Suçluyu Bulduk, Dosyayı Zamanaşımına Bıraktık
“Onların en büyük kaygısı günah işlememek değil, işlediğini
belli etmemektir.” — William Shakespeare
Bugünlerde de “Şu yargılansın, bu yargılansın!” lakırdıları
çoğaldı. Aslında bu, muhalefeti etkisizleştirme yöntemlerinden biridir. Çünkü
kimin yargıladığı, kimin yargılandığından daha önemlidir.
İktidar, hazırlıklı ya da hazırlıksız, gündem değiştiren bir
durumla karşı karşıyadır. Siyasette kimin ne yaptığı, niçin öyle tepki verdiği
zaman geçince daha çıplak ortaya çıkar. Sonuçta siyaset, manipüle etme
sanatıdır; kitlesini bir arada, diri ve seçime hazırlıklı tutma sanatıdır.
Bunu beceren siyasetçi ve partisi, iktidar koltuğundan
kalkmamak için her yolu mubah görür. Tek başına ayakta duramayan
siyasetçilerden medet umanlar da onun iktidarını devam ettirmek için her yolu
rahatlıkla kullanırlar. Çünkü ortada çok büyük bir pasta vardır ve o pasta
henüz tükenmemiştir. Tükenmiş olsa dahi hesap verir konumda olmamak isterler.
Yani suçu, kabahati çok olanların kaybedeceği de çoktur. Fakat
bu suçların, kabahatlerin diyetini ödeyerek, hacı gibi siyasette Washington’dan
geçip oraya el sürerek, nasiplenerek, meşruiyetini alıp gelmek mümkündür. Sonra
temiz elleriyle, “Nerede kalmıştık?” der ve yoluna devam eder. Sonuçta kime
hizmet ettiği, kime karşı sadık kaldığı, kardeşliğin ölçüsüdür.
Her iktidar, belli bir süre içinde kendi içindeki
“çürükleri”; yani çok fazla yağmalamış, seçmenin gözüne batar hâle gelmiş, gözü
doymayan açları çevresinden uzaklaştırarak ve suçları onların üzerine yıkarak
aklanır.
Lider her zaman habersizdir, bilgisizdir, kandırılmaya
uygundur. Ne olursa olsun lider korunmalıdır.
Sonra “Mahkeme açılsın, yargılansın!” lafı ortaya atılır.
Mahkeme açılır, dava zaman aşımına bırakılır. Unutulmaya yüz tutunca aklanır ve
her şeyin üstü kapanır.
Bir bardakta fırtına çıkarmak, siyasetin en çok kullandığı
yöntemlerden biridir. Kamuoyu o fırtınayla ilgilenirken aslında gemi su
almaktadır; kaptan ise fırtınanın ortasında idareyi kaybetmek üzeredir.
Yolcular bardağa odaklandığı anda, kendilerinin de büyük bir fırtınanın içinde
olduğunu unutur.
Ahmaklar ise sosyal medyada “Şu yargılansın, bu
yargılansın!” diye kampanyalar düzenler, o bardaktaki fırtınayı gündemlerine
alırlar. İktidarın da en çok istediği budur: Yargılamak!
Bugüne kadar yargılanmamış kim kaldı?
Halkın büyük çoğunluğu icra dairesinin kapısında dosya takip
ediyor.
Kredi borçları sınırı aştı. Yeni kredi alamayan ne yapacak?
Eğitim denilen büyük bir kandırmaca var. İnsanların
duygularıyla oynayıp çoğunu üzerinden köle hâline getiren, okul masrafını
ödemek için her türlü özveriyi gösteren ailelerin çaresizliği bir silaha
dönüşmüştür.
Sağlık aynı şekilde...
Güvenlik aynı şekilde...
Çaresiz insanların işi gücü, vicdanını rahatlatacak
mahkemeler açılacak; kurbanlar yargılanacak, arkasında bulunan dayısına göre
hüküm alacak ve olay kapanacak.
Kapanmayan şey ise bütçe olacak!
Bir bardakta çıkan fırtınayla oyalanmak, manipülasyonun sadece
bir yoludur.
Suudiler Yemen’e girince bizim de askerimiz orada ölecek,
diyen var mı?
Yemen’de Husilerle çatışmak, aynı zamanda İran’la çatışmak
olmayacak mı?
İran cephesi açılmayacak mı sanıyoruz?
Bütçesi olmayan bir iktidar savaşa girerse, her şeye muhtaç
hâle geleceğimizi unuttuk mu?
Çaresizlerin ülkesinde, bir bardakta çıkan fırtına yalnızca
bir gündem değiştirme yöntemi değildir. Aynı zamanda vicdanları rahatlatmanın,
öfkeyi başka yöne çevirmenin ve asıl hesabı görünmez kılmanın da en kolay
yoludur.
Muhalefeti yeniden biçimlendirmenin yolu da buradan geçer.
Birileri yargılanır, kamuoyu rahatlar. Birileri suçlanır,
öfke diner. Dosyalar açılır, manşetler atılır. Sonra zaman geçer.
Ve sonunda herkesin beklediği o sihirli cümle gelir:
“Artık bu konuyu kapatalım.”
Çünkü mesele gerçekten hesap sormak olsaydı, yalnızca
suçluyu bulmak yetmezdi. Hesabın da ödenmesi gerekirdi.
Ama bizde bazen düzen daha basittir:
Suçluyu bulduk, dosyayı zamanaşımına bıraktık.
Bardaktaki fırtına dindiğinde ise geminin ne kadar su
aldığına bakmak için artık çok geç olabilir.