Savaş Oyunu Oynamak Zorunludur!
Geçmişte askerlik zorunluydu. Bugün de zorunlu. Ancak artık
parası olandan para almak için zorunlu; parası olmayanlar ise belki de ordunun
ihtiyaç duyduğu personeli karşılamak için askerde tutuluyor!
Öyle bir zamandan geçiyoruz ki askerlik zorunlu olmaya devam
ediyor. Dünyanın her yerinde savaş ateşleri yakılıyor. Birbirini hiç görmemiş
insanlar, birbirlerinin üzerine bombalar yağdırıyor.
Küreselleşme yerel olanı ortadan kaldırdı, kaldırmaya da
devam edecek. Sonuçta tüketilen ürünler ortaklaşıyor.
Savaşlar da birbirine benzemeye başladı.
Şehirlerin üzerinde uçan dronlar, patlamalar…
Işıkları hiç sönmeyen şehirlerin bir bölümünde patlamalar,
sığınaklar, sirenler…
Evindeki ekranından ışık süzmeleri hâlinde gördüğü şehirlere
dron uçuranlar…
Bir düğmeye basarak füze gönderenler…
Artık savaş alanında askere ihtiyaç yok. Günlük işine gider
gibi bombalama mesaisi var. O saatlerde insan, çocuğuyla ilgilenir gibi
ilgilendiği dronuyla düşman dronlarına karşı mücadele ediyor.
Bir savaş oyunu oynar gibidir. Karşısında ne gerçek bir ölüm
vardır ne de gerçek olan herhangi bir şey. Her şey bir simülasyondan ibarettir.
Ancak gerçekte artık bir simülasyon odasında değildir; savaşın tarafıdır ve
elindeki şey gerçek ölümdür.
Savaş oyunu oynamak zorunludur!
Geçmişte köylere davulcular gelir, savaşın başladığını ya da
seferberlik ilan edildiğini duyururdu. Gençler askere alınırdı. Köylerinden ilk
kez çıkan bu gençler şehirler görür, daha doğrusu başka hayatların içinden
geçerlerdi. Kendileri dışında insanların da var olduğunu; kendileri gibi
konuşmayan, farklı şiveler ve diller kullanan insanların bulunduğu gerçeğini
ilk kez o zaman fark ederlerdi.
Bir kader birliği içinde, birlikte ölüme gider; birbirlerine
yardım eder, omuz omuza vermenin ne anlama geldiğini cephede öğrenirlerdi.
Başlarının üzerinden geçen vızıltının bir sivrisineğe ya da
arıya ait olmadığını, yanlarında ölen arkadaşlarını görünce anlarlardı. O
vızıltı kurşun sesiydi. Uzaktan gelen top mermilerinin yeri sarsan
patlamalarıydı.
Savaş biter, köylerine dönerlerdi.
Köyde gençlerin sayısı azalmıştır.
Geriye kalanlarla askerlik ve savaş anıları anlatılırdı. En
çok da karavanda pişen yemekler…
Köyün dışındaki hayatın ne olduğunu onlara savaş
göstermişti. Çölde nasıl yürüneceğini, susuz kalmanın ne demek olduğunu orada
öğrenmişlerdi. Bitlerle yaşamanın ne anlama geldiğini zaten köyden
biliyorlardı; dayanıklıydılar. Ancak daha önce hiç görmedikleri coğrafyaların
hava koşullarına uyum sağlamak kolay değildi.
Eskiden askere birlikte gidilir, askere giden herkese
Mehmetçik denirdi.
Bugün ise herkes askere kendi başına gidiyor. Giden, adıyla
anılıyor. Çünkü parası olanla olmayanın adı eşit mi olacaktır?
Evinde savaş oyunlarını en iyi oynayan, yüksek skorlar elde
eden; seçilmiş, bencil, arkadaşlık ilişkileri kuramamış, yalnızca oyunlar
aracılığıyla sosyalleşen insanların savaşına doğru evrildik.
Duygu yok, acıma yok, ölüm yok…
İçinde bulunduğu anı yaşamak yerine kendisine sorulan
sorulara yanıt vermek yerine cep telefonuna bakan bir gençlik…
Onların savaşı başladı.
Bireylerin savaşı…
Parasını verenler için ölüm kusanlar…
Bundan hiç rahatsızlık duymayan bencil insanların savaşı…
Çünkü attıkları bombaların düştüğü yerdeki yaşamı
görmeyeceklerdir. Orada yaşayanlar bunu hak etmiştir; başlarına gelenler
müstahaktır onlara göre.
İşlerini yapar, gönül rahatlığıyla mesai dışındaki
yaşamlarına devam ederler. Oyun oynayarak!
Bugün savaş baronları, tetiğe basacak elemanlarını en yüksek
skorları elde eden oyuncular arasından seçiyorlar.
Kendisini işine verecek, savaşacak bu gönüllü savaş
tetikçilerinin bulunduğu yeni bir savaş sürecine girdik.
Bu askerlere Mehmetçik denmez. Onlara başka bir isim
bulunmalıdır.