozlanmış sayfalar arasında bulunur. Ama kimden referans alınırsa alınsın, hırsızlık hırsızlıktır.

Yapılan her yolsuzluk, bir çocuğun geleceğinin çalınmasıdır...

Her hırsız, başkasının hayalini çalmaktır; geleceğini, başkalarının çocuklarının geleceğini karartmaktan başka bir şey değildir.

Siyasi İslam, önce para, sonra iman demiş; her olanağı kendi lehine çevirip çocuklarının geleceğini garanti altına alıyormuş. Elbette birileri çocuklarının geleceğini garanti altına alırken, diğerlerinin, yani çoğunluğun, çocuklarının haklarını çalmış oluyor. Biri zengin oluyorsa, mutlaka biri fakirleşmiş olur.

Siyasi İslam çoktan bitmiştir. Ama devlet erkini elinde bulundurduğu sürece, hortumları cebimizden çıkmayacaktır.

Siyasi İslam ile yüzleşilemeyen toplumlarda, buna benzer hikâyeler hep var olmaya ve yaşamaya devam edecektir.

Hiç değişmedi.

Hep aynı kaldı.

 

Hiç yorum yok: