Düşmanım Ol ki İktidarım Sürsün
Erdoğan, kendisine karşı nefret duygusundan haberdar
elbette. Bu kadar çok nefretin kendi ismi üzerinde toplanmasını siyasi bir
kazanca dönüştürdü. Her nefret, karşı nefret duygusunu besler ve bu beslenen
duyguları yönetirsen siyasi bir harekete dönüşür... Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Düşman olmayınca devletin varlığı tartışmalıdır. Düşman
olmayınca devlet neden vardır? Bir düzen için, adalet için, istikrar için...
Bunların hepsi güzel cümlelerdir, çünkü devletin varlık sebebi aslında baskıdır.
Biçimlendirmektir, yeniden standartlar belirlemektir... Zaman, her zaman
standartları değiştirmiştir.
Gelişimsiz, durağan bir toplum olmaz!
Devletin yasaları durağandır. Durağan olduğu için kısa
sürede engel olur. Bundan dolayı devletin yasaları sürekli olarak değişir,
çünkü gelişimin önünde engel olanların ortadan kaldırılması gerekir. Peki, bu
engeller kime göre?
Seküler kesimlerde kendisine, inancına ve yaşam biçimine
karşı duyulan düşmanlığı bir silaha dönüştürdü. Bu öyle bir silah ki esnek,
muhalefetini yok eden ya da parçalayan sihirli bir değnek işlevi gördü...
“Bütün yollar Roma'ya çıkar.” Ya da günümüz deyimiyle,
“Osmanlı'da oyun bitmez.” Çünkü Roma öyle bir devlet organizasyonu yaratmış ki
kendisi yok olsa dahi yöntemleri ve mücadele biçimleriyle devletlerin ruhunda
hep yaşamıştır...
Bugün devletimiz de Roma devlet anlayışına uygun
örgütlenmiştir...
İnsanları iki şey belirler: yedikleri (tükettikleri) ve
toplumsal çevreleri (siyasi atmosfer)!
Bugünün zamanının ruhu, Erdoğan'ın yolunu açmakla kalmadı,
ona benzer liderlerin de önünü açtı, çünkü tüketimimiz küreselleşmiş oldu!
Küreselleşen insanın yereli kalmaz!
Roma siyasetçilerinin insanlığa armağanı olan kulisler, ayak
oyunları, insanların çıkarlarına göre yönlendirilmesi, kaprisleri, egoları,
hayalleri... Hepsi bir potada eritildi...
Düşmanlık, düşmanlığı yaratır...
Nefret söylemleri, yeni nefret söylemlerini besler ve
büyütür...
Sihirli değnek ortadadır...
Tüm liderlerin elinde devletin değneği, bir de onların
değişmez koltuk hırsları vardır. Elde ettikleri gücü kaybetmemek için aklın
almayacağı şeyleri yaparlar. İnsan bazen koltuğa o kadar alışır ki ayakta
durmak zorlaşsa da kalkmayı aklından geçirmez...
İnsan için beyin hep gençtir. Yaşlanan insan, hâlâ akıcı ve
etkili konuştuğunu düşünür, gençlerle yarışır. Kendisine övgü bile çıkarır;
kendisini aynada görmez, göremez! İnsan için vücudunun iflasını ne yazık ki
beyin henüz kabul etmez. Kabul ettiği an, zaten kısa sürede Doğa Ana görevini
yapacak ve insanı toprakla sırlayacaktır...
Bugün liderler neden koltukta çok uzun süre oturuyor?
Çünkü o koltuk, onlara süper güç olma ayrıcalığı veriyor...
Bir koltuk!
İnsanlık tarihi ne koltuklar gördü, geçirdi...
Yaşadığımız çağın atmosferi bakalım ne zaman değişecek?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder