11 Eylül 2026 Cuma

Kemikler sızlarken…

Kemikler sızlarken…

Günlerden 12 Eylül. Birçok solcu arkadaşımın kemikleri sızlayacak, birçok arkadaş da aramızda olmayan devrimcileri anacak... Bir bölümü mezarlıklara gidecek, solmuş çiçeklerin yerine yeni çiçekler ekecek.

12 Eylül solu muhatap aldı, ezdi...

Sol, ezene karşı siyasi direnişten daha çok bireysel direnişi öne çıkardı. Toplu davalarda, örgüt suçlaması ile açılan davalara bakın; analizlerin, siyasi savunma boyutundan daha çok var olanı korumak, daha fazla idam vermemek üzerine olduğunu görürsünüz... “Nasıl olsa bugünler geçecek, dışarıda biz 12 Mart sonrası gibi bir ortam bulur, yeni yol açar ve mücadeleye devam ederiz” anlayışı hâkimdi.

Geçmiş darbelerde yaşananlar bu anlayışın oluşmasını sağlamıştır. Çünkü önderlik kadrosunu ezen darbeciler, solun önünü hepten kapatmamış, onlara yaşam alanı bırakmıştı. Cezaevlerinden çıkanlar, “nerede kalmıştık” der gibi yeni örgütlenmelerin önünü açacak toplantılar yapmış, o toplantılar sonrasında dergiler çıkararak yeni açılan yoldan mücadelelerine devam etmiştir.

27 Mayıs ve 12 Mart darbelerinden daha ağır, daha hesaplı, daha köklü bir değişimin; yani ulus devletinden çıkıp liberal ekonomi ile küreselleşmenin ortaya çıkardığı bir ulus devleti yıkıntısı bırakacağını kimse öngörmemiştir... Belki sonuç görülebilmiş olsaydı, belki siyasi savunma öne çıkartılarak 12 Eylül rejimi, savunmalar ile o zamandan mahkûm edilirdi.

12 Eylül, bir anlamda sağı da solu da cezaevinde ve dışında kaynaştırma modeli izlemiş, ona göre medyayı çok iyi yönlendirmiştir. Kısaca 12 Eylül, geçmişi silmiş, yeni bir geçmiş yaratmıştır...

12 Eylül, ulus devletinin kalıntılarını, birikimlerini yok ederek geriye büyük bir yıkım alanı bırakmıştır... Aynı zamanda ılımlı İslam'ın iktidar yolunu açarak bugünlerin temellerini atmıştır.

Bugün dahi 12 Eylül devam etmektedir. Gücü elinde bulunduranlar açısından yöntemler benzerdir; kapalı kapılar arkasında olanlar, şimdi daha açık ve ortada yapılmaktadır...

Uzun yıllardır 12 Eylül'ü; bir sızlanma günü, “İyi dayak yedik ama biz daha iyi direndik” söylemi düzeyinde, işkence ve yasaklanan diller, evladı ile konuşamayan anneler, yakılan kitaplar, görevden alınan siyasiler, kapatılan partiler, dernekler, yayınlar, panzer altına bırakılan solu konuştuk...

Bugünlerde 12 Eylül'ün öyle gizli saklı gelmediğini artık hepimizin bildiğini söylüyoruz.

Olaylar olurken, yaşarken geldiğini bildiğini söyleyenlerin siyasi tercihleri, sol içi çatışmalar ile solun örgütlü yapısının neden halkın desteğinden uzaklaştırıldıklarının özeleştirisini yapmıyorlar?

Gelen belli, direniş hattı kurmak yerine sol içi çatışma körüklemiş!

Kısaca, 12 Eylül'ü her boyutu ile konuşmak yerine işine gelinen, destanlaşan anların konuşulması; sorunun ve yaşananların üstünü kapatıyor. Kemikler sızlamaya devam ediyor...

 

Hiç yorum yok: