29 Ekim 2008 Çarşamba

Alevler sokakları sararken…

Alevler sokakları sararken…

Fransa’daydı, alevlerin sokakları aydınlattığı gecenin içinde birkaç arkadaşı ile köşeden gelecek güvenlik kuvvetlerini kolluyordu. Karanlığı ortadan kaldırmıştı alevler. Sokaklar eskisine göre daha güvensizdi. Yabancılara yapılan ayrımcılık protesto ediliyordu. Ölen Afrikalılar bir neden olmuştu banliyölerde. Aslında geçmişin birikimi patlıyordu. Banliyölerde yaşanan ayrımcılığa karşı bir ortak sesti yangınlar.

Başkentte yaşıyordu, aynı zamanda çok uzaktı. Yabancılar bir aradaydı, o yüzden sokakta konuşulan dil sertti, Fransızcanın o kıvraklığı yoktu. Fransızca bazıları için romantik bir dildir, fakat barikatta kavganın dili oluveriyordu. Yoktu orada romantizm, alev ve geçmişin birikimin patlaması vardı.

Sokaklar hep barikat olacak gibi duruyordu, bir gün normal yaşam akarken, ertesi gün barikatlar kurulmuş, yeni cumhuriyetin ilanını duyurur olabilirdi Paris sokakları. Paris, kavganın şehriydi. Kaçıncı cumhuriyet kuruldu, kaçıncı yıkıldı, sayan var mıydı? Paris devrimlerin ilk kıvılcımın atıldığı şehir olma özelliğini koruyordu. Büyük değişim ve zamanın hızlı akması orada kurulan bir barikat ile başladığını kaç insan düşünüyordur şimdi?

Alevler sokakları aydınlatıyordu. Sokaklar kavganın sesini taşıyordu dünyaya. Paris eskisine göre daha bir güvensiz olmuştu, yeni cumhuriyetin ilanı her an duyulabilirdi!

Barikatlar Paris’te kurulur, dünyadaki en ücra sakağa kadar yayılır diye düşündü. Geçmişin haksızlıklarına karşı yabancı gençlerin isyanı olarak yansıdı tüm dünyaya! Paris geceleri alevlerin altındaydı, yabancı gençler barikatlarda haksızlığa karşı geçmişin mirasını taşıyorlardı. Paris’in her sokağı her an barikat kurulacak gibi duruyordu. Devrim, Paris’den başlayacaktı!

Yıllar sonra o günleri düşündü, Kadıköy’deki iskelede dururken. Karşıda İstanbul süliyetinin ışıkları boğaza vurmuştu. İstanbul sokakları alevler altında kaldığında Paris’deki günleri aklına geldi. O günler haksızlığa karşı bir kitlesel patlamayı yaşamıştı. O Paris’teki yangınlarda yakalanıp yurt dışı edildiğinde, ülkesinde de yangınları yaşayacağını düşünmemişti.

Paris alevleri atlattığında yeni cumhuriyet kurulmamıştı, fakat oradaki haksızlığı dünyaya duyurmuşlardı. Her eylem kendi içinde meşrudur, fakat yansımalarını iyi izlemek gereklidir. Paris halkı yabancı gençlere düşman olmamıştı, aksine bir sempati doğurmuştu. Demiryolcuların eylemine, eylem yapan gençler destek vermişti, orada dayanışma örnekleri yaşanmıştı.

Paris olayları; polis, iki Afrikalıyı kovalarken, gençlerin ölmesi üzerine başlar. Kovalayan kovalanan olur. Alev tüm Paris’i, Fransa’yı kuşatır. o günlerde alevi 68’in yeni doğumu olarak görenlerde olur.

Yıllar sonra bunları düşünürken Kadıköy rıhtımında balık kokusunun çekiciliğinde bir sigara yakar. Yüzünü aydınlatır bir an kibritin ateşi ve sigara tutuşur. Karanlığı bir alev delmiştir!

Paris alevler altında kaldığında bir toplumsal olayın yansımasıdır. Kadıköy’de yanan arabanın alevi her ne kadar bir birikimin patlaması olsa da nitelik olarak ayrılmaktadır, çünkü orada bir Afrikalı vardır, o Afrikalı tüm göçmenleri temsil eder. Toplumsal direniş tüm ülke sokaklarını kapladığında göçmenlerin isyanını yansıtır. Burada bir başka şey vardır, işkencede ölen bir genç vardır, o gencin ölümü üzerine yapılmış bir isyan değildir, işkence yapıldığını söylenen bir söz üzerine onur meselesi yapılmıştır. Ölen genç yoktur isyanda, bir ayrımcılık vardır. Protesto tüm ülke saffına yayılmıştır, bir büyük birikimin patlamasıdır. Doğrudur ama geneli kucaklamaz, bir kesimi alır içine. Paris gibi değildir, burada farklı bir şey vardır.
İşkencede ölen biri vardır, hem de hiçbir suç tespit edilmeden ölen bir genç. İşkence yaptığı tespit edilenler ise suçsuz ilan edilmiştir. İşkence söylentisi bile bir halkı sokaklara dökerken, neden ölen genç için sokaklar boştur?

İşkenceye karşıysak eğer, ayrımsız karşı olunmalıdır! İşkence insanlık suçu ise, işkence yapanlar ayrımsız cezalandırılmalıdır, suçluları saklayanlar suçludur. İşkence yapanlara görevlerinde her hangi kusur görmeyenler de suçludur.

“Acaba, bu sokaklara dökülmeler başka şeyleri saklıyor mu?” diye kendi kendine konuştuğunu hissettiğinde etrafa tedirgin bir şekilde göz attı. Çünkü işkenceye karşı yapılan bu yürüyüş bir şekilde bir ayırımı içinde barındırıyordu, eğer ayrımsız bir eylem olmuş olsaydı ‘tamam’ derdi de, bu durumdan kimlerin kazançlı çıktığı konusunda kafasında sorular barındırıyordu!

Ülkemiz dünyada yaşanan ekonomik tusunamiden etkilenmeden geçme imkanı yok, bu eylemler bu etkinin üzerine örtülen bir örtü müdür? Toplumsal tepkilerin bir anlamda yok edilmesi midir? Toplumsal tepki verenlerin parçalanmasını getirdi mi bu eylemler? Toplum içinde olan ayrımcılık tohumların ve ötekileştirmeye karşı körükle gitmek midir?

Kadıköy sahilleri içinde soruları denize bıraktı, sigaranın ateşinde sönmüştü. Gecenin soğu altında karanlığa karışıp gitti.

22 Ekim 2008 Çarşamba

Kuş intihar etti, kediler bayram etti!

Kuş intihar etti, kediler bayram etti!

İstanbul’dan Köln’e doğru uçak ile 10 bin metre yukarıdan giderken aklıma neler gelmedi ki? Yukarıdan yerküreye bakarken, aşağıda yaşanan kavgaların hiçbir önemi olmadığını düşündüm. Aşağıda ne insan görüyordum ne de başka bir şey. Bulutlar ve yer küre. Yer kürede ara sıra gördüğüm ev toplulukları ve büyük binalar. İnsan eli ile şekil verilmiş tarlalar ve bir askeri disiplin içindeki toprak!

Yerkürenin üstünde uçarken, aşağıda yaşananların ne kadar önemsiz olduğunu hissediyordum, içinde yaşarken dünyanın merkezi biz olduğumuzu düşünürdüm. Yaşarken, yaşadığım acıyı bütün dünya görüyor ve hissediyor diye içimden geçirdiğim günler az olmamıştır. Sevincime tüm dünya ortaktır! O yüzden ülkemizde çocuk bayramı evrensel olarak kutlanması doğaldır! Cumhuriyet kutlamaları neden evrensel kutlanmaz?

Yerkürenin üzerinde seyahat ederken, her hangi bir yerde işkence sonrası ve sırasında hayatını kaybedenler insanın aklına hiç gelmez ama yer kürenin üstünde dahi işkence yapıldığını geçmişteki olaylardan biliriz! CIA uçakları havaalanlarını kullanarak evrensel işkence yaptığını insanlık unutur mu? İşkence sınır tanımadı ama barış hep sınırlara hapis oldu!

Bütün dünya insanları bir krizin etkisi ile daha da fakirleşirken, dünya nüfusunun sadece %3’ünün durumunda değişiklik olmadığını düşünemez bile yaşayan büyük çoğunluk. Hatta bu krizde kaybettiklerini kat be katını devlet eli ile % 97’inin cebinden alınıp onların kasasına konduğunu göremeyiz bile! İşini kaybetmemek için her türlü özveriye sahiptir % 97!

İmgeler ve imajlar ne kadar güçlü olduğunu ülkemde yanan otomobillerin gecenin karanlığına bıraktığı izden izleyebiliyorum! Bir kişiyi temsil olarak görenler, o kişi üzerine yapıldığı kabul görülen en ufak olumsuzlukta yollara dökülmekte, araçları yakabilmektedir. Yıllardır kendilerine uygulanan daha kötü koşullara ise ses çıkarmadıklarını hiç düşünmezler! O kişiyi kendi onurları olarak görürler ve hiç tanımadıkları kişilerin araçlarını yakabilirler! O araçları alanların hayalleri ve emekleri bir ateş içinde söndüğünü düşünmezler bile! Aracı yakan kişiye değil, aracı yakan koşullara hiç değil, etnik kökene düşman olur aracı yanan! Düşmanlık tohumları imgeler aracılığı ile daha kolay olmaktadır! Barış neden hala kendisine ait sembolünü değiştirmedi?

İstanbul’daki evimde otururken bir kuş geldi ve oturduğum odanın camına çarptı ve öldü! Çarptığı anı duyduğum tok sesi ile oraya baktığımda gördüm, cansız vücudu aşağıya doğru düşüyordu! Çarpmanın etkisi ile tüyler havadaydı. Kuş bana göre intihar etti, başkasına göre ise kuşlar intihar eder mi? Her canlı bir an hayattan kopmak isteyebilir, neden istemesin? O kadar değişim karşısında ayakta duramayanlar kendilerini yok etme özgürlüğü hep vardır. Balinalar kendilerini plajlara atarken, bu tepkilerini bütün insanlığa göstermediler mi? İnsanların dışında da diğer canlılar intihar edebilirler!

Cama vuran kuşun gözleri camı görmediğini ileri süreceksiniz şimdi, evet biliyorum, onlar camı göremez! Fakat camın önünde koskocaman bir çam ağacı var ise, orada camı görmek değil, ağacın yansımasını görebilir! Ağaca konmak istedi belki diyeceğim ama o kadar şiddetli bir şekilde ağaca doğru uçmaz! Bana göre kuş intihar etti, kediler bayram etti!

Kuş aşağıya doğru düşerken izledim, artık ölü olduğu her halinden belliydi. Yere düştü cansız bedeni, çevredeki kediler de benim gibi onun düşüşünü izledi. Kuş yerde yatarken kediler hala onu izlemeye devam etti. Bu doğa olayına şahit olmamak için içeriye girdim ve yazımı yazmaya devam ettim! Kedilerin çığlıkları kulaklarıma doğru geliyordu.

Yerkürenin üzerinde uçarken günlük yaşadıklarımızın ne kadar önemsiz olduğunu, aşağıda yaşayan insanların ise hiç önemi olmadıklarını düşündüm. Kim patron, kim bürokrat, kim güvenlik görevlisi… hiç birinin önemi yoktu, yukarıdan insan gözükmüyordu, sadece yaptıkları gökyüzüne yansıyordu!

Kuş intihar etti, kediler bayram yaptı!

19 Ekim 2008 Pazar

BM Geçici üyeliği kutlu olsun!

BM Geçici üyeliği kutlu olsun!

Türkiye, Batı Avrupa bölgesinden aday olduğu 2009-2010 BM Güvenlik Konseyi (BMGK) geçici üyeliği seçimlerinde, Batı Avrupa grubunda 1. turda üçte iki çoğunluğu alarak 151 oyla BMGK'nin üyesi oldu. Bu seçime Batı Avrupa grubunda kaç ülke katılmıştı?

Bizim dışımızda Avusturya ve İzlanda!

Bu iki ülkeden biri elendi, elenen ülke başbakanın dediği gibi önemsiz mi? Eğer seçilen güven duyulan ve önemsenen ülke ise, kaybeden aynı derecede önemesiz olmuyor mu?

Cumhurbaşkanı; ''Bu netice esasen, Cumhuriyet diplomasisinin her vatandaşımızın iftihar etmesi gereken mühim bir başarısıdır'' demiş, peki kaybeden İzlanda için durum nedir?

BM Güvenlik Konseyinde 1951-1952, 1954-1955 dönemlerinde ve son olarak da 1961 yılında Polonya ile paylaştığı bir yıllık yarı dönemde yer alan Türkiye, 47 yıldır konseyde temsil edilmiyordu. Bu seçim ile birlikte geçici olarak temsil edilme hakkını aldı.

Bizim açımızdan politikacıların söylevi ile büyük başarı ama dünyada BM adına yapılan tüm suçlara ortak olma anlamına gelmiyor mu? Çünkü hangi ülkenin işgal edileceği, hangi ülkeye ceza verileceği işte bu konsey tarafından karar veriliyor!

Önümüzde bir İran sorunu durmaktadır, ABD için çıkarlarına uymayan bu ülkenin cezalandırılması sorunu ve çözüm yolu ortada durmaktadır. ABD merkezli bir dünyaya bakış içinde İran ise kendi savunmasını güçlendirmek için çaba sarf etmektedir. Türkiye bu iki ülke arasında durmaktadır, çünkü hem ticari hem de köklü bir tarih geçmişi ile İran Türkiye’ye daha yakın dururken, Türkiye’nin siyasi tercihleri açısından ABD ile daha yakındır.

İran’a yapılacak herhangi bir hava harekatı ile bölgesel bir tusunami dalgasının olacağını söylemek abartı olmasa gerek! Bu dalganın tarihi sorumluluğu ise BM Güvenlik konseyinin olacaktır. Bu konseyde üye olan (geçici de olsa) her ülke bu dalgadan sorumlu olacaktır. BM güvenlik konseyinde seçilmemizi ben sevinerek kutlayamıyorum, çünkü bu yeni dünya düzeninde suç ortağı olacağımızı düşünmekteyim. Büyük Ortadoğu Projesinde rolünü iyi oynayan ülkemize yeni bir rol verilmiştir ve o rolü oynayacaktır.

11 Ekim 2008 Cumartesi

Otobüste cep telefonu ile konuşmak yasak!

Otobüste cep telefonu ile konuşmak yasak!

Otobüsler son günlerde dolup taşıyor, konserve tazeliğinde yolculuğa devam ediyoruz. Otobüslerdeki doluluk oranı ile ceplerdeki boşalma arasında bir oran var mıdır?

Otobüslerde cep telefonu genelde yasaktır, çünkü bilgisayar sistemlerini kilitliyormuş. Hatta geçenlerde bir otobüs kilitlenme sonucu yaya çarptı ve yaya öldü, şimdi o yaya hangi mezarlıkta yatıyordur, elbette şanslı ise, çünkü mezarlıklarda yer olmadığı için mezar mafyası tarafından dolu alanlar boşaltılıp yeniden satıldığına dair duyumlar alır oldum! (Mezar fiyatları hakkında bilgisi olmayanlar bu cümleden bir şey anlayacağını sanmam.)

Otobüslerin sistemleri kilitlenmesi sonucu direksiyon hakimiyetini kaybeden şoför olacaklara seyirci kalmak zorundadır, çünkü şoförün elinden direksiyonu teknoloji almış durumdadır. Teknoloji insan yaşamını kolaylaştırırken en pratik olarak gözlemleyeceğiniz alan otobüslerdir, çünkü aynı teknoloji kullananı teslim almaktadır. Şoför göz göre göre gidip direğe çarpan ya da uçurumdan aşağıya doğru uçan otobüse komuta etmeye çalışır durumdadır. Teknoloji onu teslim almış ve sonunu hazırlamıştır. (Ne yazık ki içindekiler ile birlikte.)

Otobüsün içinde cep telefonu ile konuşurken sistem çöküyor, peki otobüsün yanında geçen bir yaya ya da araçta telefon konuşan olursa, o telefon sistemi tıkama olasılığı ne kadardır?

Son günlerde bir reklam görür oldum otobüslerde, ‘şoför ile konuşmayın, cep ile sohbete devam!’ Elbette ben biraz değiştirdim, deri topu üç GSM firmamız var, aralarında haksız rekabet yaptırmayayım! Her şey tepe taklak yuvarlanırken bir de ben vurmayayım!... (Global kriz nasıl gidiyor?) Otobüste bu reklam asılı ama cep ile konuşmak yasak! Çünkü sitemi kilitliyor!

Otobüse her bindiğimde dikkat ederim, insanlar cep telefonu ne yapıyor diyerek! Cep telefonların hemen hepsi açık, kapatana rastlamadım. Sadece sessize alıp binenler gibi, hiç değiştirmeden yokmuş gibi davranıp, sonra çaldığında sadece kapama düğmesine basanlara rastlamak şaşırtıcı değil. Bir de bunların dışında başka örneklere de rastladım. Bizdeki teknolojiyi kullanma konusundaki beceriye hayran olamayanın aklına şaşarım! (Otobüste cep ile konuşma yüzünden çıkan kavgaların hattı hesabı yok, nedense yaz aylarında bu oran artıyor!)

Cep telefon ile mp3 çaların arasında fark kaldı mı? Kulaklığı takıp cebine bıraktın mı kim bilir cep mi, mp3’mü? Cep telefonu ile görüşmek yasak ama arkadaşı ile sohbet eder gibi telefon ile konuşmak serbest! Cep telefonu otobüs içinde kullanmak yasak ya, yasağı delmeyen namerttir diyerek her türlü yol mubahtır anlayışı genele hakimdir. Eh bu ülkenin insanı değil mi yasaları delenleri birkaç defa iktidara taşıyan! Yöneticisine uygun yönetilen! Yönetilen ise koşullara göre gemisini, pardon takasını yüzdürmeyi bilir! Her kes başbakanın oğlu ya da damadı mı, hemen okul biter bitmez büyük gemiler alsın ve kullanılamayan denizlerimizi taşımacılıkta kullansın! Elbette bir gün oda olur! Bu ülke henüz ilk adımlarında küçük Amerika olmak için yola çıkmamış mıydı? Küçük Amerika olamadık ama bir bağlantı devlet oluverdik!

Otobüsler deyince aklıma sadece şehir içi ulaşımlar gelmiyor, çünkü otobüsün büyüğüne ve küçüklüğüne göre isim veririz. Şehirler arası yollarda seyir halinde olanlara da değişik isimler verildiğini gördüm! Firma isimleri olarak algılayamayın, rahat seyahat, çift katlı otobüs, yılın koltuğu seçilen otobüs… gibi isimleri görürsünüz. İstanbul’dan İzmir yönüne doğru giderseniz bir körfezi geçmeniz gerek. Onun kolay yolunu bulmuşlar, arabalı vapur! Doldukça kalkan arabalı vapurlar sürekli körfez üzerinde sağlı sollu yol alır, oraya köprü yapılmaz! İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı araba vapurları sürekli para basar. Kar marjinali yüksek rekabet kuralı olmayan yolda elbette çevre filan gözletilmez, önce para!

Otobüs lafı açınca bir sürü konu yan yana geliyor, en iyisi burada keseyim ve size hayırlı yolculuklar dileyim! Baştaki soruma dönersem eğer, cepte oluşan delik ile otobüse binme arasında bir orantı ya da ilişki var mıdır?

Bir kaza ve düşündürdükleri…

Bir kaza ve düşündürdükleri…

Joerg Haider trafik kazasında ölmüş. Avusturya’nın en önemli sağcı ve ırkçı lideriydi. Nazi geleneğinden geliyordu. Avusturya toplumu içinde aşırı olmasına rağmen, alman Nazileri yanında liberal kalır politikaları vardı. İktidara gelişi Avrupa çapında tepkilere yol açmış ve iktidardan uzaklaşmak zorunda kalmıştı, ülkesine gelecek her türlü zarara karşıydı. Seçim ile iktidara gelen Hitler’in yolundan gidiyordu, fakat onun gibi aşırı tepkileri yoktu.

Avusturya’da yaşan Türkler onu Türkleştirmiş, ‘Haydar’ olarak anar olmuşlardı. İsminin söyleminde kulağa en yakın olanı seçmişlerdi. Haydar bir yabancı düşmanıydı ve Türkleri ay çöreği yapıp kahveye banarak yemeyi düşünüyordu. Ay çöreği ve kahvenin türevleri Viyana kuşatmasına kadar gider öyküsü!

Avusturya çok kültürlü bir devlet yapısı özelliği gösterir. O küçük ülkenin sınırlarına yakın yerlerde diğer kültürlere ait komşu ülkede yaşayan topluluklar oturur. Kendi dillerini özgürce kendi aralarında kullanırken, Avusturya devleti nezdinde tanınmazlar. Avusturya bir ulus devleti özelliğini gösterir ama uluslaşamamış bir heterojen yapısını korur. Tarihten gelen bu çok kültürlülük bir çok ulusalcıyı rahatsız etmiştir. Alman ırkına dahil olanlar hem zengindir, hem de ülkenin hakimidirler. Fakir olanları beslemek istemezler. Romenleri, Macarları, ve Sırpları dışlarlar. Avusturya göç aldığı içinde bizim gibi sonradan gelenlerin oluşturmuş olduğu göçmenler topluluğu ile de sorunları vardır, çünkü çoğunluğu oluşturan almanlar hiçbir şekilde başkasını beslemek ve onları aralarına almak istememekteler. Ulus devleti kavramı içinde bakınca yaptıkları doğru algılanabilinir. Çünkü ulus devleti içindeki ötekini yok etmek üzerine kuruludur. Homojenleşmek uğruna Hitler’in yaptıkları ortadadır. Bir potada eritme politikası ile İngiltere, Fransa!

Her trafik kazası soruları beraberinde getirir, çünkü istihbarat örgütleri geçmişten beri gelen geleneklerine göre trafik kazların kullanmışlardır. Yok edilmesi gerekenler genelde kaza ile ortadan kaldırılmış ve bu sayede ölenin kahraman olması önlenmiş olmaktadır. Trafik kaza haberlerini en iyi izleyen kurumlar istihbarat kurumları olduğunu söylemek abartı olmasa gerek!

Bizimkilerin deyimi ile Haydar Avrupa birliği için önemli bir çomak konumundaydı, çünkü Avusturya içinde gelişen ve Avrupa içinde dalgalanan yeni ırkçı hareketin lideri konumundaydı. Irkçı Nazilerin en son ve en büyük toplantısı Avusturya içinde olmuştur. Bütün dünya Nazileri birleşin! Çağrısı sanırım bu toplantının geniş katılıma sebep olduğunu söylemek abartı olmasa gerek. Bu konuda bilgilere Nazilere ait sitelerden ulaşılabilinir. Naziler Avrupa çapında yapacakları eylemleri planlamışlar ve kimi düşman olarak göreceklerini belirledikleri toplantı Avusturya’da bizim Haydar’ın şemsiyesi altında yapıldığını sitelere girerek öğrenebilir.

Rus, Alman, İtalyan, İsveç, Norveç… gibi ülkelerin Nazilerin davranışlarına ve kıyafetlerine bakarsanız ortak bir yön bulursunuz. Sadece Gamalı Haçın kullanımı dışında. Ülkelerin kendi gerçeklerine uygun olarak gelişen bir Avrupa Nazi hareketinden söz edebiliriz! Naziler aslında kendi dışında olandan nefret eder ama bu Avrupa Nazi hareketi Avrupa dışında olanları, Yahudileri ve Çingeneleri geleneksel düşman olarak görmüşlerdir. Son karikatür olayından sonra Müslüman olanları da bu düşman tanımı içine almışlardır. Avrupa’da yapılan camilerin bu gelişmeye katkısını unutmamak gerek! Çünkü göz ile gördükleri şeye düşman olmak ve düşman yaratmak daha kolaydır!

Haydar’ın bu kadar geniş bir kesimi etkilemesi nasıl olmuştur? Eski bir Nazi subayı olan biri nasıl odluda Avusturya cumhurbaşkanı olmuştur? (Kurt Waldheim, Birleşmiş Milletler Genel sekreterliği görevi yapmıştı. 1986 yılında Cumhurbaşkanı olduğunda bir çok ülke ona ülkeye geçmişinden dolayı giriş yasağı koymuştu.)

Avusturya geleneksel olarak sağ politikanın etkisi altında olduğunu bu sonuçlardan çıkarabiliriz. Hitler bir Avusturyalı alman subayı olarak savaşmış ve daha sonra vatandaşı olmadığı Almanya’da iktidara gelebilmiştir! (Avusturya insanı dünyayı etkileme gücünü geçmişte göstermiştir!)

Haydar’ın ölümü kuşkuludur, çünkü yükselmekte olan bir siyasi hareketin lideridir. Faşisttir. Faşist ideolojinin yükselen lideri konumundaydı. Avrupa Birliğinin en önemli çatışma noktasında yer almaktaydı. Tarihin yeniden dönüşüm noktasında önemli rol oynayabilirdi, fakat kaza ile bu beklentiler sona ermiş olmasına rağmen, yerine gelecek ve onun hareketini yönlendirecek kişinin davranışları çok önemlidir. Nazi örgütlenmelerinde lider öldükten sonra genel olarak hareket sönmesine rağmen, yeniden zaman içinde toplandıkları gözükmüştür. Avrupa birliği önemli bir engelini kaza ile atlatarak sorunu zamana yaymış gözükmektedir!

6 Ekim 2008 Pazartesi

Dünya’nın adını Amerika olarak değiştirelim mi?

Dünya’nın adını Amerika olarak değiştirelim mi?

Amerika’nın iç içlerindeki herhangi bir olay bizi kökten sallamaya devam ediyor. Bizdeki değişiklikler Amerika’da haber dahi olmuyor. Bu durumdan nasıl sonuç çıkarırız?

Amerika, birleşik devletler topluluğudur. Birleşik devletlerin sınırları nereden başlıyor, nereye kadar yayılıyor? Siyasi sınırları kim tarif edebilir?

