Mahir CHP’li Olsaydı Ölmezdi
CHP liderlerinin tamamı siyasal olarak sağ çizgide durmaktadır.
“Ortanın solu” söylemi dahi, özellikle “Hayata Dönüş” operasyonu gibi
süreçlerde gerçek niteliğini açık biçimde ortaya koymuştur. CHP tarihsel olarak
hiçbir zaman solcu bir parti olmamıştır; aksine, belirli dönemlerde otoriter ve
devletçi karakteri ağır basan bir yapı olmuştur. Tek parti döneminde demokratik
bir siyaset anlayışı değil, İstiklal Mahkemeleri eliyle muhaliflerini bastıran,
korku iklimi yaratan bir yönetim anlayışı hâkimdi. Sansaryan Han gibi mekanlar
da bu baskıcı geleneğin sembollerinden biri olarak hafızalarda yer etmiştir.
CHP’nin Türkiye’de “sol” olarak görülmesinin temel nedeni,
kendi konumundan çok, ülkedeki siyasal merkezin aşırı sağa kaymış olmasıdır.
Merkezin sağında duran partilerin siyasal alanı belirlediği bir ülkede, doğal
olarak merkez sağ bir parti bile “sol” gibi algılanabilmektedir.
Oysa bugün Türkiye’de CHP’nin solunda duran siyasal yapılar
vardır. Bunların bir kısmı merkez sol çizgide, bir kısmı ise daha açık
sosyalist ya da devrimci bir hatta durmaktadır. Popüler siyaset yapan bazı
yapılar ise sol söylem kullanmalarına rağmen örgütsel ve siyasal karakter
olarak sağcıdır.
Bugün Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel/İmamoğlu çevresi arasında
yaşanan mücadele de esasen bir koltuk kavgasıdır. Erdoğan’ın müdahaleleriyle bu
süreç “demokrasi mücadelesi” gibi sunulmaktadır; ancak hangi taraf kazanırsa
kazansın ortaya çıkacak çizgi yine sağ siyaset olacaktır. Bu nedenle CHP
içindeki iktidar mücadelesinin benim açımdan siyasal bir anlamı yoktur.
Daha ilginç olan ise, bugün CHP içinde muhalefete düşen
kesimlerin Kılıçdaroğlu’na karşı devrimci jargon kullanmasıdır. “Yolumuz
Mahirlerin, Denizlerin yoludur” diyerek CHP içi hizip savaşına tarihsel
devrimci figürleri dahil etmeye çalışıyorlar. Oysa Mahir Çayan’ın da, Deniz
Gezmiş’in de siyasal çizgisi CHP ile aynı zeminde değildi.
Mahir Çayan’ın ayrı bir devrimci örgüt kurmuş olması bile
CHP ile arasındaki ideolojik mesafeyi göstermeye yeterlidir. Aynı durum Deniz
Gezmiş ve THKO için de geçerlidir. Eğer CHP gerçekten devrimci bir adres
olsaydı, bu insanlar ayrı örgütler kurup ölüm pahasına başka yollar açmaya
çalışmazdı.
Deniz Gezmiş ve arkadaşları önce TİP içinde mücadele
yürüttü, ardından kendi devrimci çizgilerini oluşturdular. CHP ile organik ya
da ideolojik bir bağ kurmadılar. Çünkü CHP’nin temsil ettiği devletçi ve merkez
sağ çizgi ile onların devrim anlayışı arasında temel farklılıklar vardı.
Üstelik Deniz Gezmiş’in idam sürecinde CHP’li vekillerin
rolü de unutulmamalıdır. Bugün Denizleri sahiplenmeye çalışanların, tarihle bu
kadar seçmeci bir ilişki kurması ciddi bir çelişkidir.
Özgür Özel gibi siyasetçileri “devrimci” ya da “solcu” ilan
etmek de aynı derecede gerçeklikten kopuktur. Kürt siyasetçilerin
tutuklanmasının önünü açan yasal düzenlemelerde CHP’nin Mecliste verdiği destek
ortadadır. Aynı şekilde Ekmeleddin İhsanoğlu adaylığında da, Kemal
Kılıçdaroğlu’nun adaylığında da parti içindeki bugünkü “muhalif” kesimler ortak
bir çizgide hareket etmiştir. Bu nedenle bugün ortaya konan ayrışmanın
ideolojik değil, büyük ölçüde güç ve pozisyon kavgası olduğu açıktır.
CHP’nin tarihsel mirasına romantik anlamlar yüklemek de
gerçekçi değildir. “Kuruluş ayarlarına dönmek” söylemi çoğu zaman otoriter
devlet geleneğini yeniden kutsamak anlamına geliyor. Çünkü kuruluş süreci
yalnızca ilerleme ve modernleşmeden ibaret değildir; aynı zamanda baskıların,
yasakların ve kanlı kırılmaların da tarihidir.
Üstelik CHP, iktidarda büyük sorun yaşamadığı 1930’lu
yıllarda da Alevileri ve Kürtleri yok sayan bir siyasal anlayışın
temsilcisiydi. Bugün özgürlük, demokrasi ve devrim söylemi üretenlerin bu
tarihsel mirası görmezden gelmesi ciddi bir tutarsızlıktır.
Kadın hareketi açısından da benzer bir tarihsel çarpıtma
yapılmaktadır. Kadınların örgütlü mücadelesi Cumhuriyet’ten önce de vardı.
Meşrutiyet dönemi kadınların kamusal alana çıkışını ve örgütlenmesini önemli
ölçüde hızlandırdı. Cumhuriyet bu süreci sıfırdan yaratmadı; devraldı ve kendi
ideolojik çerçevesine göre yeniden şekillendirdi.
Aynı şekilde Meşrutiyet Anayasası’nın taşıdığı görece
özgürlükçü ruhun dahi tam anlamıyla aşılabildiği söylenemez. Türkiye hâlâ
gerçek anlamda özgürlükçü ve demokratik bir anayasal düzen kurabilmiş değildir.
Bu nedenle ne Deniz Gezmiş ne Mahir Çayan CHP iç kavgasının
tarafı haline getirilebilir. Onlar farklı bir dünya görüşünün temsilcileriydi.
CHP ile ne örgütsel ne ideolojik olarak ortak bir yol yürüdüler. Devrimciler,
CHP gibi kurucu devlet partisinin ne neferiydi ne de onun siyasal hattının
devamıydı.
Devrimcileri CHP’nin iç iktidar savaşına dahil etmeyin.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder