Borçlu Çocuklar, Tükenen Aileler
Geçenlerde bir arkadaşımın çocuğu öldü. Nasıl öldüğü muamma
ama sonuç ortada; artık aramızda değil... Her insanın başına gelebilir bu durum
ama ben bugünün atmosferinden bahsetmek için o ölümü bahane olarak
kullanacağım; o olayla doğrudan bağ kurmadan, ona paralel bir durumdan söz
edeceğim...
Günümüzde çocuklar annelerinden ve babalarından daha fazla
tüketici. Emek harcamadan ebeveynleri üzerinden geçinmeyi, yaşamayı, konforunu
geliştirmeyi kullanıyor. Kısacası tüketimde annesinden ve babasından ileri,
sorumluluk açısından geri konumda...
Tarih bize hep ileri gideceksin demedi; zaman zaman
diyalektik yasası da geri işler...
"Ben babamdan ileri, oğlumdan/kızımdan geriyim."
lafı boşa düşüyor...
Bu kuşaklara isim vermek moda oldu. Artık hangi harfin
kullanıldığının da pek önemi yok. Çünkü bizim torunlarımız, çocuklarımız
tüketim çılgınlığının akışına kapılmış; herhangi bir sorumluluk duymayan, önüne
geleni yıkıp yerine yeni bir şey koymadan, yokuş aşağı freni patlamış kamyon
gibi çarparak ilerliyor. Sonunda bir çıkmaz sokakta, önüne konulan ya da zaten
var olan duvara çarparak bu yolculuğu sonlandıracak...
Bu değişim bir günde olmadı. Çocukların değişmesinden önce
aile değişti; aileden önce ise yaşamı belirleyen ekonomik ve siyasal düzen
değişti. Bugün gördüğümüz sonuç, uzun yıllara yayılan bu dönüşümün birikimidir.
Eskiden daire almak, yatırım yapmak önemliydi. Çünkü gelecek
sorunu, eskiden daha fazla üzerimize binmiş bir mirastı. Babamızdan aldığımız
mirası geliştirip çocuğumuza aktarmak gibi bir kültürden geliyorduk. Miras
yiyen yerine mirası büyüten kuşaklar, ulus devlet anlayışına uygundu. Çünkü
sermaye birikimi, feodal yapının parçalanması ve daha konforlu bir yaşam uğruna
eskisini yıkıp yerine daha gösterişli beton yapılar inşa etmekti. Lüks hayat
özlenen, hedeflenen bir yaşam biçimiydi. Köşklerden çıkıp apartman dairesinde
yaşamak, lüks yaşamın sembolüydü...
Bu yaşam biçimi onlarca yıl sahnede tiye alındı ama ulus
devlet mantığı içinde olması gerekendi...
Ulus devletin yıkılması için 12 Eylül gerekliydi. Çünkü
geçmişin devrimcileri muhafazakâr bir yapıya dönüşmüş ve küreselleşme
karşısında engel hâline gelmişti. O engel, binlerce insanın kanı üzerine, 24
Ocak Kararları ile "amaca giden her yol mubahtır" mantığı içinde
darbeyle aşıldı. İşkence tezgâhlarında faillere suç, suçlulara failler
bulundu... Bu da siyasi savunma yerine bireysel savunmayı, işkenceye karşı
direnişi, tek tip kıyafet dayatmasına karşı ölümü getirdi. Yaşayan
devrimcilerin tasfiyesi, 12 Eylül zihniyetinin cezaevleri üzerindeki
tercihleriyle devam etti. Yaşayan devrimcileri hain diyerek şişlemek de bir
dönem modası oldu. Sonuçta devrimci hareket en önemli kadrolarını kaybetti;
geleceğe giden halka bu sayede kırıldı. Yerini küreselleşmenin liberal
düşüncesi ve yaşam biçimi aldı.
Liberalizm ise çocuğunu üretici değil, tüketici yapan
koruyucu bir anlayışı geliştirdi...
İşte bu siyasal ve ekonomik dönüşüm yalnızca devletin
yapısını değiştirmedi; aileyi, çocuk yetiştirme anlayışını ve gündelik hayatı
da yeniden biçimlendirdi. Bugün çocukların dünyasına baktığımızda gördüğümüz
tablo, biraz da bu dönüşümün doğal sonucudur.
Koruyucu ebeveyn, çocukları için gelecek planladı. O
geleceğe ulaştırmak için çocuklarını en pahalı dershanelere gönderdi, en
prestijli okullarda okutmak için her türlü özveriyi gösterdi. Devrimci olmasın
da kendisini kurtarsın, sermaye için akıllı, onlara en iyi hizmeti veren çalışan
olsun diye uğraştı. Kısacası çocuğu daha rahat, daha konforlu yaşasın diye
kendisini feda etti!
Fedakâr aile, fedakâr çocuklar yetiştirdi!
Fedakâr çocuklar ise kendi yaşadıkları o at yarışı sürecini
çocukları yaşamasın diye, elde ettikleri konforu çocuklarının geleceği için
kullanmaya başladı...
Konforlu yaşamın bir bedeli vardır...
O bedel çok ağır ödendi...
Sonuçta çocukların okula gönderilerek elimizden çalınmasına
olanak veren sistem, okula göndermeden de çocukların piyasanın tüketici
bireyleri olması için sağlam adımlar attı...
Üreten değil, tüketen!
Her alanda tüketim çılgınlığı başladı. Kim neden tükettiğini
bilmeden toplumun sürü hâli daha belirleyici oldu...
Sahillerde yazlık alma, alamayanlar için dönemlik daire
kiralama gibi "dahiyane" fikirler hayata geçti... Kısacası geçmişin
tüm birikimi piyasada hareket eden paraya dönüştü...
Dünya küçüldü ve tüketim her alanda daha da arttı...
Küçülen dünyada tüm bireyler birbirine benzemeye başladı;
yerel olan ortadan kalktı...
Hangi ülkeye, hangi şehre giderseniz gidin benzer kıyafetli
insanlar, benzer konutlar, benzer sokaklar görmeye başladınız. O klasik otantik
yaşam, yerel kıyafetler ortadan kalktı; onlar ancak turistik birer tüketim
aracına dönüştü...
Amerika'da bir ailenin çocuğu nasıl yetişiyorsa bizde de
çocuklar aynı şekilde yetişmeye başladı. Ama ekonomi konusu başlarda pek
ciddiye alınmadı. Zaman içinde ekonomi en önemli faktörlerden biri hâline
geldi. Aynı markalar bizde daha pahalıya satılır oldu. Aynı markaları her
ülkede çocuklar ellerinde taşır oldu. Dünya markalar üzerinden dönmeye başladı.
O markaya ulaşamayan çocuk, aile içi cinayete kadar giden zorbalık günlerinin
başlamasını hızlandırdı...
Geliri farklı olan insanların aynı şeyleri tüketmesi, hızlı
borçlanmayı olağan hâle getirdi...
Tüketici kredisi...
Bankaların bulduğu, siyasi iktidarlar tarafından teşvik
edilen bir şeye dönüştü. Geliri olmayanlara bile, aylık maaş alanlara verilen
promosyonlarla daha hızlı borçlanmanın yolları açıldı...
Çocuğunun konforu için borçlandı...
Borç, geçmişin mirasının piyasaya sürülmesi anlamına
gelir...
Önce aileden gelen miraslar satıldı...
Sonra birikimler...
Sonra ise...
Uyuşturucudan ölen çocuklar...
Kalp krizi geçiren gençler...
Bankalara borçlanmış aileler...
Borcu borçla kapatma süreci... Ve bu süreç, bir yere gelince
tıkanacaktı...
Tıkandı...
Ölen çocuklar bir anlamda ailelerini kurtardı. Çünkü artık
daha fazla tüketemeyecek, aile içindeki şiddeti beslemeyecek konuma geldiler.
Ya yaşayanlar?
Onlar bu atmosferin girdabında savrulmaya devam ediyor.
Çünkü ihtiyaçları karşılanmadığı anda her yolu mubah gören bir çete anlayışına
doğru evrildiler...
İslam dünyası çocuklarını cihat gibi soyut şeylerin kurbanı
yaparak bu girdabı kontrol etmeye çalıştı. Batı dünyasında ise okulları basan
çocukların katliamı olağan hâle geldi. Sonuçta kurban da katil de aynı yerden
beslenen bir kaosun ürünü oldu...
Kapitalist sistemi sorgulamayan her düşünce yöntemi,
kapitalizmin bu krizini besleyen ve büyüten bir şeye dönüştü...
Liderlerin her birinin aşırı sağcı ve otokrat olması
tesadüfi değildir. Çünkü küreselleşmenin önündeki en büyük engel hukuktur. Ulus
devleti yıktılar ama yerine bir şey kurmadılar. Kapitalist sistem tek çıkış
yolunu, önceki iki paylaşım savaşında olduğu gibi, yeni bir dünya savaşında ve
silahlanmada buldu. Silahlanan ülkeler bir gün gelecek ve çarpışacak...
Geçenlerde bir çocukla karşılaştım. "Ne güzel bir
şeysin..." diyerek elimi başına doğru uzattığımda, "Beni seveceksen
para ver." dedi. Cep harçlığı yoksa sevgi de yok der gibi kızgınca bana
baktı...
Belki de o çocuk yalnız değildi. Yalnızca içinde yaşadığı
çağın dilini konuşuyordu. Sevginin bile piyasa mantığıyla ölçüldüğü bir
dünyada, çocukların parayı sevgiden daha gerçek sanması artık şaşırtıcı değil.
Sonuçta her şeyi paraya endeksleyen kuşaklar elbette paraya
ulaşmak için her yolu mubah görecektir...
Belki de asıl sorun çocuklar değildir. Sorun, çocuklarını
tüketici olarak yetiştiren, sevgiyi bile parayla ölçen, geleceği borçla satın
almaya çalışan bir düzenin kendisidir. Bugün çocuklar yalnızca anne ve
babalarının cebini tüketmiyor; onların umutlarını, emeklerini ve yarınlarını da
tüketiyor. Aileler ise çocuklarına gelecek bırakmaya çalışırken, farkına
varmadan onlara borç, yalnızlık ve tükenmişlik bırakıyor.
Borçlu çocuklar ile tükenen aileler aynı hikâyenin iki
farklı yüzüdür. O hikâyeyi yazan ise tek tek insanlar değil, tüketimi yaşamın
tek anlamı hâline getiren kapitalist sistemdir. Bu sistem sorgulanmadıkça ne
borç bitecek ne aile yeniden güçlenecek ne de çocuklar gerçekten özgürleşecektir.
Bugün büyükbabaların ve büyükannelerin tek görevi vardır:
Çocuklarının çocuklarına bakmak, onlara cep harçlığı vermek. Vermeyen olursa
katil olan torunlar zamanından geçiyoruz...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder