Sorun Kişiler Değil, Sistemin Kendisi
Erdoğan iktidara geldiği günden bugüne kadar ne kadar çok
birleşik, yan yana gelen mücadele biçimi denendi?
Tamam, Erdoğan bu ülkeye iyi gelmedi. Erdoğan, kendi çevresi
ve ailesi için yararlı oldu. Otoyollar, havalimanları, otomobil, HES'ler,
RES'ler, JES'ler ve madenler; hepsi kendi çevresine yarar sağlamak amacıyla
oluşturulmuş bir ekonomik ekosistemin parçaları oldu.
Enerji borsası kurmak zorundaydı; çünkü küresel firmaların
bu borsa üzerinden yerelin üzerine çökmesi daha kolaydır. Madenler
yağmalanmalıydı; çünkü çıkarılan her maden en ucuz şekilde gelişmiş ülkelere
satıldı, sonra da işlenmiş hâliyle geri satın alındı.
Bizden beklenen, ucuz iş gücü ve hammadde sağlayarak küresel
firmaların çekim merkezi olmamızdı. Buna rağmen, sıcak para dışında küresel
firmalar buraya yatırım amacıyla gelmedi. Daha çok hizmet sektörünü ve
perakende alanını yağmalamaya devam ettiler.
Ulus devletten kalan alışkanlıklarla gümrük vergileri
yükseltilerek, yandaş firmaların düşük kaliteli malları iç piyasaya en yüksek
fiyatlarla satıldı. Böyle bir anlayış hâkim oldu.
Erdoğan mutlaka gitmelidir.
Siyasi olarak bunun şu an için çok zor göründüğü
söylenebilir. Ancak son zamanlarda sağlık konusu daha sık gündeme gelmeye
başladı. Doğa, her insanı eninde sonunda içine alır ve çürütür.
Erdoğan karşıtlığı üzerine kurulan cephe siyaseti, bugüne
kadar Erdoğan'ı iktidardan uzaklaştırmak bir yana, iktidarını daha da
sağlamlaştırdı. Ülke tarihinin en fazla sorun yaşadığı, bu sorunlara çözüm
üretemeyen bir liderin sürekli iktidarda kalması aslında bir mucizedir. O
mucizenin adı ise muhalefetin Erdoğan karşıtlığı üzerine kurduğu cephe stratejisidir.
Sonuçta Erdoğan'ın iktidarda kalmasını sağlayan şey kendi
başarısı değil, muhalefetin izlediği stratejidir. Muhalefet, üstüne düşen
görevi yerine getirmek yerine Erdoğan'ı iktidarda tutarak, küreselleşen
piyasada Türkiye'nin geçmişindeki ulus devlet kurumlarından, algısından ve
alışkanlıklarından uzaklaşmasına istemeden de olsa katkı sağlamıştır.
Bugün ulus devletten elimizde ne kaldığına bakarsanız;
çözülmemiş siyasi olaylar, katliamlar ve faili meçhul cinayetlerin dışında,
sözde kalan bir Anayasa Mahkemesi, sözde kalan bir hukuk düzeni, sözde kalan
bir Meclis... Sözde kalanları sıralamaya başlarsak sonu gelmez. Çünkü devlet,
yerini yeni bir devlete bırakmadan çürümeye terk edilmiş durumdadır.
Bir yıkıntının içinde, kaos ortamında, tarihin kırıldığı bir
zamanda çürümekteyiz.
Kısacası, biz bir girdaba girdik ve bir türlü çıkamıyoruz.
Çıkış yolu olarak gösterilen tüm yan yana gelişler, birlikte mücadele
çağrıları, altılı masalar; hepsi sonunda birer masal oldukları gerçeğiyle
yüzleşti. Sorunun kendisi kişiler değil, sistemdir. Sistemi hedef almayan her
çıkış yolu, Erdoğan'ın iktidarda daha uzun süre kalmasını sağlayan tercihlere
dönüşmüştür.
Yeni bir yol açılmadan, eski alışkanlıklar üzerinde ısrar
etmek bu ülkeye hiçbir şey kazandırmayacaktır. Kurtarıcı liderler de bu ülkeyi
hiçbir zaman kurtaramayacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder