Sarı Saçlı Adamın Evcilleştirilmiş Şairi
Nazım Hikmet sergisi açılmış İzmir'de...
Sermaye, Nazım'ı kucaklayarak onun komünist geçmişini silip
âşık, sevgileri için şiir yazan romantik bir insana dönüştürüyor. Sermaye
birine sahip çıkıyorsa onun geçmişini, düşüncesini, yaşamını yeniden yaratıp
onu bir metaya dönüştürür. Güzel sunumları, yeniden biçimlendirilen hayat
öyküsüyle Nazım, sistem içinde, sistemin, sarı saçlı adamın bir neferine
dönüşür. Kavga ettiği sistem, şimdi onu kendi diliyle anlatıyor; kendi
hikâyesinin içinden onu yeniden kuruyor. Onu içeride tutan, ona işkence
yapanlar bu yeni biçimin altında görünmez...
Ne zaman bir solcuya sermaye sahip çıksa, onu
metalaştırdığına şahitlik ederim; içini boşaltır, alınıp satılan bir kartpostal
hâline getirir. Sonunda, postal içinde ayakta duranların işkence yaptığı görünmez
hâle gelir; postalların kimleri ezdiği, neden ezdiği unutulur. Düşüncesinden,
yazdığı yazılardan dolayı içeride kalan, işkenceye maruz kalan insanları
romantikleştirip onun gerçekliğini ortadan kaldırırlar.
Kartpostala dönüşen şair, sermaye ve onun üzerinden para
kazananlar için postal sevici, postal sahiplerine emir veren lideri seven biri
oluverir. Aslında o postallar onu çok ezmiştir. O postallar yüzünden kaçmıştır
memleketinden; unutulur...
Sermaye içinde çalışan eski solcular, artık vazgeçin
solcuların, devrimcilerin içini boşaltmaktan. Siz yapacak başka iş
bulamıyorsunuz, biliyorum ama bırakın şairi komünist hâliyle; biraz ona saygı
duyun...
Eski solcular en çok sola zarar vermeye devam ediyor. Çünkü
sermayenin Nazım'ı dönüştürmesine içeriden itiraz etmesi gerekenler, çoğu zaman
bu dönüşümün parçası hâline geliyor. Sermaye sahibi olan eski solcular, onların
yanında çalışan solcular ve dışarıdan onlardan para beklentisi olan solcular da
yapılan işlere alkış tutmaktan başka bir şey yapmıyorlar.
Solu bu kadar ayakaltına alıp ezmeyin. Zaten postallar
gerektiği kadar ezmiş, nefes almakta zorlanmış...
Nazım Hikmet'i ezenler, bugün yaşadığımız rejimi kuran
babalardır.
Dün Nazım'ı susturan anlayış ile bugün onu zararsız bir
şaire dönüştüren anlayış birbirinden bütünüyle kopuk değildir.
Bugün yaşadığımız tüm sorunların gerçek sorumluları, Nazım
Hikmet'i ezip yurt dışında sürgünde yaşamaya zorlayanlardır. Nazım Hikmet'i
cezaevinde çürütenler, bugün sermayenin gerçek koruyuculuğuna devam ediyorlar.
Her yapılan etkinlik, hiç yoktan iyidir, diyebilirsiniz. Elbette
bir şairin yeniden hatırlanması, eserlerinin insanlarla buluşması değerlidir.
Ama mesele, onu nasıl hatırladığınızdır. Nazım Hikmet bu sistemle kavga etti,
tıpkı Sabahattin Ali gibi. Biri ülke sınırları içinde faili meçhul bir cinayete
kurban edildi; hepimiz aslında onun katilinin kim olduğunu biliyoruz. Nazım
Hikmet sürgünde öldü.
Nazım Hikmet'in ailesinin önemli bir bölümü solcu değildir;
sistemle uyumlu, devlet ve düzenle ilişkileri güçlü, köklü bir ailedir. Nazım
Hikmet onların içinde, bir anlamda, ayrık otu gibidir. Kendi tercihini açık ve
net olarak ortaya koymuş, her türlü baskıyı göze almış, inandığı yoldan
dönmemiş gerçek bir komünist şairdir.
Sadece şair demek haksızlık olur. Yazardır, tiyatro
yazarıdır, sinema senaryoları yazmış ve sinema alanında çalışmıştır. Çok yönlü
üreten bir sanatçıdır.
Nazım'ı sadece aşklarıyla anmak, onun aşk şiirleriyle
tanımlamaya çalışmak, ona yapılacak en büyük kötülüktür.
Onu evcilleştirmek, yalnızca geçmişini değiştirmek değil;
bugün hâlâ bize söyleyeceklerini susturmaktır.
Nazım Hikmet bugün de sansüre karşı savaşıyor, tabuları
kırmaya devam ediyor...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder