Kemikler sızlarken…
Günlerden 12 Eylül. Birçok solcu arkadaşımın kemikleri
sızlayacak, birçok arkadaş da aramızda olmayan devrimcileri anacak... Bir
bölümü mezarlıklara gidecek, solmuş çiçeklerin yerine yeni çiçekler ekecek.
12 Eylül solu muhatap aldı, ezdi...
Sol, ezene karşı siyasi direnişten daha çok bireysel
direnişi öne çıkardı. Toplu davalarda, örgüt suçlaması ile açılan davalara
bakın; analizlerin, siyasi savunma boyutundan daha çok var olanı korumak, daha
fazla idam vermemek üzerine olduğunu görürsünüz... “Nasıl olsa bugünler
geçecek, dışarıda biz 12 Mart sonrası gibi bir ortam bulur, yeni yol açar ve
mücadeleye devam ederiz” anlayışı hâkimdi.
Geçmiş darbelerde yaşananlar bu anlayışın oluşmasını sağlamıştır. Çünkü
önderlik kadrosunu ezen darbeciler, solun önünü hepten kapatmamış, onlara yaşam
alanı bırakmıştı. Cezaevlerinden çıkanlar, “nerede kalmıştık” der gibi yeni
örgütlenmelerin önünü açacak toplantılar yapmış, o toplantılar sonrasında
dergiler çıkararak yeni açılan yoldan mücadelelerine devam etmiştir.
27 Mayıs ve 12 Mart darbelerinden daha ağır, daha hesaplı,
daha köklü bir değişimin; yani ulus devletinden çıkıp liberal ekonomi ile küreselleşmenin
ortaya çıkardığı bir ulus devleti yıkıntısı bırakacağını kimse öngörmemiştir...
Belki sonuç görülebilmiş olsaydı, belki siyasi savunma öne çıkartılarak 12
Eylül rejimi, savunmalar ile o zamandan mahkûm edilirdi.
12 Eylül, bir anlamda sağı da solu da cezaevinde ve dışında
kaynaştırma modeli izlemiş, ona göre medyayı çok iyi yönlendirmiştir. Kısaca 12
Eylül, geçmişi silmiş, yeni bir geçmiş yaratmıştır...
12 Eylül, ulus devletinin kalıntılarını, birikimlerini yok
ederek geriye büyük bir yıkım alanı bırakmıştır... Aynı zamanda ılımlı İslam'ın
iktidar yolunu açarak bugünlerin temellerini atmıştır.
Bugün dahi 12 Eylül devam etmektedir. Gücü elinde
bulunduranlar açısından yöntemler benzerdir; kapalı kapılar arkasında olanlar,
şimdi daha açık ve ortada yapılmaktadır...
Uzun yıllardır 12 Eylül'ü; bir sızlanma günü, “İyi dayak
yedik ama biz daha iyi direndik” söylemi düzeyinde, işkence ve yasaklanan
diller, evladı ile konuşamayan anneler, yakılan kitaplar, görevden alınan
siyasiler, kapatılan partiler, dernekler, yayınlar, panzer altına bırakılan
solu konuştuk...
Bugünlerde 12 Eylül'ün öyle gizli saklı gelmediğini artık
hepimizin bildiğini söylüyoruz.
Olaylar olurken, yaşarken geldiğini bildiğini söyleyenlerin
siyasi tercihleri, sol içi çatışmalar ile solun örgütlü yapısının neden halkın
desteğinden uzaklaştırıldıklarının özeleştirisini yapmıyorlar?
Gelen belli, direniş hattı kurmak yerine sol içi çatışma
körüklemiş!
Kısaca, 12 Eylül'ü her boyutu ile konuşmak yerine işine
gelinen, destanlaşan anların konuşulması; sorunun ve yaşananların üstünü
kapatıyor. Kemikler sızlamaya devam ediyor...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder