Sandık Renkleri Verir, İktidar Yeniden Boyar.
Her seçim sonrası seçim bölgelerine bir renk
vermek modadır. Yeşil, turuncu, kırmızı. Kısacası siyasi eğilime göre renkler
seçilir. AKP hep koyu sarı rengi almıştır; belki de ılımlı İslam anlayışını
sembolize ettiği düşüncesiyle. DEM Parti'nin rengi mordur; feminizm olarak mı
okunuyor? MHP kahverengidir. CHP ise kırmızıdır; sonuçta kurucu parti.
Ancak bu renkler, yalnızca seçim gecesinin fotoğrafını
gösterir; sonrasında yaşananlar ise o fotoğrafı değiştirebilir.
Ortaya çıkan bu haritayla seçmenin nabzı
tutulmuş olur ve iktidar partisi ile yerel yönetimler arasındaki fark ortaya
çıkar. Çünkü seçim haritası yalnızca seçmenin tercihlerini değil, iktidarın o
tercihlere nasıl müdahale ettiğini de göstermeye başlar.
Bizde her seçimden sonra oluşturulan bu renkli tablo, kayyum
atamaları ile önce mor renklerin azalmasına, ardından mahkeme kararları ve
soruşturmaların devreye girmesine yol açar; kırmızı renk yerini sarıya bırakır.
Dünyada mahkemeleri seçim sandığı olarak kullanan başka iktidarlar var mı,
mutlaka vardır; Böylece seçimi kaybeden iktidar, mahkeme kararları ve kayyum
atamalarıyla yeniden kazanma yoluna gider. Kaybeden her zaman kazanır! Elbette
iktidardaysa...
Ülkede seçim tarihi bekleniyor; güya renkler
yeniden rayına otursun diye. Ama seçimi hukuki düzenlemelerle belirleyen bir
iktidar var. Ayrıca iktidar, kazanacağını düşündüğü anda ülkeyi erken seçime
götürme hakkına sahip. Keyfine bağlı bir durum. Üstelik bu yalnızca Türkiye'ye
özgü bir tartışma da değildir. Nikaragua'da iktidarın, muhalefetin seçimi
kazanma ihtimali var diyerek seçimleri iptal etmesi de bir vaka olarak önümüzde
duruyor... Türkiye'de yöntem farklı olsa da benzer tartışmaların
yaşanabileceğine ilişkin kaygılar dile getiriliyor.
Bizde seçim belki iptal olmaz; ancak anayasa
değişikliğiyle ertelenebilir. Liderimizin sağlık durumunun ne olduğu önemlidir
burada...
Bütün bu süreç, seçim haritasının zaman
içinde yeniden şekillenmesine yol açıyor. Sonuçta renkler değişiyor. Yerel
yönetimlerin mali kaynaklarını yöneten seçilmişlerin yerini atanmışlar alıyor. Böylece
seçmenin değil, iktidarın tercih ettiği isimler başkanlık koltuğuna oturabilir.
Bir belediye başkanı hakkında soruşturma
açılması demek, o başkanın gözaltına alınıp mahkemede suçsuzluğunu kanıtlaması
gerektiği demektir... Sonuçta bizde hep var olan bir durum: Mahkemeler suçluyu
bulmak ile yükümlü değildir; olaylara bir fail bulur, mahkeme önüne gelir, o
gelen kişi suçsuzluğunu ispatlamak ile yükümlüdür. Eskiden işkence ile alınan
ifadeler geçerliydi, bugün tehditler ile alınan ifadeler geçerlidir... Sonuçta
savcılar rahattır, savunma avukatları da savcılardan/mahkemelerden aldıkları
görevleri yerine getirmek ile yükümlüdür...
Bu tabloyu yalnızca bugünün siyasi atmosferiyle açıklamak da
mümkün değildir. Ülkenin kuruluş dönemindeki İstiklal Mahkemeleriyle başlayan
anlayışın, isimler değişse de bugün de sürdüğünü yaşanan süreçlerden anlıyoruz.
Bütün bu gelişmeler bir araya geldiğinde
ortaya şu tablo çıkıyor: Sandık renkleri verir, iktidar yeniden boyar. O yüzden
bizde seçim gecesi ortaya çıkan harita hiçbir zaman son harita değildir. Asıl
harita ise mahkeme kararları, kayyum atamaları, soruşturmalar ve siyasi
hesaplar tamamlandıktan sonra ortaya çıkar. Seçmenin iradesi önce sandıkta
sayılır, sonra başka masalarda yeniden hesaplanır. Sandık sonucu açıklar, son
sözü ise iktidar söyler.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder