19 Aralık 2008 Cuma

Yeni bir gazete çıkarken…

Yeni bir gazete çıkarken…

Ciner grubu yeni bir günlük gazete çıkaracağını açıkladı, uzun zamandır hazırlık çalışmasını sürdürdü, yakında ise piyasada olacaktır. Fakat benim izleyebildiğim kadarı ile Ciner grubunun çıkaracağı gazete piyasada satılanlardan bir farkı olmayacaktır. Çünkü yapılan çalışmalar, el sıkılan gazetecilerin dünyaya bakış açısı sınırları bellidir.

Ciner grubu daha önce gazete sahipliği yapmıştır, hükümet elinden gazetesini almakta tereddüt etmemiştir, çünkü hükümet kendisi gibi düşünmeyeni ve kendisi için tehlike olabileceğini düşündüğünü minimalize etme konusunda beceriklidir. Hükümet ile uğraşanlarının nasıl bir sonuç ile karşılaştıkları ortadadır. Ortada olan bir durum içinde yeni bir gazete çıkarmak ve iddialı olmak önemlidir. O yüzden ilgi ile izlenmektedir.

Gazete var olanların dışında olmayacaktır, yani politik hedefi olan bir gazete yerine patronun çıkarlarını gözeten bir gazete olacaktır. Patronun çıkarları ise hükümet ile ilgilidir, çünkü ihaleler içinde gazete patronlarını görmek şaşırtıcı değildir. Normalleştirilmiş bir durum yaşamaktayız. Peki, yeni çıkacak olan gazete hükümete direkt muhalif olamayacağına göre neden çıkar?

Bu soruya cevap verecek olan Ciner bile bilmemektedir diye düşünüyorum, çünkü kendisini medya alanında görmek hırsı, amaçlar konusunda çelişkili duruşları da yanında getirir. Ciner medyayı bir ticari baskı aracı gördüğünü düşünüyorum. Hem muhalif gibi durup, hem de iktidarı destekleyen medya devlerinin yaptığını görmektedir. Onların önlenemez yükselişine yakından şahit olmuştur. Medya içinde olmak demek, değişimi önceden görmek anlamındadır. Gazeteciler haber peşinde değil, patronlarının çıkarlarını ve kendi maaşlarını kurtarma derdindedir. Bağlı bulundukları grup büyüdükçe, kendilerinin maaşlarının artacağını ya da bu krizde hesaplarına düzenli paranın gireceği garantisi demektir. Kendi grubu içinde eleman çıkarmalarını verimlilik olarak bakan, olması gereken olarak görürler. Maaşlarını ve tatillerini hiçbir zaman tartışma konusu bile yapmazlar. Patronları adına eleman alan ve eleman çıkaran konumunda olanların kaybedeceği çok şey vardır.

Ciner grubunun çıkaracağı gazete el- Sabah olarak eleştirdikleri gazeteden ileri, Türkiye Türklerindir gazetesinden geri olmayacaktır. Grubun tek rekabeti olacaktır, diğer medya devleri ile satış ve dağıtım konusundadır. Eleştiren değil, resmi söylemin dışında değil, var olanların söylemlerinden farklı olmayan ama kavgacı bir tarzda, hükümete dokunmayan, devletin her yaptığını onaylayan konumda olacaktır.

Fatih Altaylı bu konuda bir çok ipucu vermiştir. Devleti eleştirmeyecektir, bacak aralarının namusunu koruma olarak görecektir. Hükümete dokunmayacaktır, eski rakibi Doğan grubunun ihalelerine ve hükümetten destek görmesini eleştirecektir. Grubun çıkarları konuda duyarlı olacaktır. Fakat bu çıkarlar grup başkanın cebinden çıkacak para ile ölçülü olacaktır. Kanal 1 ve Haber Türk kanallarının durumu geleceği rahat tahmin etmemize yardımcı olmaktadır. Yeni çıkacak olan gazete, var olanların dışında yeni bir şey söylemeyecektir, grubun kendi reklam aracı konumunda olurken, popülertesine bağlı olarak alacağı reklamlar ile kendisini ekonomik olarak başa baş çıkarması gazetenin ömrünü belirleyecektir.

Ufuk Güldemir popüler anlamda iki gazete çıkarmış ve sonuç olarak ortadadır. Fatih Altaylı’nın bilgi birikimi ne kadar ortada olduğu ortadır, Ufuk’u aşıp aşamayacağını yakında görmüş olacağız. Ufuk’dan avantajlıdır, çünkü arkasında bir grubu almıştır. Fakat gazete içeriği ve biçimi benim görebildiğim kadarı ile var olanların ötesinde olamayacaktır.

Türkiye gerçek bir gazeteye hala ihtiyaç duymaktadır. Gerçek gazete umarım bu topraklar üzerinde kendi özgücüne güvenerek çıkar. Köşe yazarları ile gazete satışları belirlenmeye başlanmışsa eğer, o ülkede gazetecilik yoktur diyebilirim.

Yeni çıkacak olan gazete var okuyucuya belki birkaç kişi daha katacaktır, fakat genel okuyucu sayısında büyük oynamaya sebep olacağını düşünmüyorum. Bugün 5 milyon okuyucu varsa eğer, çıktıktan sonrada 5 milyon okuyucu olacaktır. Birkaç gazete okuyucu kaybedecektir, birkaç gazete belki kapanacaktır. Fakat onların okuyucu kaybetmesi ya da batması genel okuyucu sayısında bir değişikliğe sebep olmayacaktır.

Seçimler yaklaşırken…

Seçimler yaklaşırken…

Yerel yönetimlerin değişimi yaklaştıkça meydanlardan önce ekranlarda bir gerginlik hisseder olduk. Yerel yöneticilerden seçilme şansı az olanlar giderken, gelecek olanlara kötü bir miras bırakma derdindedir, çünkü gelenin soruşturma açma olasılığı vardır ama bugüne kadar bu olasılık hayata geçmemiştir. Yiyen yediği ile kalmıştır, gelenler ise hep yokluk edebiyatı yapmıştır, var olanı tüketmek ile uğraşmıştır. (Gidenler gelene kötü miras bırakır, çünkü kendisinin değeri anlaşılmasını ister, çünkü gelen eskisinin yaptığı tahribatı düzelteyim derken, yapmış olduğu hedeflere ulaşamaz!)

Büyük şehirler şimdilerde kömür sobalarından çıkan dumanların etkisi ile sis altındadır. nefes almakta güçlük çekerken, kimse bunun bir geriye dönüş olduğunu düşündüğünü sanmıyorum, çünkü ekranda yapılan tartışmalar daha çok konuşulur olmaktadır. Şehirler doğal gaz enerji olarak kullanılmadan önceki haline döndü, kömür bir enerji kaynağı olmaktan çıkalı kaç yıl olmuştu? Ne oldu da kömüre geri dönüş oldu?

Kömür üretimi ve işletimi hem çevre faktörü açısından hem de üretim aşamasından dolayı verimli değildir, daha verimli olan başka enerji kaynakları dünyada kullanılmaktadır, biz de global enerji kullanımımdan yararlanmaktayız. Gerçi bize özgü ve tek taraflı anlaşmalar ile elimizde olanı da dağıtmışız. Seçimlerin yaklaşması ile eski enerji kaynağımız olan kömüre dönüş vardır. Kömüre dönmek geriye gitmek anlamındadır. Enerji kaynağında geriye gidiş demektir ki, standartlarımızda da geriye gitmiş olmaktayız. Yaşam standardımız düşmüştür, düşürülmüştür.

Geriye dönüş veya gidiş dağıtılan yardımlar ile daha çıplak olarak ortaya çıkmaktadır. İnsanlık, onuru için yaptığı mücadelede onurunu kaybetmiştir. Onursuz ve omurgasızdır. Her şeyini paraya teslim eden, para kazanmak adı altında köle olmayı onaylayan, özel yaşamını ortadan kaldıran bir konuma gelmiştir. Para karşılığında yapmayacağı iş yoktur, her yaptığına bir sebep bulmakta da zorlanmamaktadır. Elbette bu genelin dışında yaşayanlarda vardır, fakat artık onlarda birer istatistik sayı olarak durmaktadır.

Yerel yönetimler değiştikten sonra eski yönetimin yaptığı her türlü ihale ve benzeri işler kontrol edilecek mi? Kontrol edildiğinde ne gibi sonuçlara ulaşacağız? Alınmış elemanlar ve görevleri incelenecek mi? Torpil ile alınıp, hiç çalışmadan maaş alanlar ortaya çıkarılacak mı? Hiç görevine gelmeden maaşı hesaba yatan kaç danışman vardır? Belediyenin gelir kaynakları olan yan kuruluşlarında işler nasıl gitmektedir? vakıflar aracılığı ile yapılmış harcamalar gün yüzüne çıkacak mıdır? Kısaca geçmişin hesabı sorulacak mıdır? Bu olasılık bile tartışmalara yansıyorsa, iktidarda olanın hırçın davranışı göze batıyorsa, orada yanlış giden bir şeylerin var olduğunu gösterir.

Belediye başkanı ve yardımcılarının yakınları üzerindeki mal varlıklarının herekti incelenmesi gereklidir. Ne zaman üzerlerinde mal varlığı artmıştır? Bu trafiği incelemek için iktidara gelmek önemli midir? İktidara gelen hesap soracağım diye gelir, hesap sorulacak konuma düşer. Bu durumda kontrol mekanizması kim tarafından ve nasıl işletilmesi gereklidir? İktidara gelmek geçmiş ile yüzleşmeyi getirmemektedir. O halde geçmiş ile yüzleşemiyorsak, neden iktidar değişikliklerine ihtiyaç duyarız?

13 Aralık 2008 Cumartesi

Değişim kaçınılmazdır!

Değişim kaçınılmazdır!


Değişimin ne zaman başlar, ne zaman sonlanır? Değişim toplumsal olduğunda ne ifade eder?

Değişimin bir ayı olur mu?

Değişim her an olmaktadır, değişmeyen tek şey değişimin kendisidir söylemini söyler dururuz yıllardan beri, bu sözü hep doğru kabul ederiz, fakat davranışlarımız ve duygularımız ile yalanlarız durmadan!

Mart ayı deriz cemre düştü bahar geldi, değişim başladı deriz!

Mayıs ayı bahar deriz, o ayda büyük değişimler bekleriz!

Temmuz ayı deniz ayı deriz, bulunduğumuz ortamı değiştirir, sahile akarız! Bu arada sahile değil de dağa doğru gidenlerde olur, yayla turizmi sağ olsun, köy alışkanlıklarını bile değiştirdi!

Siyaset dünyası değişiyor, siyaset dünyasını değişimini başlatanlar acaba kontrollü değişimin olduğunu düşünüyorlar mı? Değişim kontrollü mü olur?

Büyük değişimin ilk başlangıç noktası için İsviçre’de bir deney yapılmıştı, ilk denemede başarısızlığa ulaştı, fakat aynı zaman dilimi içinde dünyanın bir çok bölgesinde zincirleme depremler oldu. Bir de deney deneme değil de gerçekten yapılmış olsaydı ne olurdu? Değişimin başlangıcını bulalım derken son noktayı koymayalım?

Bizde son büyük değişim beş generalin anayasayı korumak adına yaptıkları darbe ile gerçekleşmiştir. Anayasayı korumak için el koyanlar anayasayı ortadan kaldırmış, yerine yeni bir anayasa hazırlatmıştır. Yeni yazılan anayasa ile cumhuriyet’in önüne bir sıfat dahi eklediklerini yıllar sonra öğrenmiş olduk!

Anayasayı değiştirip yeni bir toplum yaratanlar, elbette muhalefeti de yaratmıştır. Bugün değişimin ve yeni sıfatın sahipleri hem muhalefettir hem de iktidardır. Ülkemiz ne zaman ılımlı oldu?

Değişim ocak ayında başlar mı? Çünkü yeni yılı karşılarken bir çok plan yaparız, beklentilerimizi öne çıkarırız, hatta gider milli piyango bileti alarak sanal bir rüyaya yatarız! Rüya 31 Aralık gecesi ve yeni yılın ilk günü bir teselli ikramiye ile geçiştirilir ya da hiç çıkmaz! Yatılan o rüyada biter gider. Haber kanallarında da şu klasik soru biter, ya size çıkarsa ne yaparsınız? Çıkarsa değişim başlar! Değişim ise kimi nereye götürteceği belli değildir!

Yeni yılın ilk onbeş günü yapılmış harcamaların nasıl taksitlendirileceği ve ödeme için hangi hesaptan hangi hesaba ne kadar gönderileceği bir matematik hesabı altında geçer. Çocukluk yıllarında öğrendiğimiz bütün o havuz problemleri önümüzde durur. Gerçi ben hiçbir zaman doğru sonuca ulaşamamıştım bu havuz problemlerinde, hayatta ulaşır mıyım sizce?

Değişim kaçınılmazdır, her an değişim vardır! O halde kimse değişimin farkında dahi olamaz, çünkü her an olanın farkına varmak için durmak gerek! Hayatımızı içinde durduğumuz anlar vardır, ya da değişimin gerisinde kaldığımız an değiştiğimizin farkına varırız, o yüzden değişimin farkına varmak demek geri kaldığımızın kanıtıdır. O yüzden bizler değişime hemen ayak uyduran hayvanlarız, çünkü değişimi fark etmeden yaşarız!

Değişime uyum sağlayan ise, değişim koşulları gördüğünde benzer tepkiler verdiğini görürsünüz, fakat değişimin koşulları çoktan değiştiğin bile farkına varmayız. Tıpkı bir deney ortamındaki pirelerin durumu gibidir. Zemin ısınır, yanmamak için yukarıya zıplar, daha yükseğe zıplayarak bulunduğu ortamdan kurtulmak için mücadele eder, fakat deney yapanlar tek kaçış noktası olan yere camdan bir çatı kondurmuşlar. Pire bir süre sonra bu cama kafasını vurduğunda ne olduğunu anlayamaz ama kısa sürede ne yapması gerektiğini öğrenir ve cama vurmayacak kadar zıplar. Pirelerde başlarına gelen olayı öğrenir ve ona göre davranır.

Aynı deney bir süre sonra tekrar edilir, bu sefer camdan çatı yoktur, pirenin kaçacak yolu açıktır ama pire öğrendiklerinden dolayı daha yukarıya zıplamayı düşünmez, deneme dahi yapmaz! Öğrenilen şey başlangıçları ortadan kaldırabilir.

Değişim öğrenme ile ortadan kaldırılabileceği gibi, öğrenme ile de geliştirilebilinir. Öğrenmenin olduğu her ayda değişim mümkündür. Değişim demek başlangıçtır. Her an bizler başlangıçlar yaparız ama bunların hangisinin farkındayız?

11 Aralık 2008 Perşembe

Gözkapaklarım yanıyor!

Gözkapaklarım yanıyor!

Göz kapaklarım kapanmıyor, çünkü yanıyor. Gözlerim güneş olduğu için yanmıyor elbette.

Göz kapaklarımın yanması ilk değil, belki kaç defa grip hastalığına tutuldum ama insan hasta olduğunda acıyı yeniden tadıyor. Acı unutulan şey olduğunu anımsıyor, acı çekerken.

Yaşlanan insanın kronik hastalığı olması kadar doğal bir şey yok, toplumlarında kronik krizi olması gibi… Kronik anlamı itibari ile geçmeyen, sürekli olandır. Kronik hastalığı olan ömür boyu çeker, ne yazık ki tedavisi yoktur.

Yaşlanan insanın kronik hastalıkları oluşur ama grip kronik olur mu diye de içimden geçirmiyor değilim, kaç gün oldu hala göz kapaklarım yanıyor! Göz kapaklarımın altında güneş olmadığını biliyorum…

Hasta olan için sağlık çok önemlidir, sağlık gidince her şeyin sağlı olduğu anımsanır. O anımsanma iyileşene kadar olan süreçtir. Sonra bir süre izi kalır ama sonra bir anda hayatın laylomu arasında yok olur gider. Koşturmaca ve para bir anda önemini sağlığın yerine konar. Para olunca sağlık olur, para olunca tatil ve kriz olmaz. Para yaşamın belirleyicisi ve yönlendiricisi olur. Bu zorunlulukmuş gibi kabul ederiz, çünkü bizim eğitim sistemimiz içinde, büyüme koşularımız içinde bize o öğretilmiştir. Parasız insan yaşamaz, yaşayamaz diye biliriz. Modern yaşam denilen şeyin para üzerine oturduğunu biliriz. Para ise hayali değerlerin, gerçek değerler yerine konması ile oluşur ve matematik oyunları ile şişirilen hesaplar ve borçlar içinde insan sağlığını dahi düşünemez. Çünkü para için insan doğal olmaktan çıkar, onu kazanmak için her türlü özveriyi gösterir. Bir araya gelmeler bile para ile mümkün olur, ortak üretim, düşünme ve ortak olan her şey para ile ölçülür oldu. İmece kavramı yaşamımızdan çıktı, tıpkı sağlık kavramının paraya dönüşüp, birer reklam aracına dönüşmesi gibi.

Yurtdışından gelen doktorlar, para karşılığında haber programlarına çıkar ve sağlık için vazgeçilmez olanları anlatır. Para ile karşılığı yoktur anlattıklarının, fakat işin arka yüzüne baktığınızda reklam için geldiğini, çalıştığı işyerinde yerini garantiye alabilmek , müşteri kazanmak için bir yöntemdir. Her şey para içindir, sağlık bile.

Gözkapaklarım yanıyor, gözlerimin güneş olmadığını biliyorum.

3 Aralık 2008 Çarşamba

Amerika arka bahçesinde neden Rusya’nın cirit atmasına izin veriyor?

Amerika arka bahçesinde neden Rusya’nın cirit atmasına izin veriyor?

Başlıkta sorduğum soru üzerine son günlerde kafamda bir resim oluşmaktadır, çünkü gelişen olaylar bulanık suyun biraz berraklaşmasına olanak sağlamaktadır. Zaman saklı tutulanı ortaya çıkarır, hiçbir şey sonsuza kadar gizli kalamaz.

Amerika son yüzyıl içinde kendi arka bahçesine her türlü müdahaleye yapmıştır ve kendi politik görüşleri dışında davrananları cezalandırmaktan çekinmemiştir. İkinci dünya savaşı sonrası Latin Amerika devletleri içinde darbeler ve suikastlar doğal karşılanmaktaydı. İktidarlar değiştirilir, seçilenin öldürüldüğü bir düzen hakimdi. İstediği başkanı atayan, istediği zaman ekonomik kararlar aldıran Amerika son yıllarda ilgilenmiyormuş ya da orada gücünü kaybetmiş gibi izlenimler doğurmaktadır. Venezuela, Brezilya, Arjantin, Uruguay, Nikaragua, Bolivya… ülkelerde şimdilerde popüler soldan, bağımsız sola kadar her türden sol rengi görmek mümkündür.

Latin ülkelerde bu değişimlere eskiden askeri darbeler ile karşılık veren Amerika neden sessizliğe bürünmüştür? Daha uzak noktalara müdahale eden Amerika arka bahçesini gözden mi çıkardı? Gözden çıkarılan topraklara şimdilerde dünyada ikinci kutup olma yolunda hızla ilerleyen Rusya’nın savaş gemileri ve uçakları inip kalkmaya başladı. Bu arka bahçelerde zengin petrol kuyuları var, petrol için Irak’a giden Amerika, neden arka bahçesindeki petrol kuyularını yerel yönetimlere bırakır?

Petrolün kontrol edilebilesi için evdeki bulgurdan vazgeçip dışarıdaki pirince mi göz dikmiş durumdadır. Neden petrolden vazgeçmektedir? Petrol, genel olarak kullanılan enerji kaynağı olmaktan çıkarılıyor mu? Çünkü petrolün rezervlerinin çok uzun süre dayanacağını söylemek bugünkü eldeki verilere göre zordur. O halde petrol, kömür gibi bir zaman dilimi sonunda enerji kaynağı olmaktan çıkmak zorundadır. Kömür tükendiği ya da rezervlerde kalmadığı için vazgeçilmedi, ondan daha kullanışlı ve kontrolü daha iyi olan petrol teknolojisindeki gelişmeler sonucunda karar verilmiştir. Bugün teknolojik gelişmedeki hız, petrolün kontrol edilir olarak kalmasını ama yeni bir enerji kaynağının kullanımını talep eder konuma gelmiştir. Bugün yaşanan kriz, bir enerji dönüşümü için uygun zemin yaratmıştır. Yeni teknolojinin kurumu ve seri üretimi başlangıçta pahalıdır, fakat zaman içinde bu pahalılık kavramı ortadan kalkar.

Petrolün yeni enerji kaynaklarının içinde oranı zaman içinde azalacaktır. Yerini bugün alternatif enerjiler olarak gördüğümüz enerjiler alacağını söylemek abartı olmasa gerek. Yeni enerji kaynaklarının kapitalizmin bel kemiği olan otomobil sanayisinde uygulanması, savaş sanayinde geliştirilmesi bir süreç alacaktır. Dünya yeni rotasına girerken, krizin yarattığı olanaklar sonucunda, bir büyük enerji değişiminden bahsetmemiz mümkün olacaktır. Bu enerji kaynağının ne olacağını değişimi planlayanlar uzun zamandır hazırlık yapıyorlardır.

Dünyamız içinde yaşanan krizin bir anda araba sanayisini vurması ve onların üretimi durdurması ya da azaltması bende var olanın yani depoda olanın tüketimi anlamına geldiğini düşünmeme neden olmaktadır. Otomobil sektörü yan sanayileri ile birlikte düşünülürse büyük bir geniş kesimi etkilemektedir. Bu değişim elbette yeni üretim araçlarını açarken, var olanların bazılarını da yok edecektir. Doğal olarak toplumun yeniden örgütlenmesi anlamına da gelmektedir. Bu yeni süreçte, yeni toplum sözleşmeleri yapılacaktır. Bu sözleşmeler günlük yaşamda ne gibi değişimler getireceğini şimdiden söylemek zordur, fakat görünen odur ki ulus devleti kavramı artık tarihin tozlu raflarına doğru bırakılmaktadır.

Bugün hangi büyük şehre giderseniz gidin, eskisi gibi tek ana dil ile sohbet duyamazsınız, her şehir çok kültürlü ve heterojen yapı gösterir. Teknoloji evrenseldir, firmalar çalışanlarını istedikleri ülkede ve şehirde çalıştırmaktadır. Çalışanların, yani paranın ulusu olmadığı gibi ulusları yoktur. Klasik anlamda söylersek emeğin ulusu olmaz, alın terinin rengi yoktur. Onlar bir devlete değil, bir firmaya hizmet etmek zorundadırlar. Firmalarda çalıştığı sürece çalışan, o firmaya ait kavramı içinde olacaktır, işsiz kaldığında nerede duracağına kişi kendisi karar verecektir. Klasik anlamda ulus devleti kavramı da değişimin tamamlayacaktır diye düşünüyorum, bu enerji kaynaklarının değişimi ile birlikte.

Sorumuzun yanıtına doğru bir adım atarsak, dünyaya hükmeden uluslar üstü firmalar, tek kutuplu dünyanın dengesinin olmadığına karar vermesi, ve çatışmaların körüklenmesi, tüketimin artırılması için bir kutubun yeterli olmadığına karar vermesidir. Yeni enerji kaynaklarının geliştirilmesi eski petrol kaynakları ülkelerin stratejik olarak değerinin düşmesi anlamındadır. Eskiden kömür olan ülkeler ve rezervleri önemliyken, bugün kömür madenleri boştur. Kullanılmamaktadır. Kullanılanlar ise maksimum üretim amacı ile verimli çalışmamaktadır. Arka bahçenin ekonomik anlamda ve stratejik anlamında eskisi gibi değeri yoktur. Oranın kontrol edilmesi eskisi gibi çok önemli değildir. Dünya eskisine göre daha küçüktür ve ulaşım daha hızlıdır. Yeni dünya düzeni içinde ülkeler kendilerine göre yeni roller biçecektir ama esas önemli olan hangi firmanın küresel olarak nereye yatırım yapacağıdır, firmaların kontrol etmesidir. Ülkelerin hükümetleri ve kararları bu dünya düzeni içinde eskisi gibi önemli olmaktan çıkacaktır. Bu durumda Rusya’nın arka bahçeye gemileri ile gelmesi Amerika için hayati bir tehlike arz etmemektedir, çünkü o da Rusya’nın etrafına yandaş devletler ile duvar örmüştür.

2 Aralık 2008 Salı

Bir hastalık ve yanlış teşhis…

Bir hastalık ve yanlış teşhis…

Bir hastalık ve yanlış teşhisten dolayı kaç kişi hayatını kaybetti? Bu konuda kayıt yoktur diye inanıyorum. Kayıt olmayan şey üzerine yorum yapmak zordur, fakat son gelişen olay üzerine bir kısa değerlendirme yapmak istedim.

Bu yanlış teşhis ve tedavi olayı sadece bizim ülkemize ait sorun değildir. Yanlış teşhisin yanında, yanlış ilaç kullanım sonucunda başka hastalılara kapılanlarda olmaktadır. İnsan sağlığı ucuzlamıştır, ucuzladığı içinde önemsizleşmiştir. Sağlık sektörü bir ticari alan olmuştur. Ticaret içinde rekabet vardır, rekabet kuralları içinde her türlü yol mubah olarak görülür. Bu yol insan sağlığını önemsizleştirmekten başka bir amaca hizmet etmemiştir.

Özel hastaneler, döner sermaye ile beslenen hastaneler gibi kavramlar aslında sağlık alanın bir ticari sektör olmasını ortaya çıkarmıştır. Ticaret, yapısı gereği rekabet eder, fakat bu rekabet insan sağlığı alanında olunca, -daha çok para kazanmak amacı taşıdığından- elbette tıpçıların hipokrat yemini ve tıp alanı için geçerli olan etik kurallarının rafa kaldırılması anlamını taşımaktadır. Rekabet kuralları yoktur, acımasızdır, çünkü milyonlarca yatırım yapanlar bir an önce para kazanmak zorundadır. Yetersiz yardımcı eleman ile kısa zamanda teşhis konulan hastaların, gerçek anlamda o hastalığı taşıyıp taşımadıkları hep kafalarda soru olarak duracaktır. Gereğinden fazla ameliyatlar, ilaçlar ve abartılan muayene ücretleri Maliye Bakanlığı denetimlerinde ortaya çıkmıştır. Bu durum bilinmesine rağmen, gereksiz ameliyatları yaparak sigortalardan para çeken hastanelerde çalışan doktorların, kendi yeminlerine sadık kaldıklarını söylemek doğru mudur? Bunlara karşı meslek odalarının ne gibi yaptırımı olmuştur? Kaç doktorun meslek diploması iptal edilmiştir? Bunlar ile ilgili sonuçlar kamuoyuna yansıtılmış mıdır?

Meslek alanında uzman olduğunu söyleyen doktorların, günlük olarak bakması gereken hasta sayısı ne kadar olmalıdır, en fazla ne kadar hastaya bakabilir? Bir doktorun yanında yer alması gereken yardımcı sağlık emekçisi sayısı normalde kaç kişiden oluşmalıdır, peki normalde olması gereken yardımcı sağlık emekçinin olmaması, o teşhisin doğru konulmasına etkisi ne kadardır? Standart olması gereken ile, olan arasında uçurum ne kadardır?

Sorular sağlık alanında olunca önemlidir, yanıt alınması beklenir, fakat bu beklenti ile kaldığını yıllardır görmekteyiz. Tıp alanında maalesef meslek ilkelerine uymayan bir çok uygulama ile karşılaştık, bunu kendi yaşantımız içinde yaşayarak gördük, fakat bu yaşadıklarımızı şikayet edebileceğimiz bir merci göremedik. Yaşadık ve yaşadıklarımızla kaldık. Umut ettik, kimse bir daha yaşadıklarımızı yaşamasın dedik. Fakat her gün daha da beter olayları duyar olduk. Para hırsı ile gözleri dönenler her türlü yolu kendilerine mubah gördüler. Sağlık ucuzladı, insan hayatı ucuzladı bu şekilde. Çünkü rekabet hayatı daha da ucuzlatır, daha çok para kazanmak için.

Hastalıktan kurtulup, verilen ilaçların yan etkisi sonucunda başka hastalığa yakalananlar oldu, çünkü sürekli gelir için ticari işletmelerin hastaya ihtiyacı vardır. Sağlık sektörü o kadar ileri gitti ki, sınırları aştı. Hastalar uçaklar ile taşınır oldu. Sınır ötesinden doktorlar geldi kendi hastanelerinin reklamını yaptı, hasta çekti çalıştığı yere. Popülerleştirildi. Popüler olan doktorun daha çok hastası oldu, elbette maaşı da ona göre arttı, çünkü döner sermayeden beslenmektedir. Gelir getirmeyen, popüler olmayan doktorlar devlet hastanelerine kovuldu, çünkü onlar ticari dünyanın insanı değildirler. Günümüz değerlerine sahip değildirler. Günümüz yükselen değerine sahip olmayanların bu sistemde tutunması zordur. Doktorun çok bilmesi artık önemli değildir, popüler olması, ekranlardan, gazetelerden seslenmesi daha önemlidir. Açıklanan şeylerin popüler ve herkesin anlayacağı şekilde olması gereklidir. Sürekli yeni şeyler söyler gibi gözükmelidir. Sağlık emekçisi sağlık sektörünün bir figürüdür. Verilen rolü iyi oynamak zorundadır.

Son olarak bitkisel yaşama giren Grup Gündoğarken grubunun üyesi Burhan Şeşen’in oğlunun başına gelenler. Onun oğlunun başına gelenler bir çok ailenin çocuğunun başına geldiğini düşünüyorum, çünkü durumu açıklamak için ekranların karşısına geçen hastane başhekimin o umursamaz açıklaması bende o çağrışıma neden oldu. O kadar kanıksamışlar ki, yanlış teşhis koymanın, sonucunun pek önemi yok gibidir. Bu teşhisi koyanların, teşhisi koyan ve yanlış tedavi edenler ve onları savunanlara karşı meslek odaları nasıl bir tepki koyacaklardır? Sadece kınama ile yetinecekler, yoksa meslek diplomaları ellerinde alınacak mıdır?

Sağlık alanı ticari bir alan olduktan sonra insan yaşamı ucuzlamıştır, sağlık sektörü para kazanan bir alan olmuştur. Rekabet koşulları altında olan sağlık sektörü kendisini para kazanacağı alanda geliştirmeye devam edecektir. Diş doktorları yardımcıya ihtiyaç duymadan tek başına diş yapacaktır, ameliyata giren doktor bant usulü çalışmaya devam edecektir, kimi ne için ameliyat etdiğini dahi bilmeden önüne geleni ameliyat edecektir. Ameliyat sonrası bakım önemsenmeyecektir, önemli olan hastanın para vermesidir. Para verecek yakının olmasıdır. Para kadar sağlık dönemi içinde, daha çok para kazanmak isteyen biri ne yapar? Talep yaratılır, arza uygun olarak!

İnsan sağlığı ve hayatı ticari sektör olduktan sonra daha da ucuzlamıştır. Doktorlar daha çok para kazanmak için ve riski en az olana yönelmesi bundandır. Tıp fakültesi öğrencileri arasında bir araştırma yapılsa acaba yüzde kaç idealist doktor adayı bulunur?

Burhan Şeşen ve ailesine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum, umarım ki onların yaşadıklarını bir daha başkaları yaşamasın. Umarım ki onlar bu işi sonuna kadar takip ederler ve suçlular hak ettikleri cezaya kavuşurlar. İnsan sağlığını önemsemeyen, liberal ekonomiyi bu alanda savunanlar var olduğu sürece ve liberal koşullar bu alanda varlığını gösterdiği sürece insan yaşamı ne yazık ki daha da ucuzlayacak, para kazanmak için doktorlar ettikleri yemini anımsamayacaklardır. Paranın ve popüler olmanın ışığı altında vicdanları rahat yaşayacaklardır. Bu kader değildir, onu değiştirmek bizlerin elinde olduğunu unutmayalım. Hiçbir sistem sonsuza kadar yaşamaz, bugün yaşadığımız sistemin ne zaman geldiğini unutmayalım, geldiği gibi gideceğini de!

30 Kasım 2008 Pazar

Bir film ve düşündürdükleri…


Bir film ve düşündürdükleri…

Trading Places (alışveriş basamağı), 1983 yılında Amerikalı yazar Mark Twain’in ‘yarım milyon para’adlı eserinden esinlenerek yapılmıştır. John Landis yönetmenliğinde başrolleri oynayanlar; Dan Aykroyd, Eddie Murphy, Ralph Bellamy, Don Ameche, Denholm Elliott ve Jamie Lee Curtis. Film 118 dakikadır.

Filmin adı borsada önemli rol oynayan kişi olarak tercüme edilebilir. Borsada önemli rolleri olan iki kardeşin bir iddiası ve sonrası gelişen olayları ilgi ile izlemekteyiz. Filmin kısaca konusu şu şekildedir;

Film iki kardeşin sürekli ziyaret ettiği bir clubün kapısından girişi ile başlar. Kapının önünde bir dilenci vardır, Noel bayramı yaklaşmaktadır ve bu bayrama özgü olarak sokaklar süslüdür. Vietnam savaşı gazisi olduğunu ve ayaklarını orada kaybettiğini söyleyen siyah vatandaşın bu kardeşlere yaklaşması ve para istemesi ile filmin esas konusuna doğru geçiş yapılır.

Filmin esas kahramanları başlangıçta birbirleri ile alakasız gibidir, zaman içinde bu ilgisiz insanların yolu bir yerde kesişecektir. Filmde her an önemlidir, ekrana kim geliyorsa onun bir kısa hikayesi ile karşılaşırız. Kısa hikayeler filmin dokusu içinde işlenmektedir.

Polislerin kontrolü sonunda bu dilencinin Vietnam gazisi olduğu ve karnını doyurmak için bu şekilde yaptığını anlattığı sahne vardır, elbette polisler inanmaz bu hikayeye, bir süre sonra ayağı olmadığını söylediği ayakları ortaya çıkar, artık dilenci anlattığı hikayenin çökmesi ile birlikte oradan uzaklaşması sahnesi yer alır. Polisler sadece bu giden adama bakmak ile yetinirler. Dilenci siyahtır. Polislerden biride siyahtır.

Şimdi filmin konusu içinde bu siyah figürüne neden önem verdiğim gelecek satırlar içinde açıklanacaktır. O yüzden ırkçılık yaptığım sanılmasın.

Sokakta biraz önce kapısında dilendiği clubün önünden geçerken, o iki kardeşin mali danışmanı ile kapıda çarpışır ve mali danışmanın elindeki çanta yere düşer. Siyah biri tarafından soyulduğuna inanır ve yardım çağrısında bulunur. Siyahlar onun için hırsızdır ve onların iyi niyetli davranışları olamaz fikri hakimdir. Danışmanın yardım çığlıklarına çevrede bulunan ve biraz önce dilencinin gerçek yüzünü ortaya çıkaran polisler koşarlar. Paniğe kapılan siyah dilenci bir anda açık bulunan kapıdan içeriye kaçar ve salonun ortasına gelir. Hiç görmediği bir dünyadadır ve orada bütün dikkatleri üzerine çeker. Şaşkınlık içinde dururken biraz önce yardım istediği o iki kardeş ile yüz yüze gelir ve bu arada polisler tarafından etkisiz hale getirilir.

Kısaca filmin girişi bu şekildedir. Komedi tarzında yapıldığı için izleyiciler gülmek için kendini hazırlamıştır.

Amerika’nın bir dönemidir, krizin yaşandığı döneme aittir. Savaş sonrası zenginler ile fakirlerin kalın çizgiler ile birbirinden ayrıldığı dönemdir. Bu dönemde dilencilik ve bu tipte sahtekarlıklar hoşgörü ile karşılanır, çünkü dilenmek doğal bir sonuç gibidir. Ondan dolayı polisler bu dilencinin yalan söylemesini biraz önceki sahnede sadece acıyan gözler ile izlemiştir.

Siyah vatandaş gözaltına alınmıştır, polislerin kolları arasında gideceği karakola doğru yola çıkar. İlk gözaltına alınışı değildir, çünkü alışkındır. O rahatlığı yolda giderken siyah vatandaşın gözlerinden izleriz.

Bu arada clup’de başka şey olmaktadır. İki kardeş kendi aralarında bu siyah vatandaşa bir şans verilmesi gerektiğini düşünürler ve uzun süredir düşündükleri bir şeyi gerçekleştirmek için bir andır. Polis’e gidip nüfuslarını kullanarak siyah vatandaşı yanlarına alarak eve getirirler. Bir dönemeç noktasıdır siyah vatandaş için. Çünkü her söylenen söz onun gerçekleri ile bağdaşmaz, fakat kısa zamanda çok ciddi olduklarını anlar.

İki kardeş bu siyah vatandaşa bir şans verir ve yanlarına ekonomi danışmanı olarak işe alır. Onun görevi kapıda çarpıştığı adamın görevidir. Onun rolünü oynayabilecek midir, kısa zamanda uyum sağlayacak mıdır? Sorular kısa sonra yanıtını bulacaktır.

Film durağan olmaktan çıkmıştır ve siyah adam yeni kimliği ve kıyafetleri ile ekranlara yansır. Yeni görevine alışmıştır, işleri takip eder. Beyaz adam (kapı önünde çarpıştığı) onun rolündedir. Her şeyini kaybetmiş bir işsizdir artık. Sokakların kaldırımları bir kişiyi clubün içine taşırken, diğerini almıştır. Sadece renk değişmiştir.

Beyaz adam, ilişki içinde olduğu hayat kadının yanına sığınmıştır, her şeyini kaybetmiştir. İçten içe bir düşmanlık duygusu duymaktadır ve öcünü almak için eski yaşadığı yerlere gider, fakat artık her şey değişmiştir, kimse onu anımsamaz bile. Noel baba kıyafetleri içinde eski yaşadığı yerde ekmek çalar, bir ara eski patronları ve siyah adam ile karşılaşır ama bir şey yapamaz, çünkü her şey değişmiş olduğunu kabul eder. Orada kaçar. Yeni rolüne uygun yaşama, yani sokaklara döner. Sokak insanları gibi sarhoş ve kirlidir.

Siyah adamı bir tuvalette sigara içerken görürüz ekranda. Orada sigara içmek yasaktır, bir yaramaz çocuk gibi tuvalete sığınır ve sigara içerken, patronları gelir. Her yeri kontrol eden patronları, güvende olduklarını hissettiklerinde aralarında konuşmaya başlarlar. Aslında bu rol değişimin ve siyah adamın bu kadar kısa zamanda uyum sağlayacağı konusunda iddiaya girmişlerdir. Üstelik bir dolar karşılığında. Bir dolar iddia iki yaşamı nasıl alt üst ettiği ekrana yansır.

Siyah adam onlar çıktıktan sonra beyaz adamın arkasına koşar.

Buraya kadar neden beyaz adam ve siyah adam olarak yazdım da filmdeki adlarını kullanmadım? Çünkü filmde isimler önemli değildir aslında, önemli olanın ne olduğu buraya kadar anlatımlarımdan çıkmıştır sanırım.

Beyaz adamın arkasından koşar ve beyaz adam intihar etmek istemektedir her yolu dener ama ölmez, siyah adamın son dakikada bulması ile yaşama döner. Her şeyi anlatır, fakat bu anlatım sırasında beyaz adamın zenci düşmanlığı ekrana olduğu gibi yansır. Düşmandır, çünkü her şeyini o siyah adam almıştır. Ölümden döndüğü içinde bir rüya olarak görür, fakat gerçek karşısındadır. Kısa bir boğuşma sırasında beyaz adam üsttedir ve siyah adam alttadır. Diğerlerinin müdahalesi sonucu kurtulur. Ortak düşmana karşı bir duruş sergileme konusunda anlaşırlar.

O sırada tesadüfi sonucu bir borsa simsarını tv ekranında görürler ve borasının yönünü belirtecek olan sonuçlar yakında açıklanacaktır. Yıllık üretimlerin azlığı ya da çokluğu borsada bulunan kağıtların fiyatını belirlemektedir. Bu raporu ele geçirmek için plan yaparlar ve uygularlar. Kazanırlar. Kendilerinin önceden bildiği sonuca göre borsada bir oyun oynamak isterler.

Borsanın başlama saati 9 beklenir. Saat dokuz başlama saatini patronları başlatır. Borsa her zamanki gibi karmaşıktır, sesler yüksektir, kağıtlar alınır satılır. Telefonlar işler. Bu iki kafadar uygun saati beklerler. Kapanışa yakın bir zaman dilimi içinde, maliye bakanın üretim sonucunu açıklamaya yakın satışa başlarlar. Bir anda fiyatlar aşağıya düşer. Hayali olan kağıtlar, kabul edildiği değerlerin altına düşmüştür. Bu düşüş iki kardeşin sonu anlamına gelmektedir, çünkü bunlar borsada simsarlık yapmaktalar ve geçimlerini sadece üretim yapmadan kazanmaya adamışlardır. Düşüş onların sonudur. Maliye bakanın açıklama yapması ile birlikte artık borsa kapanışa gelmiştir. Bütün malvarlıklarını kaybetmiştir. İki kardeş, iki fakir iki insan olmuştur. Bizim iki arkadaş (siyah ve beyaz) bir birine bakar ve beyaz adam bir dolar verir siyah adama. Onlarda iddiaya girmiştir, kendi hayatlarını değiştiren adamların (kardeşlerin) hayatlarını bitirecektir. Ve kazanmışlardır.

Buraya kadar bir film anlattım. Bu filmde dikkatinizi belki bir şey çekmiş olabilir. Siyah adam seçilmiştir. Kim tarafından seçilmiştir? İki borsa simsarı ve Amerikan borsasına hükmeden iki kardeş. Yani iki kapitalist. İki kardeş bir dilenci olanı yani ismi ve geçmişi olmayan birini bir anda görev ve para vererek nasıl yeni düzene uyum sağladığını kanıtlamıştır. Siyah adam bir iddia sonucu oraya geldiğini öğrenmemiş olsaydı belki yeni yıla çok farklı ve beyaz adamın sonunu düşünmeden girecekti.

Size yaşamımızdan bir şey anımsatıyor olabilir mi? Obama neden seçildi, kimler seçti, kimler destekledi derinsiz? Bu seçim için acaba bilinçli bir şekilde kontrollü kriz yaratılmış olabilir mi? Enerji kaynaklarının kontrol edilmesini başaran Bush, sonrası gelişen olaylar yeni enerji kaynaklarının günlük yaşamımıza girmesi anlamına gelir mi? Kömür enerjisinden, petrol enerjisine geçerken neler yaşamıştık, anımsayan ya da bilen var mı?

Dünya yeni bir paylaşıma giderken acaba yeniden iki kutuplu bir dünya olacağımız anlamına mı geliyor, neden tek kutuplu bir dünya birilerin işine gelmedi e ikinci kutup yaratılmasına olanak veriliyor?

Bir film izledim ve filmi sizin ile paylaştım, bu filmin çekin tarihi ile bugüne gelişi arasındaki yıllara bakın. Bir de Amerika’da bir partide bir gazeteciye söylenen bir sözü düşünün. O partide henüz AKP yoktur, ama ılımlı İslam başbakandan ve cumhurbaşkanından bahsedilmiştir. O parti 12 Eylül hemen sonrasına rastlar.

Soruları sordum, düşünmesi de sizde!