Amerika’nın siyasi ve ekonomik olarak etkilediği coğrafyaya bakarsak sınırların boyutları göreceli olarak sürekli değişim gösterdiğini görebiliriz. Irak birleşik devletlerin şimdilik bir eyaleti konumunda dururken, Türkiye nerede durur?

Amerika nezle olsa, biz ateşli hastalığa tutulup acil çıkış yolları arar olduk! Bizdeki değişiklikler oradan gelecek onaya tabi olduğuna göre, biz bu birleşik devletlerin neresinde duruyoruz? (Ekonomik/ siyasi olarak alınacak kararlar hala onarın denetimi altındadır. Bir istisnai durum yaşamış olmamız, geneli göz ardı edemeyiz.)

Bileşik devletlerin sıradan vatandaşı dışında bir çok bürokratın dahi bizden haberi olmadığını yapılan haberlerden biliyoruz! Biz ise ilkokula başlamadan Amerikan’ın ve başkanın adını biliriz. ABD coğrafyasında yaşayalar bile hemen başkanlarının ismini söyleyemezken, neden bizim çocuklarımız Amerikan başkanın adını bilir?

Amerika Birleşik Devletleri’nin siyasi sınırları nerede başlar, nerede biter?

Amerika’da ikiz kuleler yıkılırken, bir daha dünya eskisi gibi olmayacak sözü rahat rahat söylenirken, bizde bir Amerikan bankasının binası yıkılırken her şey eskisi gibi olmaya devam etmesi nasıl açıklanır?

Amerika’daki eyaletleri ve yasaları hakkında değişik haberler bizim gazetelerin sayfalarında sürekli yer alır, Amerikan gazetelerinde bizim ile ilgili haberler Ermeniler ya da Yunanlar ile ilgili olduğunda kısa olarak ismimiz geçer!

Amerika yeni göçmen olmuş yetenekli insanlara en üst noktada iş verirken fazla düşünmez, hatta bu durum onlar için doğal karşılanır, çünkü onlar göçmen ülkesidir ve her türlü olanaklar olduğunu tüm dünyaya göstermekten büyük mutluluk duyarlar. Çekim merkezi olmak ve her ülkede kendisinden bahsedilmesinden hoşlanan bu devletler topluluğu, aynı zamanda kendisini her ulustan ve devletten üstün görür. Bütün tepkileri bencilcedir ve çıkarını düşünür. Bir yere göz diktiğinde her türlü riski göze alırken, zararı oluşmaya başladığında, hemen geri çekilebilmektedir. Vietnam bu konuda örnektir. Amerika çıkarı olduğu sürece tanır, sonra gerisini dönmede tereddüt etmez. Ülkelerin iç işlerine karışırken öncelik ‘kendi çocuklarını’ korur, ‘kendi çocukları’nın yerini alacak birini bulduğunda hemen öteki yapabilmektedir. (Bizdeki darbeler ve sonuçları irdelenirse bu konuda örnekler ile karşılaşırsınız.)

Amerika kendisine karşı işlenmiş suçları kovboy titizliği ile çözerken, başkalarına karşı işlediği suçları tarih kitaplarında dahi görmek istemez, eğer suç kendisini etkilemekten uzaklaşmışsa bir dip not olarak açıklar!

Amerika kendi dünya görüşünü her türlü iletişim aracılığı ile anlatır. Dünya tv’lerini ve haber ajanslarını besleyen Amerikan patentli kaynaklardır. Onların denetiminden geçmeyen hiçbir haber global olarak gezemez!

Bizim çocuklarımız doğumundan sonra onların izin verdiği kadar hayal dünyalarını geliştirebilmektedir. Evrensel insan tipi ve düşünce yapısını bugün belirleyen ülke durumunda olduğuna göre bizlerde Amerika’ya bağlı devletler topluluğundan farkımız nedir?
Amerika’da oluşan her türlü kriz bütün dünyayı kucaklarken acaba diye düşünmekteyim, dünyanın adını Amerika olarak değiştirsek acaba büyük hata yapmış olur muyuz?

5 Ekim 2008 Pazar

Kan ile toprak sulamasına son!

Kan ile toprak sulamasına son!

Aktütün karakoluna saldırı…
Ne zaman?
Dün!
Neden dün saldırı gerçekleşti?

Dağlıca baskını sonuçları henüz ortaya serilemeden başka bir baskın, yine acılar yeryüzünü sararken, kan ile beslenenlerin nefesi daha gür çıkmaya devam etmektedir.

Kan ile beslenenler dünyamızı ne kadar kötü koşullara sürüklediği tarihte gizli değil, açık açık durmaktadır.

Dünya bir kaosun eşiğine doğru savruluyor, her şey yeni biçim almaktadır.

İç / dış politikalar ile bağlantılı olarak saldırılar kitlesel boyuta çıkıyor, neden? İnsan yaşamı bu kadar ucuz mu? (sorunun yanıtı evet dediğinizi duyar gibiyim!)

PKK, İmralı adasında bulunanın ‘tutuklunun’ bilgisi dışında hareket edemez diye düşünüyorum, çünkü tarihine baktığımızda bunu çıplak olarak görmekteyiz. Nefes alırken bile oraya danışılıyor. Her yapılanma, her hareket adadan yönlendirildiği basına yansıyan avukat tutanaklarından okuyoruz! Yansımayanlarda neler vardır dersiniz?

Tutuklu olduğunu biliyoruz. Tutuklu ne demektir? Kontrol altında tutulan! Her hareketin, her yazışmanın birileri tarafından kontrolü yapılıyor demektir. Her anı kontrol edilen birinin elbette düşüncesi ve davranışları da kontrol edilmeye başlanmıştır! Pavlov deneyinden sonra bir çok gelişme oldu, bireyleri ve kitleleri kontrol eden bir çok yöntem bilimsel olarak geliştirildi. Bugün kontrol edenler bunların elbette farkında ve uygulamaktalar. Kontrol altında olan bir kişinin elbette düşüncesi ve yaşam biçimi de bir süre sonra değişime uğrar.

Sınırları kontrol edenler, elbette bir adada yatanı da kontrol ediyordur, eğer etmiyorlarsa orada bir sorun var demektir. Sınırların ne kadar kağıt üzerinde kaldığı yapılan eylemler ile ortaya çıkmaktadır. Sınırların bu kadar girdili çıktılı olması orada istikrarsızlığı ve başka gelişmeleri de yanında taşır.

PKK neden saldırdı, ne zaman aldı bu kararı? Altınova olayına tepki mi bunu tetikledi? Ateşe benzin dökmek anlamına gelmiyor mu? Orada dökülen benzinin başka yerlerde alev almayacağını kim söyleyebilir?

Eylemler ve sonuçları birilerinin ekmeğine yağ sürüyorsa orada taşeron kelimesini kullanabiliriz! Bu kan dökmeler kimin ekmeğine yağ sürdü?

Sınır ötesi yapılan koridor boyunca uçak ile bombalamaları da tartışmaya açmak gereklidir, çünkü koridor boyunca yapılan dolu git, boş gel seferlerin amacına ulaşılmadığı görülmektedir, eğer bu gel gitlerin başka amacı yoksa. Varsa da bunu gelecek günlerde göreceğiz! (İran’a yönelik operasyon acaba askıya mı alındı, yoksa hepten vaz mı geçildi? Son ekonomik Tusunami dalgası bu konuda ne gibi değişikliklere yol açtı?)

Kandan hortumlananların hortumları kesilmelidir. Bu hortum sadece ekonomik olarak algılanmamalıdır, çünkü bütün hortumların bir biri ile bağlantısı olduğu ve birbirini beslediğini söylemek abartı olmasa gerek!

Barışın sonsuz olarak yerleşebilmesi için bütün karanlık noktaların sorgulanması ve aydınlık altında evrensel hukuk kuralları içinde cezalandırılmasını dilemekten başka bu aşamada ne söyleyebilirim?

Irk, din temelli geçmiş tarihte binlerce çatışma, soykırım, savaş oldu. İnsanlık geçmişten bir çok şey öğrendiğini düşünüyorum, biz de öğrendiğimizi kan ile beslenenlerin elinden olanaklarını aldığımızda kanıtlamış olacağız.

Bu saldırı bahane edilerek ırksal temelli söylemlerden uzak durulmalı, barış çığlıklarını yeryüzüne, gökyüzüne bırakmak zorundayız, çünkü savaş tamtamları ve kan emicilerin nefeslerini ancak ve ancak o şekilde bastırabiliriz!

Son yapılan ve geçmişte olan kan dökme eylemlerinde yaşamlarını kaybeden tüm canlara Allahtan rahmet, yaralananlara acil şifalar dilerim. Umarım ki bir daha buna benzer olaylar olmaz, kan ile toprağı sulamak durdurulmalıdır!