Dünya’nın adını Amerika olarak değiştirelim mi?
Amerika’nın iç içlerindeki herhangi bir olay bizi kökten sallamaya devam ediyor. Bizdeki değişiklikler Amerika’da haber dahi olmuyor. Bu durumdan nasıl sonuç çıkarırız?
Amerika, birleşik devletler topluluğudur. Birleşik devletlerin sınırları nereden başlıyor, nereye kadar yayılıyor? Siyasi sınırları kim tarif edebilir?
Amerika’nın siyasi ve ekonomik olarak etkilediği coğrafyaya bakarsak sınırların boyutları göreceli olarak sürekli değişim gösterdiğini görebiliriz. Irak birleşik devletlerin şimdilik bir eyaleti konumunda dururken, Türkiye nerede durur?
Amerika nezle olsa, biz ateşli hastalığa tutulup acil çıkış yolları arar olduk! Bizdeki değişiklikler oradan gelecek onaya tabi olduğuna göre, biz bu birleşik devletlerin neresinde duruyoruz? (Ekonomik/ siyasi olarak alınacak kararlar hala onarın denetimi altındadır. Bir istisnai durum yaşamış olmamız, geneli göz ardı edemeyiz.)
Bileşik devletlerin sıradan vatandaşı dışında bir çok bürokratın dahi bizden haberi olmadığını yapılan haberlerden biliyoruz! Biz ise ilkokula başlamadan Amerikan’ın ve başkanın adını biliriz. ABD coğrafyasında yaşayalar bile hemen başkanlarının ismini söyleyemezken, neden bizim çocuklarımız Amerikan başkanın adını bilir?
Amerika Birleşik Devletleri’nin siyasi sınırları nerede başlar, nerede biter?
Amerika’da ikiz kuleler yıkılırken, bir daha dünya eskisi gibi olmayacak sözü rahat rahat söylenirken, bizde bir Amerikan bankasının binası yıkılırken her şey eskisi gibi olmaya devam etmesi nasıl açıklanır?
Amerika’daki eyaletleri ve yasaları hakkında değişik haberler bizim gazetelerin sayfalarında sürekli yer alır, Amerikan gazetelerinde bizim ile ilgili haberler Ermeniler ya da Yunanlar ile ilgili olduğunda kısa olarak ismimiz geçer!
Amerika yeni göçmen olmuş yetenekli insanlara en üst noktada iş verirken fazla düşünmez, hatta bu durum onlar için doğal karşılanır, çünkü onlar göçmen ülkesidir ve her türlü olanaklar olduğunu tüm dünyaya göstermekten büyük mutluluk duyarlar. Çekim merkezi olmak ve her ülkede kendisinden bahsedilmesinden hoşlanan bu devletler topluluğu, aynı zamanda kendisini her ulustan ve devletten üstün görür. Bütün tepkileri bencilcedir ve çıkarını düşünür. Bir yere göz diktiğinde her türlü riski göze alırken, zararı oluşmaya başladığında, hemen geri çekilebilmektedir. Vietnam bu konuda örnektir. Amerika çıkarı olduğu sürece tanır, sonra gerisini dönmede tereddüt etmez. Ülkelerin iç işlerine karışırken öncelik ‘kendi çocuklarını’ korur, ‘kendi çocukları’nın yerini alacak birini bulduğunda hemen öteki yapabilmektedir. (Bizdeki darbeler ve sonuçları irdelenirse bu konuda örnekler ile karşılaşırsınız.)
Amerika kendisine karşı işlenmiş suçları kovboy titizliği ile çözerken, başkalarına karşı işlediği suçları tarih kitaplarında dahi görmek istemez, eğer suç kendisini etkilemekten uzaklaşmışsa bir dip not olarak açıklar!
Amerika kendi dünya görüşünü her türlü iletişim aracılığı ile anlatır. Dünya tv’lerini ve haber ajanslarını besleyen Amerikan patentli kaynaklardır. Onların denetiminden geçmeyen hiçbir haber global olarak gezemez!
Bizim çocuklarımız doğumundan sonra onların izin verdiği kadar hayal dünyalarını geliştirebilmektedir. Evrensel insan tipi ve düşünce yapısını bugün belirleyen ülke durumunda olduğuna göre bizlerde Amerika’ya bağlı devletler topluluğundan farkımız nedir?
Amerika’da oluşan her türlü kriz bütün dünyayı kucaklarken acaba diye düşünmekteyim, dünyanın adını Amerika olarak değiştirsek acaba büyük hata yapmış olur muyuz?
6 Ekim 2008 Pazartesi
5 Ekim 2008 Pazar
Kan ile toprak sulamasına son!
Kan ile toprak sulamasına son!
Aktütün karakoluna saldırı…
Ne zaman?
Dün!
Neden dün saldırı gerçekleşti?
Dağlıca baskını sonuçları henüz ortaya serilemeden başka bir baskın, yine acılar yeryüzünü sararken, kan ile beslenenlerin nefesi daha gür çıkmaya devam etmektedir.
Kan ile beslenenler dünyamızı ne kadar kötü koşullara sürüklediği tarihte gizli değil, açık açık durmaktadır.
Dünya bir kaosun eşiğine doğru savruluyor, her şey yeni biçim almaktadır.
İç / dış politikalar ile bağlantılı olarak saldırılar kitlesel boyuta çıkıyor, neden? İnsan yaşamı bu kadar ucuz mu? (sorunun yanıtı evet dediğinizi duyar gibiyim!)
PKK, İmralı adasında bulunanın ‘tutuklunun’ bilgisi dışında hareket edemez diye düşünüyorum, çünkü tarihine baktığımızda bunu çıplak olarak görmekteyiz. Nefes alırken bile oraya danışılıyor. Her yapılanma, her hareket adadan yönlendirildiği basına yansıyan avukat tutanaklarından okuyoruz! Yansımayanlarda neler vardır dersiniz?
Tutuklu olduğunu biliyoruz. Tutuklu ne demektir? Kontrol altında tutulan! Her hareketin, her yazışmanın birileri tarafından kontrolü yapılıyor demektir. Her anı kontrol edilen birinin elbette düşüncesi ve davranışları da kontrol edilmeye başlanmıştır! Pavlov deneyinden sonra bir çok gelişme oldu, bireyleri ve kitleleri kontrol eden bir çok yöntem bilimsel olarak geliştirildi. Bugün kontrol edenler bunların elbette farkında ve uygulamaktalar. Kontrol altında olan bir kişinin elbette düşüncesi ve yaşam biçimi de bir süre sonra değişime uğrar.
Sınırları kontrol edenler, elbette bir adada yatanı da kontrol ediyordur, eğer etmiyorlarsa orada bir sorun var demektir. Sınırların ne kadar kağıt üzerinde kaldığı yapılan eylemler ile ortaya çıkmaktadır. Sınırların bu kadar girdili çıktılı olması orada istikrarsızlığı ve başka gelişmeleri de yanında taşır.
PKK neden saldırdı, ne zaman aldı bu kararı? Altınova olayına tepki mi bunu tetikledi? Ateşe benzin dökmek anlamına gelmiyor mu? Orada dökülen benzinin başka yerlerde alev almayacağını kim söyleyebilir?
Eylemler ve sonuçları birilerinin ekmeğine yağ sürüyorsa orada taşeron kelimesini kullanabiliriz! Bu kan dökmeler kimin ekmeğine yağ sürdü?
Sınır ötesi yapılan koridor boyunca uçak ile bombalamaları da tartışmaya açmak gereklidir, çünkü koridor boyunca yapılan dolu git, boş gel seferlerin amacına ulaşılmadığı görülmektedir, eğer bu gel gitlerin başka amacı yoksa. Varsa da bunu gelecek günlerde göreceğiz! (İran’a yönelik operasyon acaba askıya mı alındı, yoksa hepten vaz mı geçildi? Son ekonomik Tusunami dalgası bu konuda ne gibi değişikliklere yol açtı?)
Kandan hortumlananların hortumları kesilmelidir. Bu hortum sadece ekonomik olarak algılanmamalıdır, çünkü bütün hortumların bir biri ile bağlantısı olduğu ve birbirini beslediğini söylemek abartı olmasa gerek!
Barışın sonsuz olarak yerleşebilmesi için bütün karanlık noktaların sorgulanması ve aydınlık altında evrensel hukuk kuralları içinde cezalandırılmasını dilemekten başka bu aşamada ne söyleyebilirim?
Irk, din temelli geçmiş tarihte binlerce çatışma, soykırım, savaş oldu. İnsanlık geçmişten bir çok şey öğrendiğini düşünüyorum, biz de öğrendiğimizi kan ile beslenenlerin elinden olanaklarını aldığımızda kanıtlamış olacağız.
Bu saldırı bahane edilerek ırksal temelli söylemlerden uzak durulmalı, barış çığlıklarını yeryüzüne, gökyüzüne bırakmak zorundayız, çünkü savaş tamtamları ve kan emicilerin nefeslerini ancak ve ancak o şekilde bastırabiliriz!
Son yapılan ve geçmişte olan kan dökme eylemlerinde yaşamlarını kaybeden tüm canlara Allahtan rahmet, yaralananlara acil şifalar dilerim. Umarım ki bir daha buna benzer olaylar olmaz, kan ile toprağı sulamak durdurulmalıdır!
Aktütün karakoluna saldırı…
Ne zaman?
Dün!
Neden dün saldırı gerçekleşti?
Dağlıca baskını sonuçları henüz ortaya serilemeden başka bir baskın, yine acılar yeryüzünü sararken, kan ile beslenenlerin nefesi daha gür çıkmaya devam etmektedir.
Kan ile beslenenler dünyamızı ne kadar kötü koşullara sürüklediği tarihte gizli değil, açık açık durmaktadır.
Dünya bir kaosun eşiğine doğru savruluyor, her şey yeni biçim almaktadır.
İç / dış politikalar ile bağlantılı olarak saldırılar kitlesel boyuta çıkıyor, neden? İnsan yaşamı bu kadar ucuz mu? (sorunun yanıtı evet dediğinizi duyar gibiyim!)
PKK, İmralı adasında bulunanın ‘tutuklunun’ bilgisi dışında hareket edemez diye düşünüyorum, çünkü tarihine baktığımızda bunu çıplak olarak görmekteyiz. Nefes alırken bile oraya danışılıyor. Her yapılanma, her hareket adadan yönlendirildiği basına yansıyan avukat tutanaklarından okuyoruz! Yansımayanlarda neler vardır dersiniz?
Tutuklu olduğunu biliyoruz. Tutuklu ne demektir? Kontrol altında tutulan! Her hareketin, her yazışmanın birileri tarafından kontrolü yapılıyor demektir. Her anı kontrol edilen birinin elbette düşüncesi ve davranışları da kontrol edilmeye başlanmıştır! Pavlov deneyinden sonra bir çok gelişme oldu, bireyleri ve kitleleri kontrol eden bir çok yöntem bilimsel olarak geliştirildi. Bugün kontrol edenler bunların elbette farkında ve uygulamaktalar. Kontrol altında olan bir kişinin elbette düşüncesi ve yaşam biçimi de bir süre sonra değişime uğrar.
Sınırları kontrol edenler, elbette bir adada yatanı da kontrol ediyordur, eğer etmiyorlarsa orada bir sorun var demektir. Sınırların ne kadar kağıt üzerinde kaldığı yapılan eylemler ile ortaya çıkmaktadır. Sınırların bu kadar girdili çıktılı olması orada istikrarsızlığı ve başka gelişmeleri de yanında taşır.
PKK neden saldırdı, ne zaman aldı bu kararı? Altınova olayına tepki mi bunu tetikledi? Ateşe benzin dökmek anlamına gelmiyor mu? Orada dökülen benzinin başka yerlerde alev almayacağını kim söyleyebilir?
Eylemler ve sonuçları birilerinin ekmeğine yağ sürüyorsa orada taşeron kelimesini kullanabiliriz! Bu kan dökmeler kimin ekmeğine yağ sürdü?
Sınır ötesi yapılan koridor boyunca uçak ile bombalamaları da tartışmaya açmak gereklidir, çünkü koridor boyunca yapılan dolu git, boş gel seferlerin amacına ulaşılmadığı görülmektedir, eğer bu gel gitlerin başka amacı yoksa. Varsa da bunu gelecek günlerde göreceğiz! (İran’a yönelik operasyon acaba askıya mı alındı, yoksa hepten vaz mı geçildi? Son ekonomik Tusunami dalgası bu konuda ne gibi değişikliklere yol açtı?)
Kandan hortumlananların hortumları kesilmelidir. Bu hortum sadece ekonomik olarak algılanmamalıdır, çünkü bütün hortumların bir biri ile bağlantısı olduğu ve birbirini beslediğini söylemek abartı olmasa gerek!
Barışın sonsuz olarak yerleşebilmesi için bütün karanlık noktaların sorgulanması ve aydınlık altında evrensel hukuk kuralları içinde cezalandırılmasını dilemekten başka bu aşamada ne söyleyebilirim?
Irk, din temelli geçmiş tarihte binlerce çatışma, soykırım, savaş oldu. İnsanlık geçmişten bir çok şey öğrendiğini düşünüyorum, biz de öğrendiğimizi kan ile beslenenlerin elinden olanaklarını aldığımızda kanıtlamış olacağız.
Bu saldırı bahane edilerek ırksal temelli söylemlerden uzak durulmalı, barış çığlıklarını yeryüzüne, gökyüzüne bırakmak zorundayız, çünkü savaş tamtamları ve kan emicilerin nefeslerini ancak ve ancak o şekilde bastırabiliriz!
Son yapılan ve geçmişte olan kan dökme eylemlerinde yaşamlarını kaybeden tüm canlara Allahtan rahmet, yaralananlara acil şifalar dilerim. Umarım ki bir daha buna benzer olaylar olmaz, kan ile toprağı sulamak durdurulmalıdır!
4 Ekim 2008 Cumartesi
Fotoğraf yalan söylemez!
Fotoğraf yalan söylemez!
Günler geçmiyor ki, kafamın içinde sözler, cümleler çarpışmasın. Bugün bir yazıyı okurken şu cümleye takıldım; ‘fotoğraf yalan söylemez!’
Bana göre fotoğraf yalan söylemez ama gerçeği de söylemez!
Söylenecek sözü baştan söyleyince arkasına nasıl cümleler kuracağımı düşünürüm. Fakat fotoğraf konusunda söyleyecek çok sözüm olduğuna da inanırım, çünkü 1984 yılından beri fotoğraf ile içli dışlıyımdır, zaman zaman uzak kalmış olsam da hep yanı başımda fotoğraf olmuştur, objektiften dışarıya bakmışımdır. İlk fotoğraf çektiğim dönemde fotoğraf makinem yoktu, ödünç alırdım makineyi ve çekerdim. O günlerden beri objeye hep bilinç ile yaklaşmış, çekmek istediğimi çekmişimdir! Makine bana ait olmayınca fazla deneme yapma imkanım yoktu, bir de eskiden (bana göre) malzemeler pahalıydı, her şeyi öyle hoyratça kullanamazdım. Şimdi dijital aletler çıktı da ucuzladı görsel olarak! Çektiğimi hemen ekrandan görüp, istediğimi silerek hafızada yer açabiliyorum! Eskiden olanaklarım azdı ama hep mutluydum, çünkü istediğimi yapmak için kavga eder, başardığımda mutlu olurdum!
Fotoğraf çekilen alanı gösterir. Bir çöplükte çekilen bir çiçek ile o çöplüğü cennet olarak gösterebilirsiniz! Eskilerin deyimi ile ay ışığı altıda çöplük cennet olarak gözükür, yeter ki kokusunu hissetme! Fotoğraf çekilen alandakilerini gösterirken, bütün gerçeklikten uzaklaşabilirsiniz. Bir savaş anında romantik fotoğraflar da çekebilirsin, vahşeti de! Son Irak işgali ile fotoğrafçıların bu özelliği gazeteler aracılığı ile global olarak yansıdı!
Fotoğraf sanatçısı kendi istediğini algıladığı gibi çekerdi, eskiden bir özgürlük vardı. Fakat günümüzün medyanın ve de teknolojinin gelişimi ile fotoğrafçı artık istediğini değil, sipariş edileni çeker konuma gelmiştir. Profesyonel fotoğrafçılar müşterinin isteği yönünde makinesinin objektifini o yöne çekerek, gerçeklerden uzaklaştırmayı ve yeni gerçekler ve algılayışlar yarattığına şahit oluyoruz. Fotoğraflar gerçekleri göstermez her zaman, gerçeklerin sadece bir bölümünü yansıtır.
Soyu tükenmek üzere olan bir çiçeği fotoğrafçı nasıl yansıtır? Yansıttığını nasıl algılarız? Onun soyunu tükendiğini nasıl anlatacaktır fotoğrafında? Toplumsal kavgalarda fotoğrafçının duruşu önemlidir, istediği ve yansıtmak istediğini yansıtır fotoğrafına, elbette profesyonel yaklaşıyorsa, istenileni çekecektir genelde!
Erdal Eren fotoğrafını bilirsiniz. Bir hücre kapısında durur. Mamak cezaevi olduğunu yaşam öyküsünden öğreniriz. Fakat fotoğrafta Erdal Eren özgürce kapını kenarında durur. Bir süre sonra asılacak Erdal Eren yoktur orada. Kapının önüne çıkmış, özgür bir birey vardır. İstediği an kapıyı açar ve fotoğrafçıya poz verir konumdadır. Gerçek öyle midir? Erdal Eren ve diğerlerine ne kadar insanlık dışı işkencelerin yapıldığını şahitler tarafından kamuoyuna anlatılır, öyle isteyen kapının önüne çıkıp poz veremez! İşkence ve zulüm her dakikada vardır ve duvarlara sesler işlemiştir. O fotoğraftan bu sesleri ve acıyı hisseder miyiz?
Fotoğraflar gerçekleri yansıtmaz her zaman, fotoğraf sanatçısının isteği bu konuda belirleyicidir ve sanatçı ne kadar uğraşırsa uğraşsın, o anın gerçekliğinin belli bir akış açısını yansıtacaktır. Bizler o fotoğrafa bakarak o anın (durağan zamanın) gerçeklerini algılamaya çalışırız. Fotoğrafa bakan izleyici ise fotoğraf çeken gibi algılamaz, çünkü fotoğrafı yeniden yaratan izleyicinin de bilinci de önemlidir. Eğer yeteri kadar uyarılmamış isek, anlatılanı yeteri kadar algılayabileceğimizi bilemem ama her izleyici fotoğrafı yeniden yaratarak, yeni gerçekler göreceli olarak oluşturur.
Fotoğraflar yalan söylemez, çünkü görsel olarak yansıtır, fakat yanıltabilir!
Günler geçmiyor ki, kafamın içinde sözler, cümleler çarpışmasın. Bugün bir yazıyı okurken şu cümleye takıldım; ‘fotoğraf yalan söylemez!’
Bana göre fotoğraf yalan söylemez ama gerçeği de söylemez!
Söylenecek sözü baştan söyleyince arkasına nasıl cümleler kuracağımı düşünürüm. Fakat fotoğraf konusunda söyleyecek çok sözüm olduğuna da inanırım, çünkü 1984 yılından beri fotoğraf ile içli dışlıyımdır, zaman zaman uzak kalmış olsam da hep yanı başımda fotoğraf olmuştur, objektiften dışarıya bakmışımdır. İlk fotoğraf çektiğim dönemde fotoğraf makinem yoktu, ödünç alırdım makineyi ve çekerdim. O günlerden beri objeye hep bilinç ile yaklaşmış, çekmek istediğimi çekmişimdir! Makine bana ait olmayınca fazla deneme yapma imkanım yoktu, bir de eskiden (bana göre) malzemeler pahalıydı, her şeyi öyle hoyratça kullanamazdım. Şimdi dijital aletler çıktı da ucuzladı görsel olarak! Çektiğimi hemen ekrandan görüp, istediğimi silerek hafızada yer açabiliyorum! Eskiden olanaklarım azdı ama hep mutluydum, çünkü istediğimi yapmak için kavga eder, başardığımda mutlu olurdum!
Fotoğraf çekilen alanı gösterir. Bir çöplükte çekilen bir çiçek ile o çöplüğü cennet olarak gösterebilirsiniz! Eskilerin deyimi ile ay ışığı altıda çöplük cennet olarak gözükür, yeter ki kokusunu hissetme! Fotoğraf çekilen alandakilerini gösterirken, bütün gerçeklikten uzaklaşabilirsiniz. Bir savaş anında romantik fotoğraflar da çekebilirsin, vahşeti de! Son Irak işgali ile fotoğrafçıların bu özelliği gazeteler aracılığı ile global olarak yansıdı!
Fotoğraf sanatçısı kendi istediğini algıladığı gibi çekerdi, eskiden bir özgürlük vardı. Fakat günümüzün medyanın ve de teknolojinin gelişimi ile fotoğrafçı artık istediğini değil, sipariş edileni çeker konuma gelmiştir. Profesyonel fotoğrafçılar müşterinin isteği yönünde makinesinin objektifini o yöne çekerek, gerçeklerden uzaklaştırmayı ve yeni gerçekler ve algılayışlar yarattığına şahit oluyoruz. Fotoğraflar gerçekleri göstermez her zaman, gerçeklerin sadece bir bölümünü yansıtır.
Soyu tükenmek üzere olan bir çiçeği fotoğrafçı nasıl yansıtır? Yansıttığını nasıl algılarız? Onun soyunu tükendiğini nasıl anlatacaktır fotoğrafında? Toplumsal kavgalarda fotoğrafçının duruşu önemlidir, istediği ve yansıtmak istediğini yansıtır fotoğrafına, elbette profesyonel yaklaşıyorsa, istenileni çekecektir genelde!
Erdal Eren fotoğrafını bilirsiniz. Bir hücre kapısında durur. Mamak cezaevi olduğunu yaşam öyküsünden öğreniriz. Fakat fotoğrafta Erdal Eren özgürce kapını kenarında durur. Bir süre sonra asılacak Erdal Eren yoktur orada. Kapının önüne çıkmış, özgür bir birey vardır. İstediği an kapıyı açar ve fotoğrafçıya poz verir konumdadır. Gerçek öyle midir? Erdal Eren ve diğerlerine ne kadar insanlık dışı işkencelerin yapıldığını şahitler tarafından kamuoyuna anlatılır, öyle isteyen kapının önüne çıkıp poz veremez! İşkence ve zulüm her dakikada vardır ve duvarlara sesler işlemiştir. O fotoğraftan bu sesleri ve acıyı hisseder miyiz?
Fotoğraflar gerçekleri yansıtmaz her zaman, fotoğraf sanatçısının isteği bu konuda belirleyicidir ve sanatçı ne kadar uğraşırsa uğraşsın, o anın gerçekliğinin belli bir akış açısını yansıtacaktır. Bizler o fotoğrafa bakarak o anın (durağan zamanın) gerçeklerini algılamaya çalışırız. Fotoğrafa bakan izleyici ise fotoğraf çeken gibi algılamaz, çünkü fotoğrafı yeniden yaratan izleyicinin de bilinci de önemlidir. Eğer yeteri kadar uyarılmamış isek, anlatılanı yeteri kadar algılayabileceğimizi bilemem ama her izleyici fotoğrafı yeniden yaratarak, yeni gerçekler göreceli olarak oluşturur.
Fotoğraflar yalan söylemez, çünkü görsel olarak yansıtır, fakat yanıltabilir!
2 Ekim 2008 Perşembe
Aksaray’dan (The White House) global çözümler!
Aksaray’dan (The White House) global çözümler!
Aksaray’dekiler zor günler yaşıyormuş. Birkaç zenginin daha çok para kazanma hırsı ile tefecilik yapmaya kalkınca batmış. Bu batış kapitalizm sonu gibi gösteriliyor, fakat kapitalizm geçmişte yaptığı gibi buhranı yine emekçilerin üzerine yıkarak atlatacaktır. Birkaç gözü açık fakirleşecek, fakat birkaç kişinin de zenginler kulübüne üye olacağını söylemek abartı olmasa gerek! (zenginler kulübüne üye olanların ulusu önemli midir?)
Aksaray’dakiler zor günlerinde yanlarında ak olarak kurduğu partiyi görmek ister. Zaten küçük olan bütçesini kendi lehine kullanmasını isteyecektir. Dünya bir bütün ve global ekonominin kalbi Aksaray’da atıyorsa elbette bütün çözüm yolları ve para akışı o tarafa olacaktır. (tersi dahi düşünülemez!) Bize dokunmaz efelenmeleri ile iç politikaya bir şeyler anlatmaya çalışanlar, zaten yaşanmakta olan kriz gölgelemek için suni tartışmalar ile oyalama taktiklerinin sonuna doğru gelmekteler. Ne zaman sıkışsalar tanrının eli onla değiyor ve suni tartışmalar ile o sıkışma anını gözden uzak tutabildiler bugüne kadar. Artık suni olarak çıkarılan tartışmalarında sonuna gelindi! (Her koz oynandın mı dersiniz?)
Aksaray’dakiler global soruna karşı mücadele verirken, (kendi iç sorunlarını nasıl global olarak yansıtıyorlar, o tarafı da başka bir tartışma konusudur.) kendilerine karşı her türlü desteğin verilmesini beklemekteler. Kendileri hapşırdığında, çevresindekilerin zatüre olmalarını beklemekteler, çünkü örgütlenmeyi o şekilde yapmışlardır. Dünya ekonomi devleri kapitalist piyasa içinde birbirine domino taşı gibi bağımlıdır, her halkası o kadar dikkatli bir şekilde yerleştirilmiştir ki biri yıkıldın mı öteki ona uyumlu reaksiyon göstersin! (Tıpkı komünist devletlerin arka arkaya yıkılması örneğinde olduğu gibi! Bu domino taşı diziminde gerçi Küba yıkılmamıştır.)
Aksaray global çapta sorumluluk almadan, kendi içindeki birkaç kapitalistin yanlış kararlarını bütün dünya emekçilerin omuzlarına yıkarken, kapitalizmin kendisini nasıl yeniden var ettiğini ve koruduğunu bütün dünyaya açıklayacaktır. Kapitalizm kendisini yeniden onaran bir yapı özelliğini sürekli vurgulamaktadır, bütün bunalımlardan güçlenerek çıktığı tezi halka açıklanır. Ulusal sermaye birikiminden, uluslar üstü sermaye birikimine geçişi büyük başarı olarak gösterirken, dünyada yaşayan çoğunluğun daha da fakirleştiği, sömürünün getirmiş olduğu yıkımı göz ardı eder. Ulusal sermaye birikimi yapmaya çalışan birkaç devletin liberal ekonomi ile kendisine nasıl bağladığı ve ulusal sermayeyi yok ettiğinden kimse dem vurmaz! Hatta bu değişimi en radikal ulusal politikayı savunan eller aracılığı ile yaptırır ki, gelecekte herhangi bir direnişi baştan engeller! Bütün ulusal devlet savunucuların, sosyal devlet taraftarlarının bir anda liberal olması tesadüfi değildir! Bizde İslamcı politikayı savunanların, İslam ekonomisini kapitalist düzene uydurmaları İslamcıların eli ile yaptırılması doğal bir sonuç değil midir? (Paranın ulusu ve inancı olabilir mi? Ama rengi var değil mi? Yeşil dolar her yerde hükmünü sürdürürken, acaba bu hükümdarlığından vaz geçer mi?)
Aksaray yıllardır göz boyama politikaları bir tusunami ile sarsılmaktadır, elbette her tusunami hasar verir, fakat köklü değişimler yaratması beklenmez!
Aksaray’dakiler politikalarını oluştururken, Akparti’dekiler (AKP) oradan gelecek isteklere karşı şimdiden hazırlık yaparak beklemeye başlamışlardır. (Halkına karşı efelenenler, neden bir IMF bürokratı karşısında efelenemez?) Bize bu tusunami etki yapmaz derken, bankaların ve kritik işletmelerin büyük bir kısmını kimlere sattıklarını (özelleştirdiğini) unutmuş görünmekteler.
Tusunami dalgası bize büyüyerek mi, sönerek mi gelecek? Bunu gelecek günlerde yaşayacağız, fakat bugünden görülen bazı fabrikalar işçilerine zorunlu izin vererek üretimi durdurarak ilk tepkilerini göstermiş durumdalar. Goodyear ürün fazlalılığını göstererek, üretimi geçici olarak durdurmuştur. Bu durumun ne kadar gideceğini şimdiden söylemek zordur. (Bayramı bir tatil olarak görmek istemeyenler neden tatil verdi dersiniz? Bayram ismini kendi bildiğinin doğru olduğunu söyleyerek, kendi düşüncesini herkese dikte etmesi ne kadar demokrattır?)
Ölüm yuvaları tersanelerde siparişlerin ne kadarı alıcılar tarafından teslim alınacağı gelecek günler gösterecektir. Uğruna ölümü göze alınıp yapılan bu gemilerin elimizde kalma olasılığı ne kadardır?
Tusunami bize nasıl ulaştığını dalganın geçmesi ile anlayacağız gibi durmaktadır, çünkü dalga içinde olanların ne kadar büyük dalga içinde boğuştuğunu görme olasılığı çok küçüktür.
Aksaray’dakiler özveri isterken, kendi sıradan emekçi halkından ve dünya emekçilerden beklemektedir, çünkü arka bahçelerinde daha fazla sorun istememekteler! Aksaray’daki global çözümler, global hareket eden paranın hızını ve yönünü belirleyecektir. Kontrol dışı hareket edecek bir sermaye birikimi kendi sonlarını hazırlayabilir, o yüzden bugünden alınacak kararlar kontrol dışı paranın kontrol edilmesi yönünde olacağını söylemek yanıltıcı olmasa gerek!
Aksaray’dekiler zor günler yaşıyormuş. Birkaç zenginin daha çok para kazanma hırsı ile tefecilik yapmaya kalkınca batmış. Bu batış kapitalizm sonu gibi gösteriliyor, fakat kapitalizm geçmişte yaptığı gibi buhranı yine emekçilerin üzerine yıkarak atlatacaktır. Birkaç gözü açık fakirleşecek, fakat birkaç kişinin de zenginler kulübüne üye olacağını söylemek abartı olmasa gerek! (zenginler kulübüne üye olanların ulusu önemli midir?)
Aksaray’dakiler zor günlerinde yanlarında ak olarak kurduğu partiyi görmek ister. Zaten küçük olan bütçesini kendi lehine kullanmasını isteyecektir. Dünya bir bütün ve global ekonominin kalbi Aksaray’da atıyorsa elbette bütün çözüm yolları ve para akışı o tarafa olacaktır. (tersi dahi düşünülemez!) Bize dokunmaz efelenmeleri ile iç politikaya bir şeyler anlatmaya çalışanlar, zaten yaşanmakta olan kriz gölgelemek için suni tartışmalar ile oyalama taktiklerinin sonuna doğru gelmekteler. Ne zaman sıkışsalar tanrının eli onla değiyor ve suni tartışmalar ile o sıkışma anını gözden uzak tutabildiler bugüne kadar. Artık suni olarak çıkarılan tartışmalarında sonuna gelindi! (Her koz oynandın mı dersiniz?)
Aksaray’dakiler global soruna karşı mücadele verirken, (kendi iç sorunlarını nasıl global olarak yansıtıyorlar, o tarafı da başka bir tartışma konusudur.) kendilerine karşı her türlü desteğin verilmesini beklemekteler. Kendileri hapşırdığında, çevresindekilerin zatüre olmalarını beklemekteler, çünkü örgütlenmeyi o şekilde yapmışlardır. Dünya ekonomi devleri kapitalist piyasa içinde birbirine domino taşı gibi bağımlıdır, her halkası o kadar dikkatli bir şekilde yerleştirilmiştir ki biri yıkıldın mı öteki ona uyumlu reaksiyon göstersin! (Tıpkı komünist devletlerin arka arkaya yıkılması örneğinde olduğu gibi! Bu domino taşı diziminde gerçi Küba yıkılmamıştır.)
Aksaray global çapta sorumluluk almadan, kendi içindeki birkaç kapitalistin yanlış kararlarını bütün dünya emekçilerin omuzlarına yıkarken, kapitalizmin kendisini nasıl yeniden var ettiğini ve koruduğunu bütün dünyaya açıklayacaktır. Kapitalizm kendisini yeniden onaran bir yapı özelliğini sürekli vurgulamaktadır, bütün bunalımlardan güçlenerek çıktığı tezi halka açıklanır. Ulusal sermaye birikiminden, uluslar üstü sermaye birikimine geçişi büyük başarı olarak gösterirken, dünyada yaşayan çoğunluğun daha da fakirleştiği, sömürünün getirmiş olduğu yıkımı göz ardı eder. Ulusal sermaye birikimi yapmaya çalışan birkaç devletin liberal ekonomi ile kendisine nasıl bağladığı ve ulusal sermayeyi yok ettiğinden kimse dem vurmaz! Hatta bu değişimi en radikal ulusal politikayı savunan eller aracılığı ile yaptırır ki, gelecekte herhangi bir direnişi baştan engeller! Bütün ulusal devlet savunucuların, sosyal devlet taraftarlarının bir anda liberal olması tesadüfi değildir! Bizde İslamcı politikayı savunanların, İslam ekonomisini kapitalist düzene uydurmaları İslamcıların eli ile yaptırılması doğal bir sonuç değil midir? (Paranın ulusu ve inancı olabilir mi? Ama rengi var değil mi? Yeşil dolar her yerde hükmünü sürdürürken, acaba bu hükümdarlığından vaz geçer mi?)
Aksaray yıllardır göz boyama politikaları bir tusunami ile sarsılmaktadır, elbette her tusunami hasar verir, fakat köklü değişimler yaratması beklenmez!
Aksaray’dakiler politikalarını oluştururken, Akparti’dekiler (AKP) oradan gelecek isteklere karşı şimdiden hazırlık yaparak beklemeye başlamışlardır. (Halkına karşı efelenenler, neden bir IMF bürokratı karşısında efelenemez?) Bize bu tusunami etki yapmaz derken, bankaların ve kritik işletmelerin büyük bir kısmını kimlere sattıklarını (özelleştirdiğini) unutmuş görünmekteler.
Tusunami dalgası bize büyüyerek mi, sönerek mi gelecek? Bunu gelecek günlerde yaşayacağız, fakat bugünden görülen bazı fabrikalar işçilerine zorunlu izin vererek üretimi durdurarak ilk tepkilerini göstermiş durumdalar. Goodyear ürün fazlalılığını göstererek, üretimi geçici olarak durdurmuştur. Bu durumun ne kadar gideceğini şimdiden söylemek zordur. (Bayramı bir tatil olarak görmek istemeyenler neden tatil verdi dersiniz? Bayram ismini kendi bildiğinin doğru olduğunu söyleyerek, kendi düşüncesini herkese dikte etmesi ne kadar demokrattır?)
Ölüm yuvaları tersanelerde siparişlerin ne kadarı alıcılar tarafından teslim alınacağı gelecek günler gösterecektir. Uğruna ölümü göze alınıp yapılan bu gemilerin elimizde kalma olasılığı ne kadardır?
Tusunami bize nasıl ulaştığını dalganın geçmesi ile anlayacağız gibi durmaktadır, çünkü dalga içinde olanların ne kadar büyük dalga içinde boğuştuğunu görme olasılığı çok küçüktür.
Aksaray’dakiler özveri isterken, kendi sıradan emekçi halkından ve dünya emekçilerden beklemektedir, çünkü arka bahçelerinde daha fazla sorun istememekteler! Aksaray’daki global çözümler, global hareket eden paranın hızını ve yönünü belirleyecektir. Kontrol dışı hareket edecek bir sermaye birikimi kendi sonlarını hazırlayabilir, o yüzden bugünden alınacak kararlar kontrol dışı paranın kontrol edilmesi yönünde olacağını söylemek yanıltıcı olmasa gerek!
1 Ekim 2008 Çarşamba
Ege suları ısınırken…
Ege suları ısınırken…
Sonbaharın yağmurlu ve soğuk yüzünü yaşadığımız bu günlerde kasabalardan gelen haberler sıcak çatışmaları göstermektedir. Altınova kasabasında gerçekleşen cinayet ve sonrası gelişen olaylar yeni 6-7 Eylül olaylarını aratmıyor. Ege sahillerinde bir çatışma körüklenmektedir.
Ege göç alan bir bölgedir. Göç bu bölgenin nüfus yapısını zaman içinde değiştirmiştir. Kürtlerin kitlesel olarak gelmesi mevsimlik işçi göçü sırasında olmuştur. Mevsimlik gelenler zaman içinde yerleşmiş ve kasabaların dışında köyler oluşturmuştur. (Mevsimlik işçi göçü dışında şehirlerde ise 12 Eylül sonrası adı konmamış savaşın sonucunu yaşanmaya başlanmıştır.) Yerel yöneticiler onları görmezden gelmiş, polis ise suç merkezi ve suçlular ile suçu paylaşma olarak algılamıştır. Son yapılan hırsızlık ve dolandırıcılık operasyonlarda polisler ile ilişki içinde olan bir çok çete çökertilmiştir. Bunlar elbette tesadüfi değildir. Zaman içinde bu yerleşim yerlerine hizmet götürmesi gereken yerel yönetim ve merkezi hükümetin temsilcileri göstermelik olarak bir şeyler yapmış olmasına rağmen, bir ayrım hissedilir boyuttadır. Ayrımcılık uzun zamandır sürmektedir, ayrımcılığa tabi olanların ayrım yapması da doğaldır. Çünkü tepki, tepkiyi doğurmuştur.
Yerleşik halkın beğenmediği her işi bu mahallerdekiler ya da yerleşim yerlerinde yaşayanlar yapar olmuştur. Ucuz işçi yerleridir. Emekçilerdir ve genelde Kürt’türler. Etnik pazarı doğurmuştur bu ayrımcılık. İçine kapanık ve kendisi gibi yaşayanlara hizmet götüren bu Pazar zaman içinde dışa açılmıştır, fakat bu açılma genele yayılması istisnalar dışında yok gibidir. Pazarcılar yaşadıkları yerlerden çıkarak, halkın arasına sadece pazarcı olarak girmiştir! Çöp toplayanlar mahalleler arasında dolaşmaktadır, bir çok esnaf ile tanışmıştır, esnaf onları sadece çöp vereceği zaman çağırır ve kısa sohbet eder. Kapıcılar, ev temizliği yapanlar bu gruptan çıkmaktadır. Halkın genel anlayışı bunları hırsız ya da yol kesen çete olarak görme eğilimindedir. Bunların yaşadıkları bölgelere gitmekten korkarlar!
Yaşanan yerden kopuk, kendi gerçekleri ve kültürleri içinde yaşamaktadırlar. Fakat adı konulmamış savaşın etkisi ve gelişen etnik pazarın büyümesi ile bir çatışmaya doğru geçiş olmaktadır. Kitlesel kavgalar genelde bu pazarın sınırında olmaktadır!
Dünya ekonomik anlamda bir tusunami yaşamaktadır, onun etkisi elbette ülkemizde de geniş tabanın fakirleşmesi olarak yansıyacaktır. Bu durumdan ve her kötü durumda olduğu gibi küçük bir azınlık karlı çıkacaktır.
6- 7 Eylül olaylarının sonucunda gördüğümüz gibi o bölgede bir korku yaratıp, belirli bir kesimin göç etmesi beklenmektedir. Bu saldırılar korkuyu beslemekte ve bir ırkçı saldırıyı tetiklemektedir. Bu durumun olmaması için yerel yönetimlerin ve orada yaşayan, birada yaşamı savunanlara önemli görevler düşmektedir. Ayrımcılığa karşı komiteler kurulmalıdır, çatışma olasılığı yüksek yerlerdeki halkın kaynaşması için etkinlikler düzenlenmelidir. Farklı kültürlerin bir arada yaşayabileceği ve bugüne kadar yapılmış olan yanlışların bu sonucu doğurduğu yerleşik halka acilen anlatılmak zorundadır. Irkçılık gözleri kör eden ve gerçekleri algılayışı yok eden bir kangrendir.
Ege denizi ve bölgesi barış ve kardeşlik alanı olmaya devam etmesi için barış ve kardeşlik hemen şimdi denmelidir!
Sonbaharın yağmurlu ve soğuk yüzünü yaşadığımız bu günlerde kasabalardan gelen haberler sıcak çatışmaları göstermektedir. Altınova kasabasında gerçekleşen cinayet ve sonrası gelişen olaylar yeni 6-7 Eylül olaylarını aratmıyor. Ege sahillerinde bir çatışma körüklenmektedir.
Ege göç alan bir bölgedir. Göç bu bölgenin nüfus yapısını zaman içinde değiştirmiştir. Kürtlerin kitlesel olarak gelmesi mevsimlik işçi göçü sırasında olmuştur. Mevsimlik gelenler zaman içinde yerleşmiş ve kasabaların dışında köyler oluşturmuştur. (Mevsimlik işçi göçü dışında şehirlerde ise 12 Eylül sonrası adı konmamış savaşın sonucunu yaşanmaya başlanmıştır.) Yerel yöneticiler onları görmezden gelmiş, polis ise suç merkezi ve suçlular ile suçu paylaşma olarak algılamıştır. Son yapılan hırsızlık ve dolandırıcılık operasyonlarda polisler ile ilişki içinde olan bir çok çete çökertilmiştir. Bunlar elbette tesadüfi değildir. Zaman içinde bu yerleşim yerlerine hizmet götürmesi gereken yerel yönetim ve merkezi hükümetin temsilcileri göstermelik olarak bir şeyler yapmış olmasına rağmen, bir ayrım hissedilir boyuttadır. Ayrımcılık uzun zamandır sürmektedir, ayrımcılığa tabi olanların ayrım yapması da doğaldır. Çünkü tepki, tepkiyi doğurmuştur.
Yerleşik halkın beğenmediği her işi bu mahallerdekiler ya da yerleşim yerlerinde yaşayanlar yapar olmuştur. Ucuz işçi yerleridir. Emekçilerdir ve genelde Kürt’türler. Etnik pazarı doğurmuştur bu ayrımcılık. İçine kapanık ve kendisi gibi yaşayanlara hizmet götüren bu Pazar zaman içinde dışa açılmıştır, fakat bu açılma genele yayılması istisnalar dışında yok gibidir. Pazarcılar yaşadıkları yerlerden çıkarak, halkın arasına sadece pazarcı olarak girmiştir! Çöp toplayanlar mahalleler arasında dolaşmaktadır, bir çok esnaf ile tanışmıştır, esnaf onları sadece çöp vereceği zaman çağırır ve kısa sohbet eder. Kapıcılar, ev temizliği yapanlar bu gruptan çıkmaktadır. Halkın genel anlayışı bunları hırsız ya da yol kesen çete olarak görme eğilimindedir. Bunların yaşadıkları bölgelere gitmekten korkarlar!
Yaşanan yerden kopuk, kendi gerçekleri ve kültürleri içinde yaşamaktadırlar. Fakat adı konulmamış savaşın etkisi ve gelişen etnik pazarın büyümesi ile bir çatışmaya doğru geçiş olmaktadır. Kitlesel kavgalar genelde bu pazarın sınırında olmaktadır!
Dünya ekonomik anlamda bir tusunami yaşamaktadır, onun etkisi elbette ülkemizde de geniş tabanın fakirleşmesi olarak yansıyacaktır. Bu durumdan ve her kötü durumda olduğu gibi küçük bir azınlık karlı çıkacaktır.
6- 7 Eylül olaylarının sonucunda gördüğümüz gibi o bölgede bir korku yaratıp, belirli bir kesimin göç etmesi beklenmektedir. Bu saldırılar korkuyu beslemekte ve bir ırkçı saldırıyı tetiklemektedir. Bu durumun olmaması için yerel yönetimlerin ve orada yaşayan, birada yaşamı savunanlara önemli görevler düşmektedir. Ayrımcılığa karşı komiteler kurulmalıdır, çatışma olasılığı yüksek yerlerdeki halkın kaynaşması için etkinlikler düzenlenmelidir. Farklı kültürlerin bir arada yaşayabileceği ve bugüne kadar yapılmış olan yanlışların bu sonucu doğurduğu yerleşik halka acilen anlatılmak zorundadır. Irkçılık gözleri kör eden ve gerçekleri algılayışı yok eden bir kangrendir.
Ege denizi ve bölgesi barış ve kardeşlik alanı olmaya devam etmesi için barış ve kardeşlik hemen şimdi denmelidir!
25 Eylül 2008 Perşembe
Halk başbakanın ağzı ile konuşursa neler olur?
Halk başbakanın ağzı ile konuşursa neler olur?
- Şiştt lan, oradan bir kilo ayva koysana!
-????
- Ayva, ayva dedim lan, anlamıyor musun?
- Tamam da hemşerim bunu manavdan istesen!
- Ne demek lan, ayva istendin mi, gelir! Bizim raconumuzda nereden istendiği değil, istemek önemli!
- Hemşerim, bizim buralarda böyle konuşulmaz! Üslubunuza dikkat etseniz!
- Ne demek lan, bana nasıl konuşacağımı mı öğreteceksin! Hoop dedik anaadın mı?
- Hemşerim sen kavga mı arıyorsun, nedir bu durum? Hayır, ben ne seni tanıyorum, ne de sen beni, aramızda bir şey olsa tamam anlarım da durduk yere, adamı günaha sokma!
- Ne istediysem onu ver dedim, anadın mı, yoksa bende kavga istemem durduk yere!
-????
- Ayva dedik değil mi?
- Ayva burada olmaz, manava gitmeniz gerek!
-????
- Manav mı? Bura market değil mi?
- Yok kardeşim!
- Yok öyle kardeşim filan, ama neyse! Bizim görüşten olanların hipermarketleri var, istediğini bulabilirsin! Ayva iste ayva var, havlu iste, oda var, hatta üzerine ismini bilem yazarlar!
-????
- Bazı alçaklar var, bizim parti iyi çalıştığında çamur atarlar, yalan söylerler. Allah adına kandırdığımızı yazmışlar. Biz hiçbir zaman kandırmadık, neysek oyuz!
Halkın dilini kullanırız, halkın sesi olduk! İlk defa halk kendisini bizde buldu. Kömür gitmiş, pirinç gitmiş… Gitmesinde aç mı kalsınlar, kara kışta donsunlar. Bizim dinimiz ne der; ‘komşun açken, sen tok olamazsın!’ O halde biz halka eşit dağıtıyoruz! Olmayana veriyoruz, sevap işliyoruz…
-????
- Deprem evleri olmammış diyorlar, hangi alçak der bu lafı, hangi depremden donra açıkta kalan var? Bak bizim TOKİ’ye, yoksula verdiği gibi, evi olmayan milletvekiline de ev vermiş, ne olmuş? Milletin vekilinin evi Ankara’da olmayacak, sonra diyeceksin ki git ev tut! Elbette vekilim ev de tutar, satın alırda, oda vatandaş. Vekil oldu diye ev mi almayacak? Memura lojman varda, vekilime mi olmayacak, ama başbakanım halk nerede oturuyorsa vekilimde orada oturacak dedi ve o korumalı sitelerden çıktı! Meclis lojmanında oturmayan vekilim elbette bütçesine uygun ev alacak! Parası ile değil mi?
-????
Bunların hepsi müfteridir! Çamur at, izi kalsın!
???
- Bir de biz altın dağıtıyormuşuz! İspatlayamayan şerefsizdir, namerttir!
-???
- Yandaş medya diye tutturmuşlar, kartel medyanın yaptığını görmezler! Adama bak, pazarlık bile yapmış, yok bilmem nereye şunu yapmak istiyor, ya verirsin ya da … diye tehdit etmiş, görüyor musun? Bizler neler gördük, neler? Bak bir medya patronlarına, şimdi bize muhtaç oldular, kim ile uğraşıyor, bilmiyor, bizi eskileri ile karıştırıyor!
-???
- Bizim dönemimize hürriyet oldu, bak asker görevinin başında, bizde görevimizin başındayız. Her kes istediğini konuşuyor, yazıyor. Şu öldürülen gazeteci olmazsa her şey iyi olacaktı, onun ölümüne sebep olanlar bak hepsi cezasını çekiyor, siyasi irade olunca nasıl oluyormuş, görüyorsun değil mi?
-???
- Enflasyon yok oldu, fakat içimizde bir ukde kaldı, onu da yakında gerçekleştireceğiz, Allahın izni ile ve bizim dönemimizde türban yani namusumuzun sorunu çözeceğiz!
-???
- Söz sözü açınca insanın ne kadar çok söyleyeceği şeyi varmış, bana ayvamı verinde gidem!
- Burası manav değil kardeşim, burası berber! Berberde ayva ne gezer?
- Şiştt lan, oradan bir kilo ayva koysana!
-????
- Ayva, ayva dedim lan, anlamıyor musun?
- Tamam da hemşerim bunu manavdan istesen!
- Ne demek lan, ayva istendin mi, gelir! Bizim raconumuzda nereden istendiği değil, istemek önemli!
- Hemşerim, bizim buralarda böyle konuşulmaz! Üslubunuza dikkat etseniz!
- Ne demek lan, bana nasıl konuşacağımı mı öğreteceksin! Hoop dedik anaadın mı?
- Hemşerim sen kavga mı arıyorsun, nedir bu durum? Hayır, ben ne seni tanıyorum, ne de sen beni, aramızda bir şey olsa tamam anlarım da durduk yere, adamı günaha sokma!
- Ne istediysem onu ver dedim, anadın mı, yoksa bende kavga istemem durduk yere!
-????
- Ayva dedik değil mi?
- Ayva burada olmaz, manava gitmeniz gerek!
-????
- Manav mı? Bura market değil mi?
- Yok kardeşim!
- Yok öyle kardeşim filan, ama neyse! Bizim görüşten olanların hipermarketleri var, istediğini bulabilirsin! Ayva iste ayva var, havlu iste, oda var, hatta üzerine ismini bilem yazarlar!
-????
- Bazı alçaklar var, bizim parti iyi çalıştığında çamur atarlar, yalan söylerler. Allah adına kandırdığımızı yazmışlar. Biz hiçbir zaman kandırmadık, neysek oyuz!
Halkın dilini kullanırız, halkın sesi olduk! İlk defa halk kendisini bizde buldu. Kömür gitmiş, pirinç gitmiş… Gitmesinde aç mı kalsınlar, kara kışta donsunlar. Bizim dinimiz ne der; ‘komşun açken, sen tok olamazsın!’ O halde biz halka eşit dağıtıyoruz! Olmayana veriyoruz, sevap işliyoruz…
-????
- Deprem evleri olmammış diyorlar, hangi alçak der bu lafı, hangi depremden donra açıkta kalan var? Bak bizim TOKİ’ye, yoksula verdiği gibi, evi olmayan milletvekiline de ev vermiş, ne olmuş? Milletin vekilinin evi Ankara’da olmayacak, sonra diyeceksin ki git ev tut! Elbette vekilim ev de tutar, satın alırda, oda vatandaş. Vekil oldu diye ev mi almayacak? Memura lojman varda, vekilime mi olmayacak, ama başbakanım halk nerede oturuyorsa vekilimde orada oturacak dedi ve o korumalı sitelerden çıktı! Meclis lojmanında oturmayan vekilim elbette bütçesine uygun ev alacak! Parası ile değil mi?
-????
Bunların hepsi müfteridir! Çamur at, izi kalsın!
???
- Bir de biz altın dağıtıyormuşuz! İspatlayamayan şerefsizdir, namerttir!
-???
- Yandaş medya diye tutturmuşlar, kartel medyanın yaptığını görmezler! Adama bak, pazarlık bile yapmış, yok bilmem nereye şunu yapmak istiyor, ya verirsin ya da … diye tehdit etmiş, görüyor musun? Bizler neler gördük, neler? Bak bir medya patronlarına, şimdi bize muhtaç oldular, kim ile uğraşıyor, bilmiyor, bizi eskileri ile karıştırıyor!
-???
- Bizim dönemimize hürriyet oldu, bak asker görevinin başında, bizde görevimizin başındayız. Her kes istediğini konuşuyor, yazıyor. Şu öldürülen gazeteci olmazsa her şey iyi olacaktı, onun ölümüne sebep olanlar bak hepsi cezasını çekiyor, siyasi irade olunca nasıl oluyormuş, görüyorsun değil mi?
-???
- Enflasyon yok oldu, fakat içimizde bir ukde kaldı, onu da yakında gerçekleştireceğiz, Allahın izni ile ve bizim dönemimizde türban yani namusumuzun sorunu çözeceğiz!
-???
- Söz sözü açınca insanın ne kadar çok söyleyeceği şeyi varmış, bana ayvamı verinde gidem!
- Burası manav değil kardeşim, burası berber! Berberde ayva ne gezer?
23 Eylül 2008 Salı
Günün fotoğrafına bakarken…
Günün fotoğrafına bakarken…
Günün fotoğraflarına bakıyorum, bir yanda podyumlar, öte yanda sefalet içindeki dram.
Günün fotoğrafı dünya geneline baktığımızda; acıyı, mutluluğu, kutlamayı ve son nefesi görmek mümkündür. Bir yanda hastane önlerinde acı içinde bekleyen aileler, öte yandan yeni doğmuş bebeği kucağına almış sevinen bir anne. Her an ve saniye zıtlıklar yaşanmaktadır. Zıtların birliğidir dünyamız. Anlık yaşamımıza çelişkileri göremeyiz, fakat geçmiş yaşam çizgimiz içinde ne kadar çeliklikler içinde olduğumuzu bir düşünün!
Günün fotoğraflarına bakıyorum, bir yanda şeref sözleri havada uçuyor, öte yandan şerefsiz! Bir yandan paralar başka yere aktarılıyor, öte yandan cebinde para kalmayanlar bir küçük yardım için birbirini eziyorlar.
Günün fotoğrafına bakıyorum, tutuklananlar ve tahliye olanlar. Tutuklananlar ya da gözaltına alınanlar neden alındıklarını bilmeden, sorgu odalarında hadi anlat diye soru ile karşılaştıklarında, ne anlatacağını bilemez şekilde kelimeleri ağızlarında yuvarlarken düştükleri durumu göremezler. Onlar için dünya artık o sorgu odasıdır. Geçmişin hesaplaşması olarak konulur sorgu odası. Sorgu odasından her zaman doğru şeyler çıkmaz, çünkü sorgudan geçmiş ve suçsuz olduğu halde idam edilenler, geçmiş tarihimizin içinde bol bol durmaktadır.
Sorgulamak bir kırılmadır, kırılma yaşandın mı geçmiş ile uzaklaşmayı içinde barındırır. Sorgudan geçenler geçmişi nostaljik olarak görür ya destanlaştırır ya da yok sayar! Sorgu yaşam çizgisi içinde kırılmanın bir noktasıdır.
Alkol içenler ile içmeyenlerin kavgası yoktur, fakat kutsal günler olarak kabul edilen günlerde alkol içenler ve satanlar hep saldırı altında kalır. Alkol kullananların bu hakları o günler içinde hak değilmiş gibi algılanır. Toplumu homojen görmek isteyenler, kafalarına uymayanlara karşı saygısız ve saldırgandır. Kutsallık adına günün fotoğrafı içinde kaç kişi hayatını kaybetmiştir ya da yaralanmıştır?
Kutsal kavramı görecelidir, biri için kutsal olurken, öteki için kutsal olmaz. Hindistan’da inekler kutsal görülürken, burada rahat rahat döner yiyebilmekteyiz. Onların kutsal saydığını burada yiyecek olarak tüketiyoruz! Bizim için kutsal olanlar ise başka yerde ya da bulunduğumuz ortamda tüketiliyordur! Dünya çelişkiler yumağıdır!
Günün fotoğrafına bakıyorum, kiralık daireler ve işyerleri artarken hala her şey yolunda diye propaganda yapılmasına onay verenler ve alkışlayanlarda bu fotoğrafın içindedir. Çalışanların gelirleri azalırken, belirli ticaret erbapların kasalarını dolması doğal karşılanmakta ve onaylanmaktadır. Allah adına kandırdığı ve para topladığı mahkeme tarafından dahi onaylanmış bir yapı için gönüllü bulma sorunun olmaması nasıl açıklanır? Bir damlacık yardımın eline konduğunda her türlü bildiği duayı okumadan duramazlar. Bir damla yardıma muhtaç olanların varlığı, büyük günah işleyenlerin görülmesine perde örüyor olabilir mi?
Günün fotoğraflarına bakıyorum, bir yanda podyumlar, öte yanda sefalet içindeki dram.
Günün fotoğrafı dünya geneline baktığımızda; acıyı, mutluluğu, kutlamayı ve son nefesi görmek mümkündür. Bir yanda hastane önlerinde acı içinde bekleyen aileler, öte yandan yeni doğmuş bebeği kucağına almış sevinen bir anne. Her an ve saniye zıtlıklar yaşanmaktadır. Zıtların birliğidir dünyamız. Anlık yaşamımıza çelişkileri göremeyiz, fakat geçmiş yaşam çizgimiz içinde ne kadar çeliklikler içinde olduğumuzu bir düşünün!
Günün fotoğraflarına bakıyorum, bir yanda şeref sözleri havada uçuyor, öte yandan şerefsiz! Bir yandan paralar başka yere aktarılıyor, öte yandan cebinde para kalmayanlar bir küçük yardım için birbirini eziyorlar.
Günün fotoğrafına bakıyorum, tutuklananlar ve tahliye olanlar. Tutuklananlar ya da gözaltına alınanlar neden alındıklarını bilmeden, sorgu odalarında hadi anlat diye soru ile karşılaştıklarında, ne anlatacağını bilemez şekilde kelimeleri ağızlarında yuvarlarken düştükleri durumu göremezler. Onlar için dünya artık o sorgu odasıdır. Geçmişin hesaplaşması olarak konulur sorgu odası. Sorgu odasından her zaman doğru şeyler çıkmaz, çünkü sorgudan geçmiş ve suçsuz olduğu halde idam edilenler, geçmiş tarihimizin içinde bol bol durmaktadır.
Sorgulamak bir kırılmadır, kırılma yaşandın mı geçmiş ile uzaklaşmayı içinde barındırır. Sorgudan geçenler geçmişi nostaljik olarak görür ya destanlaştırır ya da yok sayar! Sorgu yaşam çizgisi içinde kırılmanın bir noktasıdır.
Alkol içenler ile içmeyenlerin kavgası yoktur, fakat kutsal günler olarak kabul edilen günlerde alkol içenler ve satanlar hep saldırı altında kalır. Alkol kullananların bu hakları o günler içinde hak değilmiş gibi algılanır. Toplumu homojen görmek isteyenler, kafalarına uymayanlara karşı saygısız ve saldırgandır. Kutsallık adına günün fotoğrafı içinde kaç kişi hayatını kaybetmiştir ya da yaralanmıştır?
Kutsal kavramı görecelidir, biri için kutsal olurken, öteki için kutsal olmaz. Hindistan’da inekler kutsal görülürken, burada rahat rahat döner yiyebilmekteyiz. Onların kutsal saydığını burada yiyecek olarak tüketiyoruz! Bizim için kutsal olanlar ise başka yerde ya da bulunduğumuz ortamda tüketiliyordur! Dünya çelişkiler yumağıdır!
Günün fotoğrafına bakıyorum, kiralık daireler ve işyerleri artarken hala her şey yolunda diye propaganda yapılmasına onay verenler ve alkışlayanlarda bu fotoğrafın içindedir. Çalışanların gelirleri azalırken, belirli ticaret erbapların kasalarını dolması doğal karşılanmakta ve onaylanmaktadır. Allah adına kandırdığı ve para topladığı mahkeme tarafından dahi onaylanmış bir yapı için gönüllü bulma sorunun olmaması nasıl açıklanır? Bir damlacık yardımın eline konduğunda her türlü bildiği duayı okumadan duramazlar. Bir damla yardıma muhtaç olanların varlığı, büyük günah işleyenlerin görülmesine perde örüyor olabilir mi?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)